DENEME

Işıl CINGILLIOĞLU

 

 

HAYIRLI GÜNLER!

Ey sevgili Bugün!

Sabahından nasiplendiğim, akşamına erişmekten emin olmadığım ömür parçam,

Ey imtihanları ve sorumlulukları dolusunca önüme serili hayat ırmağı,

Rabb’in üzerine yemin ettiği zamandan bir birim,

Sermayemin bir bölümü, emek kronolojimin bir günü,

Gel seninle selamlaşalım.

Sevgili bugün, sevgili 3 Haziran Çarşamba! Hoş geldin! İnsanlar bana ‘hayırlı günler!’ dediler. Öyle denir her gün. Benim de niyetim ve ümidim elbette seni hayır ile doldurmaya yönelik.

Zaman ve hüsran denkleminde hüsrana uğramamak için önce verilen formülü hatırlayalım seninle: İman + salih amel + hak ve sabır tavsiyeleşmesi. Bu formülle ben de senin benim lehime şahitliğine talibim.

Sabahtan itibaren seni hayır ile doldurmaya niyetlendim. Bir dillensen, acaba bana ne cevap verirsin? Sence yeryüzünün en büyük hayrı ne? Şu günlerimizin, şu hayatımızın toplamından, nasıl bir hayır çıkmalı? Niçin yaşamalı? Bugünü ve diğer günleri neyle anlamlı kılmalı?

Hayır, iman, salih amel, hak ve sabrı tavsiye demiştik. Bunlar dini kavramlar, ilk Allah’ı hatırlatıyor. Genel algı da böyledir. Saatlerce ‘’Allah, Allah, Allah’’ desem; O’nun ismini ‘’zikretsem’’, tevhit çeksem, ayet ezberlesem, böylece senin içini ‘’hayır’’ ile doldurmuş olur muyum? ‘Yetmez ama evet’ dediğini duyar gibiyim.

Hayır kelimesi, şer kelimesinin zıttı, varlıkların en şerlisi de aklını kullanmayanlar. O halde beyin jimnastiği, bilgi birikimi, sayfalar, kitaplar dolusu uzun okumalar, derin düşünmeler… Seni bu şekilde doldursam, sen hayırlı Çarşamba olur musun? Ben hüsrandan kurtulur muyum?  Bilgi bilince ve farkındalığa dönünceye kadar, öncekinden daha çok bilinceye kadar öğrenmeye ayırırım seni, olur mu?

Öğrendikçe mutlaka şükrüm ve hamdım artar. Yaratanıma altı dolu şükürlerimi ve zihin coğrafyam genişledikçe ufku genişleyen övgülerimi ve minnettarlığımı sunarım. Alemin büyüklüğü bana, Alemlerin Rabbi’nin büyüklüğünü ve kendimin olanca acizliğini gösterir. Subhanallahlar, elhamdülillahlar çekerim. ‘Peygamberin Bir Günü’ diye bir kitapta okumuştum. Sevgili elçinin her günü, taze hamdler, capcanlı şükürlerle geçermiş. Aklımı ve kalbimi bu yoğun kıvamda ve bu coşkunlukta Rabbime bağlayıp, bunun vecdi ile bugünü/seni geçirmem hayırlı olmaz mı?

Elbette ibadetlerimin hiçbirini ihmal etmeyeceğim. Namazım olacak, nafile de ekleyebilirim; ramazan değilse bile oruç tutarım; zekat, fitre mevsimi geçmişse de sadaka veririm, belki adak kurbanı keser dağıtırım; bir fakirin kapısına iaşe paketi götürür veya eline alışveriş çeki veririm. Keşke imkan olsa, ışınlansam; umre bile yaparım. Bunlar büyük hayırlar değil mi? Sanırım bunları yapmakla iman ve salih amel kısmını halletmiş oluruz. Sen ne dersin?

Ey sevgili bugün,

Sen dillenmediğin için ben, bana öğretilenler üzerinden elimden gelenin en iyisini yapmayı hayal ediyorum. Ama yine de ahiretten önce dillensen, yeryüzünün en büyük hayrı neyse buyursan; ben ve sen nasıl ihya olacaksak söylesen çok iyi olurdu.

Kendimi avantajlı gördüğüm bir husus var, buna sevineceğini umuyorum. Haram ve günahlardan kaçınmaya alışkınım. Böyle yetiştirildim. Yani içkinin kokusunu bilmem, cana, mala, ırza kast etmem. Dilimi de sıkı tutarsam tamam gibi, hayırlı olmaya yaklaştık değil mi?

Sence eksik kalan bir şey var mı? Hüsrana uğramamak için bize verilen formülden geriye karşılıklı hakkı ve sabrı tavsiye kısmı kalmıştı. Sıra onda. Bu nispeten daha kolay bir madde gibi geldi bana. Sabah birçok ayet paylaşımı okudum, ben de beğeni attım. Bir dini sohbet videosu da eklerim bugün listeye. Hatta onu gruplarda paylaşırım. Cenaze haberlerini hep ‘’inna lillahi ve inna ileyhu raciun’’ ayeti ile karşılıyorum zaten. Sıkıntılı bir dostumu da ararım, ‘la tahzen’i hatırlatırım, elimden geldiğince teselli ederim, Şerh ve Duha okumasını öğütlerim, bir de ona dua ederim, ‘’Allah yardımcın olsun, Allah kolaylık versin…‘’ derim.

Aklıma bir de tevbe maddesi geliyor. Onu unutmayalım. Cahil eksiğine, günahına tevbe edermiş, alim ameline tevbe edermiş. Çok etkilenirim bu sözden. Elbette ben de günahıma, eksiğime, kusuruma tevbe edip, af ve mağfiret dilenmeliyim. Âlemlerin Rabbi için ne yapsak az, ne yapsak O’nun şanına az kalır, yetersiz kalır. Elbette rabbimin af ve mağfiretine muhtacım ve bu yüzden gözyaşlarımı katarak noksanım ve cürmüm ile bağışlanmak için el açacağım. Onun affı geniştir, O Gafur olandır.

Sevgili bugün, program mükellef oldu gibi. Peki, bu programla günü bitirsem sence hayır hedefini tutturmuş olur muyuz? Hüsrandan kurtulur muyuz seninle? Konuşmanın başından beri senin sesin hiç çıkmadı. Ne tamam dedin, ne itiraz ettin. Ben burada ikimiz için uğraşıyorum. Sen hayırlı bir gün, ben hayırlı bir insan olayım diye uğraşıyorum, farkında mısın?

Yarın senden bir tane daha gelecek. Her yarın varsınız art arda inşallah. Bak burası çok önemli! ‘’İki günü eşit olan ziyandadır’’ buyurulmuş.  Bunu da hesap etmeliyiz seninle. Gün aşırı olarak terkibimizdekilerde süre, sayı, miktar artırımına gidebiliriz. Bu artırımı 24 saati aşmadan nasıl ayarlarız ki günden taşmaz mı? Hayırlı günler, hayırlı ve bereketli bir hayat çok çetrefilliymiş be sevgili bugün.

Kafamı kurcalayan bir şey daha var maalesef. İlk günler, ilk haftalar, ilk aylar, hatta ilk yıllar tamam da. Fakat iki gün eşit olmayacaksa ve ameller niyetlere göre değerlendirilecekse acaba bu hayır programı gerçekten sürdürülebilir mi?  Uzun vadede tökezler miyim, aksatır mıyım hayır dolumunu?

Düşünsene sevgili bugün, sen ve senin gibiler boyunca evde bir sürü yapılacaklar var, dışarda iş güç geçim derdi var. Evlad-ü iyal var. Sen gelirken yükünle geliyorsun. Bazen sevinç, bazen keder getirebiliyorsun, bazen düğün bayram, bazen da kara gün, dert, borç, ölüm getiriyorsun. Her gün aynı genişlikte olmuyor ki, dünü unuttun mu? Yarınların da başka telaşları olacak. Halbuki, ben ciddiyim her bir günümü hüsrandan kurtaracak çaba verme kararımda. Gerçekten her günün dosyasını ‘hayırlı’ mührü ile kapatıp hesaba göndermeyi arzuluyorum.

Kur’an’da ‘’hayırda yarışın’’ diyor. Hem hayırda başka kullarla yarışacağım, hem kendimle yarışacağım, iki gün eşit olmayacak. Yapabilir miyim? Gittikçe gözümde büyüyor böyle. Derin bir nefes alıp, bugünün işi ve gücüyle, hayatın telaşesiyle ve rehavetiyle, hüznüyle ve kederiyle bu hayır dolumu hedefini nasıl bağdaştıracağız bir kere daha düşünelim hadi.

Bak sevgili Çarşamba!

Dediğim gibi sen benim için bir sermayesin, fırsatsın, imkansın. Tüm ciddiyetim ve samimiyetimle bir günün ve bir ömrün hayırlılığının ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Arıyorum. Yeryüzünün en büyük hayrı ne? İnsanın yeryüzüne katabileceği hayır ne? Şu günlerimizin, şu hayatımızın toplamından nasıl bir hayır çıkmalı? Niçin yaşamalı? Bugünü ve diğer günleri neyle anlamlı kılmalı?

Bence bir günün, bir hayatın akışı doğal olmalı. Denizi doldurup imara açanlar gibi hayatı durdurup durdurup ‘’hayır performansı’’ sergilemeye kalkmamalıyız. Bir gün, bu Çarşamba ya da önümüzdeki Cuma, insana bahşedilmiş bir fırsat olması hasebiyle özünde hayırlı. Çocukluk ve gençlikte günler dupduru pınarlar, deli çaylar, yüksekten aşağı atlayan şelaleler gibi. Hızlı, heyecanlı, kıpır kıpır…  Büyükler için de kıvrıla kıvrıla bir gölün dinginliğine, bir okyanusun enginliğine, bir su buharının hafifliğine götürebilir zamanın akışı insanı. Akışa uyumlu olan hayırlar bulmalı. Bugünü yaşarken yani ben ve an kesiştiğinde üretilip açığa çıkan, yaşama değer katan bir güç olmalı.

Temiz enerji kaynaklarını gözünün önüne getir. Suyun debisi, rüzgârın esişi, güneşin ışımasından enerji elde etmeyi düşün.

Ben ve bugün, bu öğlen ve namazım, bu yıl ki zekâtım buluştuğunda, bu terkip başka bir güç, hayata hayat katan bir enerji kaynağına dönüşmeli. Ahlaka, şahsiyete, var olma sevincine, insan olma onuruna; yeryüzü sakinliği gibi ahenkli bir bütünde huzur ve güvence dönüşmeli.

Sonra belki o temiz enerji, o hayatın içinde nerede lazımsa orada sarf edilir. Elektrik nasıl ısı, ışık ve motor güç sağlıyorsa… Nasıl varılamayacakları varılır, taşınamayacakları taşınır, yapılamayacakları yapılır kılıyor, engelleri kaldırıyorsa…

İman ve ibadetler de hayata değer katan, güç katan, verim katan bir forma evrilmeli. Akışı kesmeden, habitatı bozmadan, atıklarla çevreyi kirletmeden ve rahatsız etmeden evrilmeli. Barış, güven, huzur, adalet ve merhamet enerjisi, insanların evlerine ve şehirlerine dağılmalı. İşte bu enerjinin üretildiği her gün, her dün veya yarın, her Çarşamba veya Pazar hayırlıdır.  Hayat akmaya, enerji üretilmeye, ihtiyaç ve sorunlara çare olmaya devam edince hayırlıdır.  Bu sistem, nerede üretiliyorsa, orada hayırlıdır.  İzlanda da jeotermalden, Almanya’da güneşten, okyanusa kıyısı olan yerlerde dalgadan, gelgitten…

Temiz enerji kaynaklarını örnek vererek hayalimdeki hayır üretimini anlatmaya çalıştım sana. Suni değil, hayatı durdurarak, bölerek değil bizzat hayattan can bularak hayır…

Hayır, işte böyle arz-ı endam etmeli aramızda. Akıştan edinilen güç, toplumu ayakta ve bir arada tutmalı, medeniyeti kolaylaştırmalı ve geliştirmeli. Bizim ‘’hayırlı günler’’ çoğunlukla slogan, pilimiz bitik, şehirlerimiz karanlık ve soğuk.

Sevgili bugün,

Sen potansiyelinle hayırlısın, hayrınla geldin, biliyorum. Doğaya ve hayatın akışına entegre olamayan bizim jeneratörlerimiz. Görüntü ve gürültü olarak yer işgal etmekteyiz ama açığa çıkan enerji/hayır miktarı beklenilenin çok altında.

Yine de sen nice Hayırlı Ben’ler gör.

Zihinleri aydınlatan, evleri ısıtan, yolları kısaltan nice yenilik.

Hoşça kal!