KİTAPLIK

 

HATUN / MUSA CARULLAH

 

‘Havada fitne olmaz. Olsa olsa fitne erkeklerin gözlerinde, kalplerinde yahut dillerinde bulunur. İlle de bir tedbir almak gerekiyorsa, erkeklerin gözlerine nikab, kalplerine adap, dillerine ceza lazım gelir.‘

                                                                                                                                                                                                                                      Medine BALLI

 

Bir Tatar âlimi ve düşünürü olan Musa Carullah Bigiyef, 1875 yılında Rusya’nın Rostov-na-Don şehrinde dünyaya gelir. Ailesinin yönlendirmesiyle küçük yaşlarda medrese ve lise (Rus Teknik Lisesi) eğitimini tamamlar. Dinî ilimlerde derinleşmek isteyen Carullah, Kazan bölgesinin âdeti olduğu üzere Buhara ve Semerkant medreselerine gider. Buralarda Arapça, Farsça, İslâmî ilimler alanında eğitim görür. Tecdid/yeniden yapılanma taraftarı olan âlimlerden Felsefe dersleri alır. Aldığı eğitimi yeterli görmeyen Carullah; İstanbul, Kahire, Şam ve Hindistan’a ilim yolculukları gerçekleştirir. Bu süreçte özellikle Kur’an ve Arap Edebiyatı üzerine ilmi araştırmalar yapar. Daha sonra Petersburg’a (Leningard)  döner. Rusya Müslümanlarının sosyal ve siyasî problemleri üzerine aktif faaliyetler yürütür. Bolşevik ihtilali öncesi ve sonrasında baskılara maruz kalır. Hayatının sonuna kadar ailesinden ayrı sürgün hayatı yaşar.

Döneminin dinî, siyasî, sosyal problemlerine yönelik eylemsel tavrının yanında Fıkıh, Hadis, Kur’an, İslâm düşüncesi, siyaset gibi alanlarda çoğunlukla çözüm odaklı 120 kadar eser kaleme alır. Bu eserlerinden biri de kadına dair meseleleri ele aldığı “Hatun”[1] adlı eseridir. Bu eserini 1916’da kadın haklarına dair bir rapor olarak hazırlar. Kazan Türkleri Kongresinde sunar ve oybirliği ile kabul edilir. Daha sonra 1917’de Rusya Müslümanları Büyük Kongresinde İslam’da kadın hakları başlığı altında sunar. Bu tebliği geleneksel düşünceye sahip Türkistan heyeti tarafından büyük tepkiyle karşılanır. Nihayetinde rapor oy çokluğu ile kabul edilir.[2] İmkânsızlıklar nedeniyle yayımlayamadığı eserini ancak 1933 yılında Berlin’de Avrupa’daki Müslüman düşünürlerle kurduğu matbaada bastırır.

Musa Carullah, kadına dair meseleleri sadece İslâm toplumlarının sorunu değil, insanlığın sorunu olarak görür. Ancak “Hatun” eserini Kur’an merkezli bir yaklaşımla, ağırlıklı olarak hicap, çok eşlilik, nikâh, boşama, miras, şahitlik gibi fıkhi meseleler çerçevesinde ele alır. Kur’an’ın sosyal hayattaki önemli öğretileri olarak gördüğü bu konuları, İslâm hatunlarına hürmet amaçlı kaleme alır. Yarı Osmanlıca ve Kazan Türkçesiyle kaleme aldığı kitabı, Prof. Dr. Mehmet Görmez tarafından sadeleştirilir. Kitap beş ana bölüm ve alt başlıklardan oluşmaktadır.

Musa Carullah, birinci bölümde Batı ve Doğu toplumlarının kadının toplumsal değerine yönelik farklı bakış açılarını karşılaştırır. Bu karşılaştırmaya Arap, Türk, Fars edebiyatında mevcut olan hatun, avrat, kadın, harem gibi kelimelerin semantik tahlili ile başlar. Hürmet tabiri olarak kullanılan “Hatun” kavramına dikkatleri çeker. Batı toplumunun sosyal hayatta kadının önemine dair bakış açısını nefsanî ve pragmatist, Doğu toplumunun bakış açısını ise ruhani ve hürmet esaslı olarak görür. Bu görüşünü Bedevi Araplar, Arap şairleri, Kur’an, Hadis, Tevrat, İncil ve Yunan düşüncesinden örnekler vererek destekler. Ayrıca Müfessirlerin “Allah erleri yerden, hatunları erden yarattı” gibi israiliyat düşüncelerinden etkilenerek temellendirdikleri kadının yaratılışa dair görüşlerine ciddi tenkitler yöneltir.

İkinci bölümde hicap (yüz örtüsü), aile hayatı ve kadın haklarına dair görüşlerini kaleme alır. Yine Bedevi Arapların dilinde burka’, nikâb, hımâr, cilbâb gibi hicap çeşitlerinin kullanımını açıklamakla başlar. Bedevi Araplarda, yüz perdesini karşılayan kavramların “avret perdesi” anlamında değil, hür kadınlara özgü “şeref şiarı” olarak kullanıldığını ifade eder. Kur’an ayetlerinden yola çıkarak[3] hatunlara emredilen örtünün yüz ve el dışındaki organları kapsadığı, yüz örtüsünün ise “ahkâm-ı vifâkiyeden”[4] olduğu sonucuna ulaşır. Ayrıca mezhep kitaplarında yüz örtüsünün “fitne korkusu” gibi bir gerekçeye bağlanmasını tenkit eder.

Kadın ve erkek birliği olarak gördüğü aile hayatının önemine değinir.”…Kadınların hakları, örfe uygun olarak vazifelerine denktir…”[5] ayeti ışığında kadınların hukuklarını açıklar. İnsanlığın erkeklik ve kadınlıktan önce geldiğini, dolayısıyla insanlıkta eşit olan kadın ve erkeğin hukuk önünde de eşit olmaları gerektiğini düşünür. Bu eşitlikten kastını; medeni hukuku, siyasi hukuku, aile hukuku, eşlik hakları, eğitim ve öğretim hakları açısından eşitlik olarak açıklar.

Üçüncü bölümde nikâhın mahiyeti ve İslam’da çok eşlilik konularını ele alır. Nikâhı tabii/fıtrî bir durum ve sosyal bir sistem olarak tanımlar. Nikâhı kadın ve erkek arasında bir muâhede (karşılıklı güven sözleşmesi) ve mîsâk-ı ğaliz[6] (sorumluluğu ağır sözleşme) olarak açıklar. Halk arasında yaygın olarak nikâhın bir mübadele/aldım verdim yöntemi olarak görülmesini doğru bulmaz. Nikâhta ebeveyne verilen velayet hakkının yaptırım gücü olan bir hak değil, çocuklarının maslahatıyla sınırlı olan bir hak olduğunu ifade eder. Ayrıca ayetler ışığında ailede “kavvam” rolünün neyi ifade ettiği, çok eşliliğin nasıl anlaşılması gerektiği ve hangi durumlarda zorunlu olabileceğine yönelik açıklamalar yapar.

Dördüncü bölümde talak/nikâh akdini feshetmek konusunu ele alır. Nikâh akdinin sosyal hayattaki etkileri, maslahatı nedeniyle muhafazası emredilir. Ancak eşler arasında anlaşmazlık, muhabbet eksikliği gibi durumlar meydana geldiğinde evlilik her iki taraf için esarete dönüşür. Carullah bu durumlarda boşanmanın zorunlu olduğunu düşünür. Kur’an’a göre boşanmanın aşamalarını açıklar. Bir boşama çeşidi olarak “hulle”[7] yöntemini batıl görür.

Beşini bölümde miras paylaşımındaki farklılık ve kadının şahitliği meseleleri hakkındaki görüşlerini açıklar. Kadınların hukuk yönünden erkeklerle eşit olduğunu savunmakla beraber, miras paylaşımındaki farklılığı doğru bulur. Miras paylaşımındaki farklılığı hukuk bakımından bir farklılık olarak değil, paylaşım farklılığı olarak görür. Hukuk insanların ehliyetine göre paylaşım ise ihtiyaçlara göre belirlenir. Farklı ihtiyaçlara rağmen mirasta eşit paylaşım adaletli olmaz. Ancak erkek ve kadının vazifelerine dair sosyal hayatın düzeni ve esasları değişirse kadınlara da mirastan erkekler kadar veya daha fazla pay verilebileceği düşünür.

Şahitlik konusunda ise kadınların şahitliğinin erkeklerin şahitliğine denk olmamasını kadının zayıflığı, akıllarının ve ilimlerinin eksikliği gibi nedenlere dayandıranlara karşı çıkar. Böyle olması durumunda kadınların hadis rivayetlerinin de kabul edilmemesi zorunluluğu doğardı. Bu eleştirel yaklaşımı bağlamında kadınların şahitliğinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair detaylı açıklamalar yapar.

Sonuç olarak şunları ifade edebiliriz:

Musa Carullah, kadına dair görüşlerini ağırlık olarak geleneksel düşünceye eleştirel bir yaklaşımla ele alır. Kavram tahlilleri ve Kur’an ayetleri ile düşüncelerini temellendirir. Ancak bazı bölümlerde ayetlerin siyak ve sibakından bağımsız yorumlarda bulunur. Edebi dilinin etkisiyle de kadının değerine, hukukuna yönelik ifadelerinde yer yer abartılı yaklaşımlarda bulunur. İslâm’da kadının konumunu dair katkılarıyla ise güncelliğini korumaktadır.