Casiye: Yenilmişlik Simgesi

Casiye Suresi, Mekke döneminde gelmiş olup orta uzunlukta bir suredir. Toplam 37 ayetten oluşmaktadır. Bu sureye “Şeriat Suresi” ve “Dehri Suresi” adı da verilmiştir. Çünkü bu sure şeriat ve dehr (zaman) gibi kavramları da ele almaktadır.

Casiye: Yenilmişlik Simgesi

Casiye Suresi, Mekke döneminde gelmiş olup orta uzunlukta bir suredir. Toplam 37 ayetten oluşmaktadır. Bu sureye “Şeriat Suresi” ve “Dehri Suresi” adı da verilmiştir. Çünkü bu sure şeriat ve dehr (zaman) gibi kavramları da ele almaktadır.

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

               

Oluş ve bozuluşun hakikatini anlatan başka surelerle (Duhan, Tekvir, Fecr, Zelzele vs.) aynı grupta telakki edilir. Ele aldığı konular insanın varoluşsal sorunlarıyla ilgilidir. Sure, Allah’ın kozmolojik ayetleriyle başlar, insanın kibir, büyüklenme ve hakikatle alay etme gibi şeytani eğilimlerine değinir ve iman, kitap ve vahiy gibi meseleleri bu dinamiklerle ilişkisi içinde ele alır. Dehri hayat görüşünün odak noktası şu cümlelerle çarpıcı bir şekilde dile getirilir: “Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak geçen zaman (dehr) yoluğa sürükler.” (45:24).

Hz. Muhammed’in çağdaşlarının en önemli inanç zaafı, ahirete inanmamalarıdır. Mekke ve çevresinde yaşayan halkın Tanrı, melek, ibadet, şeriat vs. hemen her konuda bilgileri vardır. Sanıldığı gibi inkârcı ve ateist bir toplum değildir. Kendine özgü bir din ve dünya görüşü vardır. Bununla birlikte bu din ve dünya görüşünde ahirete yer yoktur. Başka bir deyişle Araplar dirilişe, kıyamet gününe, hesaba ve cennet-cehenneme inanmıyorlardı.

Din konusunda dayandıkları temel bilgi kaynağı gelenek, atalar ve pratik akıldan başkası değildi. Yanı başlarında yaşayan Ehl-i Kitap ile ilişkileri çerçevesinde vahiy, kitap ve peygamberlik konusunda da bilgileri vardı. Ehl-i Kitap ümmi oldukları için onları hakir görüyordu. Ümmilik, dönemin sosyal ve kültürel bağlamında sadece okur-yazar olmamak anlamında değil, aynı zamanda kitap sahibi olmamak anlamında da kullanılıyordu. Ehli Kitap kendisini kültür ve medeniyette daha ileri bir seviyede görüyor ve ümmileri geri kalmış bir halk olarak değerlendiriyordu.

Bu yorumları dayandırdığımız ayet şudur: “Andolsun ki biz, vaktiyle İsrailoğullarına kitap, hüküm ve peygamberlik vermiştik. Onları temiz rızıklarla rızıklandırmıştık. Ve onları âlemlerden üstün kılmıştır.” (45:16).

İsrailoğullarının üstün kılınması ırki bir temele dayanmaz. Kendilerine verilen nimetlerle ilgilidir. Onlara bedensel açlıklarını doyuracak temiz rızıklar, ruhsal ve entelektüel açlıklarını doyuracak kitap, hüküm ve peygamberlik verilmiştir. Ama bu nimetler hep bir amaca yönelik olmuştur: Denenme ve sınanma. Ne yazık ki İsrailoğulları kendilerine verilen nimetleri değerlendirme konusunda akıllıca davranmamışlardır. Nitekim yukarıdaki ayetin devamı şöyledir: “Din hususunda onlara apaçık deliller verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik ve düşmanlık yüzünden ayrılığa düşmüşlerdi. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında hükmedecektir.” (45:17).

Kitap, hüküm ve peygamberliğin verilmesi bir açıdan ayrıcalık olarak görünse de beraberinde getirdiği sorumluluklar düşünüldüğünde, bu ayrıcalık aynı zamanda sorumluluklar yerine getirilmediğinde baş aşağıya doğru düşüşün de sebebidir.

Allah’ın nimetlerinden yararlanma konusunda insanlar eşittir. Çünkü yeryüzünde yaratılan her şey onun için yaratılmış ve onun emrine verilmiştir. “O göklerde ve yerde bulunan her şeyi kendinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize sunmuştur. Şüphesiz bunda düşünen topluluklar için ibret ve deliller vardır.” (45:13)

Allah nezdinde değerlendirme ölçütü şudur: “Her kim iyi bir iş yaparsa onun faydası kendisinedir. Kim de kötülük yaparsa, zararı yine ona döner.” (45:15). Bizi kurtaracak olan şey de, ziyana sevk edecek olan da aynıdır. Bu, şüphesiz ki iyi ya da kötü eylemlerimizdir. Fayda ve zarar, kendi elimizle bize gelir.

Din, şeriat, kıyamet ve diriliş konusunda insanın temel zaafı, kendisini otorite olarak görmesidir. Bu zaafı, Casiye Suresi’ndeki şu ayetler gayet canlı bir şekilde dile getirmektedir: “Heva ve hevesini kendine ilah edinen, Allah’ın kendi ilmi dâhilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah’tan başka kim hidayete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?” (45:23).

Kendi egosunu ilah edinmek, işte bu motif, bugünkü insan kadar dünkü insanı da saptıran temel motiftir. Modern zamanların hâkim dünya görüşü hümanizm bunu şöyle formüle etmiştir: “Her şeyin ölçütü insandır.” Hümanizm, dinsizlik veya ateizm değildir, o yeni bir dindir. Bu din “İnsancılık” dinidir. Yani dünyanın merkezine Tanrı’yı değil, insanı koyar. Hümanizm bir nevi insanın kendi kendine tapması olduğu için Osmanlı aydınları çok isabetli bir biçimde hümanizmi “Beşeriyete İbadet Mezhebi” olarak kavramsallaştırmıştır.

Kur’an, Casiye Suresi’nde bu ilahlaşma sendromunun kaynağını şu şekilde açıklıyor: “O kimse Allah’ın kendisine okunan ayetlerini işitir de, sonra sanki kibrinden hiç işitmemiş gibi ısrar eder. İşte sen onu, can yakıcı bir azapla müjdele!” (45:8). Kibir, kendini büyük ve üstün görmenin kaynağıdır. Kibir, normal ve sağlıklı bir insanın özelliği değildir. O, büyüklük sanrısına kapılmış ve kendini ilah olarak gören hastalıklı bir tipin özelliğidir. İşte, manen tedaviye ihtiyacı olan kişi budur! Fakat çoğu ruh hastalarında görüldüğü üzere bu tip kendisinin hasta olduğuna inanmaz, sürekli inkâr içindedir. Tedavi için ilk önce kişinin hasta olduğunu kabul etmesi gerekir.

Casiye Suresi, kendi egosunu ilah edinen hasta insanın akıbetini haber vermektedir. Casiye kelimesinin de içinde geçtiği 28. ayet bir kıyamet sahnesini canlandırır ve “diz çökmüş” bir ümmeti tasvir eder: “O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılır, onlara ‘Bugün yaptığınız eylemlerin cezası verilecektir. İşte kitabınız, yüzünüze karşı hakkı söylüyor, çünkü biz sizin yaptıklarınızı hep kaydediyorduk.’ (45:28-29).

Diz çökmek, bir otorite karşısında teslimiyeti dile getirmektedir. Artık yetkili otorite sizin hakkınızda nasıl bir karar verirse, kabul etmekten başka çareniz yoktur. O gün sizin lehinize veya aleyhinize şahit edecek şey, kendi kitabınızdır. Bu öyle bir kitap ki, dünyada iken ne yapmışsanız kaydedilmiştir. Eylemlerinizle baş başa geldiğiniz vakit artık inkâr edecek bir şey yoktur.

Eylemleri yüzüne okunan kâfirlerin hallerini Casiye Suresi’nin son ayetleri şöyle dile getirmektedir: “Siz, dünyada bugüne kavuşmayı nasıl unuttuysanız, biz de bugün sizi öylece unutacağız. Yeriniz ateştir ve sizin için yardımcılardan kimse yoktur.” (45:44). Bu akıbetin sebebi de son üç ayette açık bir şekilde açıklanır: “Bunun sebebi şudur: Siz Allah’ın ayetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün onlar, ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri kabul edilmeyecektir. Hamd, göklerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Göklerde ve yerde büyüklük ve hakimiyet O’nundur. O, Aziz’dir; Hâkimdir.” (45:35-37).     

 

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin
Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Bu sayfa, Kur'ani Hayat Dergisi'nin resmi sayfasıdır. Dergiyi tanıtma amacıyla kurulmuştur.

Yorumlar