İmamlar Ve Sultanlar

Mustafa İslamoğlu’nun ele aldığı eser; İslam dünyasının hicri ilk yüz elli yıllık örneklerinden yola çıkıp, nebevi ve sultani siyaset arasındaki farkları ortaya koyarak, İslam ümmetinin bugünkü hale gelmesine neden olan siyasi kırılmaları ele almaktadır.

İmamlar Ve Sultanlar

Mustafa İslamoğlu’nun ele aldığı eser; İslam dünyasının hicri ilk yüz elli yıllık örneklerinden yola çıkıp, nebevi ve sultani siyaset arasındaki farkları ortaya koyarak, İslam ümmetinin bugünkü hale gelmesine neden olan siyasi kırılmaları ele almaktadır.

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Nebevi yönetimde din dünyaya hükmediyor ve hukukun üstünlüğü sağlanıyordu. Saltanat yönetimlerinde ise dünya dine hükmeder ve devlet imkanlarından daha fazla faydalanan imtiyazlı bir sınıf oluşur. Saltanat sisteminde hilafet kurumu da sekülerizmin elinde gerçek anlam ve amacını yitirir. İslam binasının siyasi temellerini sarsan nedenleri anlamak için hicri 40 ile 60 yılları arasında yaşanan olayların anlaşılması gerekir. Hz. Osman’ın hilafeti döneminde yönetimde daha fazla söz sahibi olan Ümeyyeoğulları ve tuleka ile Hz. Ali arasında geçen askeri ve siyasi çekişmeler neticesinde, İslamiyet’in öngördüğü yönetim sistemi ilk olarak Muaviye tarafından saltanata dönüştürülmüştür. Hz. Osman’ın katledilmesini bahane eden Şam valisi Muaviye; İslam tarihinde ilk kez hilafet makamını kılıç zoruyla ele geçirerek, şûrânın yerine veraset sistemini getirmiştir. Bu dönemden sonra ümmet içerisinde İslamiyet ile bağdaşmayan birçok bidat ortaya çıkacak, zulme ve haksızlığa itiraz ettiği için bi çok güzide insan yönetim eliyle kılıçtan geçirilecektir. Muaviye döneminde katledilen isimlerden birisi Hicr b. Adiyy’dir. Muaviye tarafından Kufe’ye vali tayin edilen Muğire b. Şube’nin hutbede sahabeye lanet ve küfür yağdırmasına karşı çıktığı için tutuklanır ve Muaviye’nin emri ile öldürülür.

İslam tarihinde kerbela olayı ile artık nübüvvet ve saltanat çizgisi belirginleşir. Muaviye’nin veraset yoluyla yerine geçen oğlu Yezid’in ordusu peygamber torunu Hz. Hüseyin’i zalimce katleder. Hüseyin’in kesilen başı Yezid’in önüne getirildiğinde Yezid; Bedir’in öcünü aldığını zikreder. Yezid’in ardından gelen oğlu İkinci Muaviye ise nebevi siyaset ilkesi olan şûrâyı tekrar öne çıkarmak istemişse de iktidarı üç ay gibi çok kısa bir zaman sürerek esrarengiz bir şekilde ölmüştür.

Zulme karşı direnen ve Yezid’in ölümünden sonra Mekke ve Medine tarafından hilafet görevine seçilen Abdullah b. Zübeyr ise Haccac’ın Mekke’ye saldırması sonucu şehit edilir. Hz. Ebubekir’in kızı Esma oğlunun cesedini görünce Haccac’a şu unutulmayacak sözleri söyler: ‘’sen onun dünyasını mahvettin; fakat o da senin ahiretini mahvetti!’’ Haccac’ın katlettiği başka bir isim ise Abdullah b. Zübeyr’in yanında ona destek olan Said b. Cübeyr’dir.

Nebevi siyaseti ikame etmeye çalışan isimlerden birisi de hicretin 99 yılında halife olan Ömer b. Abdülaziz’dir. Ömer b. Abdülaziz hilafeti döneminde birçok devrimsel kararlar almıştır. Bu kararlardan bazıları; zulüm döneminde alınan malların tasfiyesidir. Ömer b. Abdülaziz’in bu tavrı saltanat ve zulümden nemalananları rahatsız eder ve zehirlenerek öldürülür. O’nun çabalarından biri de ümmetin vahdetini sağlamaktı. Ömer b. Abdülaziz’e göre ümmetin vahdetini bozan şeyler; dinar ve dirhem ayrılığıydı. Oysa ümmetin vahdeti için Allah, peygamber ve kitap yeterliydi.

Hz. Hüseyin’in torunu ve İmam-ı Azam’ın hocalarından Zeyd b. Ali’nin Emevi saltanatına kıyamı ise Kefelilerin ihaneti ve kendisinin şehit edilmesiyle son bulur.  Emevi iktidarını yıkarak yerine geçen Abbasoğulları da saltanat sisteminin izinden gidecektir. Abbasi zulmüne direnen Muhammed ve İbrahim b. Abdullah’ında kaderi şehadetle sonuçlanacaktır.

İslam ümmetinin hizipleşmesi ve parçalanması Hz. Osman’ın öldürülmesiyle başlar. Hz. Osman’ın halife seçilmesiyle Hz. Ali’yi destekleyen Haşimoğlularının karşısına ilk kez güçlü bir kavim olan Ümeyyeoğulları çıkar. Hz. Osman’ın hilafeti döneminde kendi akraba ve mensuplarını göreve getirmesi ve görevden alınanların göreve getirilenlerden işlerinde daha liyakatli olmaları gibi etkenler ümmet içinde hoşnutsuzluğa yol açmış ve bu hoşnutsuzluklar Hz. Osman’ın öldürülmesine neden olmuştur. Hz. Osman’ın öldürülmesinin ardından kendilerini Osmancılar (Osmaniyyun) olarak niteleyenler, Hz. Ali’den Hz. Osman’ı öldürenlerden hesap sorulmasını talep ederek giderek büyüyen hizipleşmelerin kıvılcımlarını ateşleyeceklerdir. Bu olayların ardından Hz. Ali’nin hicri 41 yılında bir Haricinin suikastı sonucu öldürülmesi ile siyasi tarafgirlikler belirginleşir ve kerbela olayı ile de vasiyet ve imamet gibi meseleler gündeme gelerek akidevi ayrılıklar da baş gösterir.

Tarihi kaynaklara göre siyasi anlamda ilk hizipleşme Hz. Osman’ın şiası ile başlar. Hz. Osman nübüvvetin erken dönemlerinde Müslüman olarak, peygamberimizin davasına büyük katkılar sağlamıştır.

Fakat mensubu olduğu Ümeyyeoğulları hilafeti ele geçirince siyasi, askeri ve dini alanda üç büyük değişiklik gerçekleşmiştir:

  1. Rasulullah ve Raşid halifeler döneminde halife seçimi şûrâ ile gerçekleşirken; Beni Ümeyye şûrânın yerinde babadan oğula geçen veraset sistemini getirmişlerdir.
  2. Düzenli bir ordu kurularak ‘’cihad’’ kavramı bir mesleğe dönüştürülüp, kurumlaşmıştır.
  3. Yaşanan çalkantılı dönemlerde iman-amel ilişkisi ve kader konusu gündeme gelerek, birçok sorunun cevap arayışı başlamış ve ilk mezhepler ortaya çıkmıştır.

Hariciler, ameli imandan sayarak her günah işleyeni kafir-mürted ilan ederken; Mürcie ise münafıkları bile mümin görecek kadar iman ile amelin arasını ayırıyordu.  Mevali olarak İslam’a sonradan girenlerin hakkını savunan kıyamcı Mürcie ile eyyamcı Mürcienin birbirinden ayırt edilmesi gerektiğini vurgulayan İslamoğlu; günümüz Müslümanlarını bekleyen en büyük tehlikenin oportünizme dayanan Mürcie tavrı olduğunu beyan etmektedir. Bu dönemde tekfircilikleriyle ünlü olan ekol ise Haricilerdir. Bir yandan Hz. Osman’a tabi olanları tekfir ederek Hz. Ali’nin safında bulunurlarken; daha sonraları Hz. Ali’yi de tekfir etmişlerdir. Kendileri gibi inanmayan herkesi kafir ilan edip katledilmesini savunan Haricilerin, İslam tarihindeki ilk anarşist gurup oldukları söylenebilir.

Mutezile ekolü ise tekfircilik ve bağnazlık hastalığına yakalanan hariciler ile imanı batına hapseden Mürcie arasında bir orta yol olarak doğmuştur. Mutezile siyasi sebeplerle uydurulan hadislere karşı, aklı ön plana çıkardığı için hadisçileri karşısında bulmuştur. Eserde bu üç ekol ile ilgili şu karşılaştırma yapılmaktadır:

 ‘’İslam’ın ideal bütünü parçalanınca her hizip hakikatin bir parçasını ellerinde bulunduruyordu. Örneğin Şia sarsılan adaleti yüceltirken, Mürcie kaybolan sevgi ortamını yeniden ortaya çıkarmak için ‘iman sevgidir’ aşırılığına kaçmıştı. Hariciler Mürcie batıniliğine tepki olarak kaybolmakta olan ameli yücelteyim derken onu putlaştırmış, Mutezile ise ‘nass’ ticaretiyle geçimini temin eden ve emr-i bi’l-m’aruf nehy-i ani’l münkeri fitne sayan sakat anlayışa tepki olarak aklı ön plana çıkarıp zındıklara karşı tevhidi, zalim yöneticilere karşı emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münkeri bayraklaştırmışlardır…’’

Eserin son bölümünde İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin siyasi mücadelesi aktarılır. İmam-ı Azam Kufe doğumludur, Arap olmadığı bilinmektedir. İmam-ı Azam Arap ırkçılığını devlet politikası haline getiren Emevi uygulamalarını hiçbir zaman benimsememiş, Emevi siyasetine karşı ayaklananları her zaman desteklemiştir. Emevi yönetiminin yıkılışının ardından yerine Abbasoğulları geçmiştir.  Abbasoğulları da intikam almak bahanesiyle Emevi zulmünden farksız davranır. Abbasi halifesi Mansur zamanın en büyük fakihi olan İmam-ı Azam’a baş kadılık teklifinde bulunur. Bu teklifin saltanatçılar tarafından satın alınmak olduğunu anlayan İmam-ı Azam teklifi reddeder. Baş yargıçlık teklifini reddettiği için Mansur tarafından zindana hapsedilerek her gün kırbaçlanır. İşkencelere dayanamayan imam 70 yaşında şehid olur.

‘’Onlar bir ümmetti, geldi geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız.’’ (Bakara/141)

Eserin söz sonunda başkalarının yaptıklarıyla övünmek ya da yerinmek yerine dünü, bugünü, kendisini, Allah’ı, mahlukatı, Resulü, dostu, düşmanı bilmenin ve tanımanın önemine dikkat çekilir. Bilmenin ve tanımanın yolu ise çalışmaktan geçmektedir.

 

 

 

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin
Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Bu sayfa, Kur'ani Hayat Dergisi'nin resmi sayfasıdır. Dergiyi tanıtma amacıyla kurulmuştur.

Yorumlar