KUR’AN’İ HAYAT AİLE

Sena KARAMANLI

 

Gıda Tüketimine Covid-19 Çerçevesinden Bakış

 

Diyetisyen

 

Dünyaca aynı sıkıntıyla boğuştuğumuz nadir zamanlardan birini yaşıyoruz. Bununla beraber Covid-19 günlerinin karantina günlerinde insanın doğadan çekilişinin doğaya ne kadar iyi geldiğini konuştuk günlerce. İnsanın tüketim seviyesinin nasıl her geçen gün arttığını ve çevremize nasıl zarar verdiğimizden bahsettik, fakat buna karşılık buradan ders çıkarmayı ümit ettik sadece.

Dünyada sanayi devrimiyle başlayan adına “tüketim toplumuna dönüş” dediğimiz bir olgu var. Tükettiğimiz alanların başında da maalesef gıda geliyor. Hem gereğinden fazla tüketiyoruz, hem de aynı şekilde israf ediyoruz. Son verilere göre yılda 1,3 milyar ton gıda çöpe atılmakta. Evde attıklarımız, lokantalarda söyleyip tüketmediklerimiz, açık büfelerde tabakları doldurup yiyemediklerimiz… Hepsi bu miktara dahil.

Özellikle de “dışarıda beslenme kültürü” üzerinde durulması gerektiğine inanıyorum. Şu anda virüsün yarattığı etkiyle dışarıda tüketim azalmış olsa da virüs korkusu biraz daha azaldığında, eskiye dönüşün olacağını, alışveriş merkezlerinin tekrar eskisi gibi dolacağını tahmin etmek zor değil. Özellikle toplumumuzda son 5 yıldaki en büyük aile etkinliğinin AVM yemek katlarını doldurmak olduğunu gözlemlediğimizde sosyolojik açıdan incelenmesi gereken, sorulması gereken bazı sorular var. Dışarıda yemek yemek bizim için tam olarak ne zaman eğlence halini aldı? Ne zaman AVM’lerin yemek katında oturma yerleri dolup taşmaya başladı? Bize ait olmayan besinlere ne ara bu kadar düşkün olduk? Küreselleşmenin etkisi ve kapitalist devletlerin pazarlama yetenekleriyle toplumumuza entegre edilen fast food kültürü çocuklarımıza nasıl aşılandı? Öncelikle bu sorulara cevap bulup bu kültürün topluma ve insana sosyolojik açıdan zararlarını düşünmek gerekiyor.

George Ritzer’in “Toplumun McDonalslaştırılması” adını verdiği tabir tam da bu konuyu ele alarak beslenme kültüründeki değişimlerin topluma da etkisini gösteriyor. Bireylerin bir toplum olmasında “yemek” olgusunun aile veya din gibi toplumsal kurumların yapılarını anlamlandıran kültürel ürünler olma fonksiyonu vardır. Yemeği “yemek” yapan özellikleri toplumsal kurumların kendilerini ifade etmelerinde birer semboldürler.  Özellikle yeni neslin benimsediği bu yeni beslenme alışkanlıkları topluma da yemek kültürünü kaybettirme eğilimini taşır.

Başka bir açıdan bakmak gerekirse; gıda güvenliği ve hijyenini konuşmak gerekir. Hem fast-food zincirlerinde hem de dışarıdan beslenmeyi tercih ettiğimiz çoğu lokantadaki hiçbir besinin ne hijyeninden ne de kalitesinden emin olabiliriz. Fakat biz evimizdeki hijyen kuralları konusunda çok fazla tedbirliyken nasıl oluyor da her hafta sonu ne olduğu belli olmayan yiyeceklerin içinde bulduk kendimizi ve özellikle çocuklarımızı? Özellikle besinlerden bulaşan bakterilere baktığımızda başı Salmonella, Campylobacter, Shigella, Cryptosporidium, Shiga toksin üreten Escherichia coli bakterileri çekiyor. Bu bakteriler besin zehirlenmelerine yol açmakta olduğu için hijyen konusunda dikkat etmek gerekmekte. İçeriğini bilmediğiniz, bol miktarda katkı maddeleriyle hazırlanmış gıdalarla aldığınız kimyasallar da ek olarak bir sürü sağlık problemine yol açabilmekte.

Ve son olarak da sağlık açısından etkilerine bakarsak Fast-Food tüketiminin zararlarını en küçük çocuklar dahi bilse de, gerçekten idrak edilmediği kanaatindeyim. Özellikle Amerika’da çıkan bu kültürün en büyük etkisi de aynı toplum üzerinde çok net olarak görmek mümkün. Aynı zamanda en geniş çaplı sağlık taraması çalışmalarının da burada yapıldığını görüyoruz. Dünya Sağlık Örgütü fast-food beslenme tarzının yaygınlaştığı 1970 yılından itibaren aşırı tuzlu besin tüketimine bağlı hipertansiyon, alkole bağlı olmayan, yağ tüketiminin artışıyla artmış karaciğer hastalıkları, insülin direnci, dislipidemi, pulmoner hastalıklar, tip 2 diyabetin ciddi oranlarda artışta olduğunu bildirilmiştir. Aynı zamanda besin açısından fakir yiyeceklerle beslenmenin sebep olduğu vitamin eksiklikleri (özellikle A ve C vitaminleri ve kalsiyum minerali) ve bunlara bağlı hastalıkların da görüldüğü araştırmalarda gösterilmiştir.

Ve tabii ki en gözle görülür etkisi; obezite. Özellikle çocukluk çağında kazanılmış aşırı yağlı, şekerli gıdaların tüketimi enerji alımını da arttırmaktadır. Büyümenin hızlı olduğu okul çağında hücre sayısı artmakta, gereksinimden fazla enerji alındığında ise, yağ hücrelerinin hacmi genişlemektedir. Fazla enerji alımı devam ettikçe hem yağ hücrelerinin hacmi, hem de sayısı artmaktadır. Bu da ileriki yaşlarda obez olma riskini arttırmaktadır.

Obezite sadece vücutta yağ toplanması ve ‘fit olmayan’ bir görüntü demek değildir, ciddi bir sağlık sorunudur. Obezite diyabet, kalp-damar hastalıkları, karaciğer rahatsızlıkları, akciğer hastalıkları, hipertansiyon, uyku apnesi, depresyon, polikistik over gibi birçok hastalığı da beraberinde getirir. Adına kronik hastalık dediğimiz bu hastalıklardan neden korunmamız gerektiğini de pandemi sürecinde daha iyi anladığımızı düşünüyorum.

Sonuç olarak; evden beslenerek de sağlıksız beslenebiliriz bu apayrı bir konu. Fakat üzerinde durmak istediğim kısım dışardan beslenme halinin sürekli olması ve alışkanlık halini alması. Yoksa tabii ki insanlar sosyalleşmek için dışarıda yemek yemeye de ihtiyaç duyarlar. Fakat bunun dengesini tutturmak çok önemli. Bu pandemi sürecinin toplumumuza kazandırmasını yürekten istediğim bir şey var. AVM /Fast-Food kültüründen uzaklaşmak ve evden beslenmeye yönelmek.

Özellikle bu durum yavaş yavaş işlerine dönmeye başlayanlar için daha zor olabilir. Çalışanların mümkün olduğu kadar ev yapımı taşınabilir salatalar, sandviçler ve yanlarında mutlaka meyve & kuruyemişlerle işyerlerine gitmelerini hem enfekte olmayı azaltmak amaçlı hem de sağlık amaçlı öneriyorum. Besin öğelerinin, vitamin ve mineral alımının tamamlanmasının sağlıklı bir bağışıklık için önemi büyük. Ayrıca her gün tüketilen fastfood veya çok yağlı yemekler yerine evden yemek götürmenin alınan fazla enerji/tuz/şeker/yağ miktarını da düşürüleceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Gereksiz tüketimi azalttığımız, her açıdan daha sağlıklı bir toplum olduğumuz günler dileğiyle.