Prof. Dr. Nuran YILDIZ: “Kadın Cinayetleri “Erkeklik” Sorunu Değil “İnsanlık” Sorunudur!”

Toplumda güçlüden güçsüze dönük her türlü şiddeti meşrulaştıran ve temellendiren bir şiddet türü kadına yönelik şiddet.

Prof. Dr. Nuran YILDIZ: “Kadın Cinayetleri “Erkeklik” Sorunu Değil “İnsanlık” Sorunudur!”

Toplumda güçlüden güçsüze dönük her türlü şiddeti meşrulaştıran ve temellendiren bir şiddet türü kadına yönelik şiddet.

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

İndirgemeci modern çağ, kesintisiz ve biteviye akan coşkun bir nehre benzeyen insan hayatını, hem enine (“çocukluk-gençlik” gibi), hem de boyuna (“kadın-erkek” gibi) böldü. Önce, hayatı parçalara ayırarak kategorize etti, sonra bu “parça”ları “bütün”den bağımsız ele alarak “mutlaklaştırdı”. “İnsan”, varlıklar içerisinde özgün ve seçkin bir kategoridir. Peki, “insan” olmakla yetinmeyip, kişinin seçiminde kendi dahli bulunmayan “kadın”lığını ya da “erkek”liğini öne çıkarması, hangi psiko-patolojik yaklaşımın ürünüdür? “İnsan hakları”ndan söz edilen bir yerde, ayrıca bir de “kadın hakları”ndan söz ediliyorsa, orada kadına “Kandıralı” muamelesi yapılıyor demektir.

Tüm bu saiklerden yola çıkarak oluşturduğumuz “kadın ve eşitsizlikler” konulu soruşturma dosyamızda değerli gazeteci, yazar, akademisyen ve eğitimci kadınlara bireysel, toplumsal ve ekonomik boyutları ile dişil öteki olarak tanımlanan KADINA YÖNELİK ŞİDDETE DAİR NE DÜŞÜNDÜKLERİNİ sorduk…

  • Bireysel, toplumsal ve ekonomik boyut:

- En önemli sorunlardan biri “şiddet”in tanımında yatıyor. Şiddetin ne olduğu üzerinde durulmuyor.

Ve maalesef şiddetten sadece kaba kuvvet algılanıyor. Halbuki kaba kuvvet şiddetin görünen boyutu.

Bir insan üzerinde davranış değiştirmek amaçlı her türlü zorlama şiddet aslında.

Kadına yönelik şiddete gelince; ben şiddeti cinsiyete göre ayırmıyorum. Şiddet sadece kadına yönelik yaşanmıyor, çocuğa, yaşlıya, engelliye yönelik şiddetin de toplumun derinlerinde en az kadına şiddet kadar yoğun olduğunu düşünüyorum. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler görünür ve medyatik değiller o nedenle onlara yönelik şiddet yokmuş gibi algılanıyor. Şiddet öğrenilen ve taklit edilen bir şey. Şiddeti uygulayan kendi ortamında buna tanık olduğu için bunun bir yöntem olduğunu düşünüyor. Ayrıca bir de özgüven sorununun sonuçlarından da biri. Özgüven sorunu ve iletişimsizlik şiddeti doğuruyor.

Öyle olunca da eğitim ve kültür olarak çok fark etmiyor. En son geçen hafta 4 çocuğunu döven ve bunu da kameraya alıp sosyal medyada paylaşan şuursuz bir baba gördük. Neden dövdüğü sorulunca “eşimle barışmak için” cevabını veriyor. Dayak atmanın, şiddete başvurmanın ahlaki bir sorun, bir hastalık olduğunun farkında bile değil.

  • Bireysel ve toplumsal olarak ıslah ve inşa bağlamında nereden başlamalı?

- Bu sorunun öyle tek bir cevabı yok. Pek çok başlıkla birlikte ele alınması gerekiyor. Ama ilk önce şiddeti cinsiyete, yaşa, kültüre göre ayırmaktan vazgeçip topyekûn ele almak gerekiyor. İnsana insan olduğu için, tüm canlılara, canlı oldukları için değer vermek, saygı göstermek gerektiği öğretilmeli. Öğretilmiyor. Aile tüm diğer sorunlarda olduğu gibi en kilit kavram.  Bir canlıya, insana sadece canlı, insan olduğu için saygı duymak aile içinde öğrenilen bir davranış. Ancak aile bunun farkında bile değil. Önce ev içinden başlamak gerekiyor. Ve suça dönüşmeden müdahale gerekiyor. Şikâyet mekanizmaları oluşturulmalı ve tüm şikayetler takibe alınmalı. Ev içerisinde ruhlar yaralanırsa, toplumun ruhu topyekûn yaralanır. Eğer ev içi şiddeti engelleyecek mekanizmalar kurulursa çözüm için de adım atılmış olur. Şiddete yönelik şikayetler küçümsenmemeli, barıştırıp göndererek sorunu çözüldüğünü sanan anlayış terk edilmeli.

  • Kadın?

- Bizi doğuran, büyüten, bizi bizden çok seven ve biz ölünce “senin yerine ben ölseydim” cümlesini kurabilen tek varlık.

  • Türkiye’de kadın olmak?

- Her gün yeniden, yeniden insan olduğunu kanıtlamak zorunda kalmak.

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

- Her kadın gibi önce annem. İmkansızlıklardan nasıl imkanlar doğabileceğini ondan öğrendim.

Ve elbette, Reşat Nuri’nin “Çalıkuşu” Feride’si. Köy okulundaki öğretmen Feride’den, idealler için özveriyle nasıl çalışılacağını öğrendim.

  • Unutamadığınız bir kadın portresi?

- Camille Cloudel. Erkek işi olarak kabul edilen alanda büyük mücadele veren Fransız heykeltraş. 19 yüzyıl sonu ve Fransa’da kadınların sanat eğitimi almasının yasak olduğu dönemde arkadaşlarıyla atölye açıyorlar. Bir dahi olarak kabul edilmesine rağmen, erkeklerin olduğu dünyada ayakta kalma, kabul görme mücadelesi bir süre sonra ruhsal sorunlara yol açıyor. Bu süreçte dünyanın en önemli heykeltraşlarından Rodin’le tanışıyor ve sevgili oluyorlar. Ve fakat benim için Camille portresini çarpıcı kılan şeyin, erkek egemen dünyada ayakta kalma, sevgilisinin gölgesinde kalmama mücadelesinin ruhsal çöküntüsünü “Roden’e olan aşkından delirdi” olarak yorumlanması. Yine erkek egemen bir yorum ve bu büyük haksızlık beni çileden çıkardığı için Camille hiç unutamadığım bir portredir.

 

Yıldız RAMAZANOĞLU - Yazar

İnsanlık tarihi boyunca bazı istisnaları saymazsak dünyada insan ve kadın diye iki kategori olması, ilkinden neredeyse sadece erkeğin anlaşılması. Dünya maceramızın en büyük imtihanlarından biri oldu bu. Vahyin önemli işlevlerinden biri de eşitsizlikleri, ayrımcılıkları ayrıcalıkları ortadan kaldırıp, insanlık tahtında kadın ve erkeğin eşitliğini, eşdeğerliğini denkliğini ilan etmesi…

Bütün dünyadaki kadına yönelik hak hukuk ihlallerini konuşarak konuyu dağıtmamak lazım. Ülkemizde her yıl yüzlerce kadının öldürülmesi (2019’da 474 kadın öldürüldü, bu bir soykırım) kız çocuklarının tacize uğraması, araştırmalarda her üç kadından birinin yaşı kaç olursa olsun şiddete uğradığını beyan etmesi karşısında Müslümanlar hala bu durumun bizimle ilgisi yok, İslam kadının bütün haklarını teslim etmiştir, bu başkalarının meselesidir diyebilecek mi? Kadının ince, zarif yapısını bir eksiklik olarak görüp buradan şiddete ve boyunduruğa elverişli olduğu sonucunu çıkaran, nasıl ve ne kadar darp edilebileceğine dair risaleler yazabilen dini önderler Peygamberimizin ahlakının neresinde? Kadının en güçlü olduğu annelik hamilelik zamanlarından bile güçsüzlük ve kolayca baskı altına alınabilirlik çıkarsamasında bulunabilmek, İslam’ın temel ilkelerinden ne kadar uzaklara savrulma? Şu an kadınlar elini çektiği anda birçok aile dağılacak ve hayat işlemez olacakken, kadının zekâsından kuşkuya düşmemiz gerektiği fikrini yaymaya çalışmak, varlığını sadece cinsel kimliğiyle sınırlamak neyin korkusu?

Şiddetin sosyal, psikolojik, ekonomik, bölgesel birçok nedeni çözümlemesi var ve sayısız araştırma yapılıyor bu konuda. Fakat dini öğreti ve yaklaşımlar da bilinçaltını etkileyen önemli bir etken. Açık olan bir hakikat var ki En’am 54’te kendi şanına asıl olarak merhameti yazdığını söyleyen Rabbimizin şiddeti hoş görmesi düşünülemez, bu cürümlerin cezası ağır olacaktır. En utandırıcı durum da dindar kitlelerin gerektiğine bazı hallerde ibareleriyle kadına yönelik şiddete ikna edilmesi ve peygamberimizin tek bir kadına tek bir insana vurmadığının unutturulması.

 

Ruhat MENGİ - Gazeteci Yazar

Ruhat Mengi, 1987 yılında Gölge Adam ile başladığı gazetecilik hayatına, 13 yıl Sabah ve 13 yıl Vatan gazetelerinde köşe yazarlığı yaparak devam etmiştir. Star TV’de, kendisinin hazırlayıp sunduğu “Her Açıdan” isimli haber programıyla Türkiye’de ilk kadın programcı olmuştur. 33 yıllık gazeteci olan Ruhat Mengi, aynı zamanda kadın hakları ile ilgili konularda Türkiye’nin tüm Kadın Sivil Toplum Kuruluşlarının vermiş olduğu mücadeleleri uzaktan desteklemekle kalmamış, bir aktivist olarak onlarla birebir çalışmıştır. Yazarlığa başladığı ilk günden itibaren kadın ve çocuk hakları konusunda yüzlerce yazı yazan Ruhat Mengi, 2003 yılında kaleme aldığı yazıları ile kadına şiddet konusunda Türk Ceza Kanunu’ndaki şiddet maddelerinin değiştirilmesine öncülük etmiş bir isimdir.

Türk Ceza Kanunu’na kadın ve çocuklara karşı şiddeti arttıracak, tecavüz gibi konularda mağduru daha da çok mağdur edecek yasa tasarısını hazırlayan isimlerden eski Adalet Alt Komisyonu’nun iki üyesi olan Prof. Doğan Soyaslan ve Prof. Sulhi Dönmezer’e karşı bu anlayışın “hastalıklı bir anlayış” olduğunu ve asla kabul edilemeyeceğini ifade ettiği yazıları nedeniyle hakkında basın tarihinin en yüksek meblağlı tazminat ve hakaret davalarından biri açılmıştır. Bu davaların hemen hepsini kadın örgütlerinden; aralarında eski Kadın ve Aile Bakanı Önay Alpago, KA-DER başkanı Hülya Gülbahar, Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sema Kendirci, Mor Çatı Kadın Sığınma Evi Kurucusu Canan Arın gibi daha birçok ismin de gönüllü savunması ile kazanmış ancak Yeni Ceza Kanunu taslağında namus cinayetleri ve tecavüz gibi, kadınlara ve çocuklara karşı işlenen bazı suçlarda daha düşük cezalar önerildiği için TBMM Komisyon üyelerine yönelttiği eleştiriler nedeniyle, kaybettiği tek davayı ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak kazanmıştır. Açılan davada “Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. maddesini ihlal ettiğine” hükmedilmiş, kendisine maddi ve manevi tazminat bedeli ödenmiştir. Kendisi ödenen bu bedeli kadın örgütlerinin çalışmalarına katkı olmak üzere STK’lara dağıtmıştır.

Ruhat Mengi, kadına şiddet konusunda bugün gelinen noktayı, gazeteciliğe ilk başladığı yıl olan 1987’nin de gerisine gidildiğini, bugünkü kadın ve çocuklara şiddet tablosunda adaletin işlemediğini, bu nedenle 21. Yüzyılın Türkiye’sinde maalesef taş devri ilkelliğinin yaşandığını, olayların hızla arttığını, hayvanlara uygulanan vahşetin dahi Türkiye tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştığını ifade etmektedir. Meclisten, belediyelerden, parti liderlerinden başlayarak, iş dünyasında yönetim kademelerinde öne çıkan kadınların sayısına ve istihdamdaki eşitsizliğe bakıldığında bu köşelerin dahi erkekler tarafından tutulduğunu ve kadınlara hala geçit verilmediğini ifade eden Ruhat Mengi; derhal yasaların uygulanmasını, ağrı cezaların geciktirilmeden verilmesini ve caydırıcı olması sebebi ile kadın ve çocuklara uygulanan bu gibi vakaların duyurulması gerektiğini vurgulamıştır.

  • Kadın?

- Gelecek kuşakları yetiştiren adalet duygusu ve cesareti ile toplumun önde gelen varlığıdır.

  • Türkiye’de kadın olmak?

- Büyük ölçüde, hakları verilmeyen, şiddete uğrayan kesim.

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

- Korkmadan gerçekleri açıklayan bilim kadınları ve kadın gazeteciler, kadın siyasetçiler.

  • Unutamadığınız bir kadın portresi?

- Türkan Saylan

 

Semra BİLİCİ - Eğitimci

Kadına yönelik şiddet konusunda özeleştiri bağlamında şunlar söylenebilir:

  • Akla ve gerçeğe yer kalmayacak şekilde, kutsalın alanının genişletilmesi,
  • Modernizmle trajik karşılamamızın tahlilini yapamadığımız gibi patolojik sonuçlarını da tespit edemiyoruz,
  • Parçalı modernleşmenin tüm handikaplarını yaşıyoruz,
  • Koordinat kaybı yaşıyor olmak, rasyonalitemizi kaybetmek, dünyaya ve gerçeğe yabancılaşmak,
  • Kamusal alan algımız olmadığı için tüm insan ilişkilerini cinsiyetçi bir bakışla değerlendiriyoruz,
  • Kamusal alanın yokluğu, aklın belirleyici olduğu ve bireyin sorumluluk alanının bireyi tanımladığı bir şekle dönüşmüyor,
  • Ferdiyet bilincinin gelişmemiş olması….

Kadına şiddet konusundaki bireysel ve toplumsal çözüm önerileri için şunlar söylenebilir:

  • Aile ilişkilerinin gerçeğe dayalı değişimlerinin ahlaki temelleri oluşturulmalı
  • Özgürlerin ilişki türleri tanımlanmalı,
  • Kazanılmış haklardan vazgeçilmeyeceği bilinmeli,
  • Eşitlerin ahlakı oluşturulmalı,
  • Şiddet karşısında gerekli cezaları vermekten asla kaçınılmamalı,
  • İnsan, özgürlük, irade ve eşitlik merkezli bir dini yorum acilen gündeme gelmeli

– Kadın?

Kadın; insan o kadar, ne fazla ne eksik İNSAN.

– Türkiye’de kadın olmak?

Birey olamamak, biri üzerinden tanımlanmak.

– Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

Rol model olarak Türkiye’nin kadın bir entelektüel ihtiyacının olduğuna inanıyorum; Alev Alatlı bu ihtiyacı karşılaması anlamında benim için çok önemli.

 

Ayşe BOSTANCI - Eğitimci Yazar

Kadına şiddet konusu aslında kökleri çok derinde, bir kısmı kültürle gelenekle kanıksanıp normalleştirilmiş bir mesele. Üzerine biraz da köhne geleneğe bulanmış din sosu eklenmiş bir konu. Modern zamanlarda daha görünür olması ve gündeme gelmesinde medya ortamlarının ciddi etkisi olduğunu düşünüyorum. İnsanlık tarihi kadının   bir insan olarak kabul edilmediği, kadının erkeğin konforunu artırıcı bir unsur olarak tanımlandığı ya da bir mülk olarak görüldüğü, emeğinin yok sayıldığı çok daha zor zamanlar yaşamış. Çok inişli çıkışlı ve ama kadınların duruşu ve taleplerine göre de nispeten kazanımlarla ilerlemiş bir konu. Günümüzde de bu konuda dünyanın farklı coğrafyalarında farklı tarihi zamanların yaşandığı bir süreç yaşıyoruz. İdeolojik, kültürel veya dinin yanlış yorumlarından kaynaklı olarak hala en can alıcı meselemiz. Aile de eşlerin konumu, erkek kız çocukların konumu, anne babanın konumundan eğitim ve çalışma hayatındaki rollere kadar birçok farklı boyutlarda çelişkili, söylemle eylemin örtüşmediği birçok sorun alanı var. Kadına sözde çok değer verildiğinden dem vurmakla gündemde ivedilikle çözüm bekleyen sorunların çözüleceğine dair boş inanç var. Şu an aslında kadınların eğitim ve sosyal hayata katılımla birlikte dünyayı ve ülkesini farklı okumaya başlayan, hakları konusunda fikir beyan eden, ayrıca çalışma hayatında da aktif yer almasıyla birlikte ekonomik dengeleri değişen bir toplum yapısı var. Şehirleşme, dijitalleşme, eğitim ve ekonomiye dair tüm değişimlerle değişen sosyolojiyi doğru okuyup sorunlara o perspektifle bakmak gerekiyor.

Nereden başlamalı? Elbette aileden başlanmalı. Çocuk yetiştirme sistemi en temel hareket noktası. Anne babanın ebeveyn olarak konumlanışında içinde yaşadığımız zamanın ruhunu okuyup İbnül vakt olmak gerekiyor. İnsana dair temel kavramlarımız. Tasavvurlarımızı kimin inşa ettiğini fark etmek gerekiyor. Bu farkındalık olmazsa sorunlara çözüm bulamadan birkaç yüzyılı daha kaçıracağız.

Odak insan, insana dair tanımları yaparken sorunlar, geleceğe dair perspektifler ve çözüm önerinde eğitimcilere, akademiye ve sivil topluma görevler düşüyor. Yasa yapıcılarında şiddetin her türüne karşı müsamahasız ve vicdanları teskin eden adalet ihtiyacını gidermesi önemli.

  • Kadın?

– Merhametle aklın iç içe geçtiği, insanı doğuran.

  • Türkiye’de kadın olmak?

– Altın tepside sunulmuyor hiçbir şey. Yapılacak çok şey var.

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

– Hz. Meryem

 

Özlem GÜRSES - Gazeteci Yazar

Utanılacak bir durumda olduğumuz düşünüyorum… sadece kadına değil, kendinden farklı olana, doğaya, hayvana sürekli zarar veren, akıl almaz bir şiddet sarmalındayız. Sevgisizlik, öz değerini hiç yaşamamış olmak, şiddeti hem körüklüyor hem de nesilden nesile aktarıyor.

Bu ülkede çok ciddi bir “yetersiz anne babalık” sendromu var. Çocuklar hiçbir sorularının yanıtlanmadığı bir ortamda neredeyse yapayalnız büyüyorlar.

Kadınların pek çoğu çaresiz. Dönecek bir baba evi yok, tutunacak bir meslek, bir iş yok, ekonomik özgürlük yok… üstüne bir de sürekli “evine dön” diyen bir emniyet ve yargı sistemi. Biz kadınların da üzerine düşen şu: hem kız hem erkek evlatlarımızı kendi bedenine ve bir başkasına saygı ve sevgi dolu yetiştirmek…

Sevmediğimiz evlilikleri yapmamak, bakamayacağımız çocukları doğurmamak, başımıza geleni değil, seçeceğimiz hayatları yaşamak için mücadele etmek. Ve bize ya da sevdiklerimize en ufak bir şiddet yöneldiğinde asla ikinci bir şans vermeden, gereğini yapmak.

  • Kadın?

– Yaşamın kaynağı. Yılmazlık ve şefkat.

  • Türkiye’de kadın olmak?

– Karanlık ve kötü kokan dar bir tünelde yapayalnız yürümek…

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

– Çalışkanlığı, inadı, sabrı ve iyimserliği ile annem. Yılmazlığı, yaşamın her saniyesinin değerini bilmesi ve kendine olan saygısı ile anneannem.

  • Unutamadığınız bir kadın portresi?

– Tek bir kişi yok… Türkiye’nin her gün önümüzden geçip giden, çoğu zaman hiç haber bile olmayan “sıradan kahramanları”na büyük hayranlık duyuyorum ben. Geçim sıkıntısı içinde engelli çocuğunu her gün okula taşıyan bir anne… istismar mağdurları için gönüllü çalışan bir üniversite öğrencisi… kendisi tecavüze uğradıktan sonra yaşama tutunan ve Hayata Sarıl Lokantasını açan Ayşe… gözleri önünde annesi babası tarafından katledilen ve şimdi hem anne hem öğretmen olarak bu acısını kendi gibi şiddet yaşamış gençlerle paylaşan, bunun kitabını yazan Duygu…

 

Şehrazad - Müzisyen/Söz Yazarı

Tüm dünyada kadına şiddet süre gelmektedir ancak ülkemin kadına şiddet konusunda bu olağanüstü tırmanışının sebebi, İktidarın kadını ikinci plana itme ve aşağılama siyaseti ve en önemlisi de değişen eğitim sistemimizdir! Son dönemde iktidarın dövülen ve öldürülen kadınların müsebbiblerinin iyi halden serbest bırakılması gibi sığ düşüncelerle arka çıktığı katiller topluma çok kötü örnek olmakta ve diğerlerine cesaret vermektedir. Dolayısıyla bu kabul edilebilir bir tutum değildir. Ancak bizler hep birlikte bunun da üstesinden geleceğiz. Başka şansımız yok. Her türlü şiddet korkunç bir tırmanıştadır. Ve bunun sorumluları mutlaka cezalandırılmalıdır. İstanbul Sözleşmesi’nden ötürü çıkan vaveyla ve edilen küfürler, bu insanlara karşı hiçbir şekilde soruşturma açılmaması ibretliktir. Eğitim konusuna çözüm bulmadan şiddet çözülmez. Eğitilmeyen gençler ve çocuklar da büyüklerini taklit ediyorlar. Çünkü büyüklerin söylem ve davranışları o kadar hamaset dolu ki çok çirkin bir rol model oluşturmaktalar. Bir ülkede birey ve toplum nezdinden eğitim sorun olmaktan çıktığında şiddet de kendiliğinden çözülecektir.

  • Kadın?

– Kadın bence yaratılmışların en kutsalıdır zira o anadır ve de son derece dayanıklıdır! Erkeklerin çoğu iğneden korkar kadın ise doğurganlığından Ötürü çok dayanıklıdır.

  • Türkiye’de kadın olmak?

– Türkiye’de kadın olmak zordur. Erkek egemen bir toplumda kadınlar için zorluklar çoktur ancak kadın daha güçlü, daha zeki ve daha manipülatiftir. Hiçbir erkek bu zekâ ile kolay kolay başa çıkamaz. Eninde sonunda kadın ne isterse o olur.

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

– Rol model bir kadın yok hayatımda.

  • Unutamadığınız bir kadın portresi?

– En unutamadığım portre tabi ki annem Sevinç Tevs’dir.

 

Ayşe ÇAVDAR - Gazeteci

Kadına yönelik şiddetin, bize hep birlikte yarattığımız toplumsal bağlamın ortak mevzusunun aslında ne hakkında olduğunu söyleyen, o yüzden her yönüyle her an gündemimizde tutmamız gereken bir sistematik şiddet türü olduğunu düşünüyorum. Toplumda güçlüden güçsüze dönük her türlü şiddeti meşrulaştıran ve temellendiren bir şiddet türü kadına yönelik şiddet. Bu kadar artması, görünürleşmesi ve kadınlar dışında neredeyse kimsenin bu işle mücadele etmemesi ve özellikle yargının ve devletin yürütme organını temsil eden insanların, kurumların bu şiddeti buldukları hemen her yolla normalleştirilmeleri de moda tabirle hayli “manidar.” Demek ki biz hayatımızı, hukukumuzu, geleceğimizi, kaidelerimizi toplum olarak, “millet” olarak, “ümmet” olarak, artık adımız neyse fark etmez, güçlünün güçsüzü şiddetle bastırdığı, bu baskı mekanizmalarının sürdürülebilir kıldığı bir organizasyon olarak sürdürmek istiyoruz. Demek ki her neye inanıyor, her neye yaslanıyorsak o şeye, bu şiddeti sürdürülebilir kılmak için inanıyoruz. Böylesi bir şiddeti bunca onaylayan, ona sürekli eski ve yeni mazeretler üreten bir toplum şunu diyordur aslında: Bana ayrılan sürenin sonuna geldim. Kadına yönelik şiddetin bir merhamet, acıma ya da terbiye sorunu olduğunu düşünmüyorum. Bu şiddet kelimenin en geniş anlamıyla bir hukuk sorunu. Bu nedenle üstesinden gene en geniş anlamıyla o hukuk üretilerek gelinecek. Mevcut hukuk ya da hukuklar bu sorunla mücadelede başarısız oldukları ölçüde yürürlükten kalktıklarını, yerlerinden edildiklerini görecekler zamanla. Bu şiddetten halas olmak için ilk adım kuşkusuz onun varlığını tanımak ve inkâr etmemekten, ona mazeretler üretmemekten, gözlerimizi ısrarla faillere ve faillerin işbirlikçilerine çevirmekten, onları ifşa etmekten, itibarlarını yerle yeksan etmekten, ama asıl formel hukuk nezdinde hak ettikleri cezaları almalarını sağlamaktan, yasaları ve yargıyı bu meseleyi gözeterek yeniden düzenlemekten geçer. Kadın mücadelesi ve dayanışması bütün bunları yapabilmek için canla başla mücadele ediyor şu anda. Bu mücadeleye katılmayan, arka çıkmayan tüm yapılar zamanla tarihe birer kötü anı ya da fikir olarak kaydedilmeye razı olacaklar.

  • Kadın?

– Mücadele

  • Türkiye’de kadın olmak?

– Türkiye’de kadın olmak her şeyle, en çok da sizi şu ya da bu “yüce” şeye yaslanarak sınırlamak isteyenlerle her an mücadele halinde olmak demek.

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

– Ursula K. LeGuin

  • Unutamadığınız bir kadın portresi?

– Konca Kuriş

 

Peren BİRSAYGILI MUT - Yazar/Editör

Kadına yönelik şiddet günümüz insan hakları ihlalleri arasında başlıca sırada yer alıyor. O nedenle, Müslümanların bu büyük trajediyi sadece kadın üzerinden değil, insan hakkı ihlali olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Müslüman toplumların, siyasi görüşü ya da yaşam biçimine bakılmaksızın, kadınların kendini en fazla güvende hissettiği toplum olması gerekiyor. Ancak bu ideale ne kadar yakınız? Yasaların yanı sıra, önce ailede başlayan köklü bir zihniyet devrimi tek çare gibi görünüyor.

  • Kadın?

– Tevekkül

  • Türkiye’de kadın olmak?

– Sürekli bir kalıba sokulmaya ya da bir mahalleye dahil edilmeye çalışılmak, üstelik sadece görünüş üzerinden.

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

– Aslında çok sayıda var ancak Filistinli şair Fedva Tukan diyebilirim.

  • Unutamadığınız bir kadın portresi?

– Cezayir Direnişi’nin unutulmaz kadın kahramanı Fatma Nur Sümer

 

Sevilay YILMAN - Gazeteci Yazar

Üzülerek söylüyorum… Erkeğin kadının üzerinde, bedeninde, yaşam biçiminde söz hakkı olduğu görüşü, anlayışı bir kültür bu ülkede. Ve bu kültür hâkim olmaya devam ettikçe de maalesef kadına şiddet de katledilmesi de devam edecek… Bu terörün bu ilkelliğin durması ancak bu yoz kültürün kökten ortadan kalkması ile mümkün olabilir. Ki kısa sürede böyle bir devrimin yaşanması da zor.

  • Kadın?

– Kadın; bilmeyene ‘nefs’, bilene ‘nefes’tir.” Şems-i Tebrizi

  • Türkiye’de kadın olmak?

– Zor!

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

– Bir rol modelim yok ama bir değil yüzlerce kadın vardır yaşam tarzı, mücadelesi ve hayatta duruşu nedeniyle hayran olduğum…

  • Unutamadığınız bir kadın portresi?

– Annemdir… 14 yaşında… Daha çocukken evlendirildikten sonra yaşadıkları… Evcilik oyunlarının içinden alınıp kadın, eş, anne olmaya itildiği, zorlandığı o günden sonra hayata tutunmak için verdiği mücadele…

Çok acıklı, yaralayıcı ve etkileyici… Eğer bir gün bir kadın portresi yazmam gerekirse yazacağım en güzel portre annem olur. Çünkü bu topraklarda hala bugün bile kadına reva görülen muameleyi en güzel, doğru ve içten anlatan portre annemin portresi olur…

 

Yasemin İSLAMOĞLU - Eğitimci

Öncelikle şiddet bir toplumda kişinin kendisini bir ifade şekli olarak sıkça ve her alanda kullanılıyorsa şiddeti ortaya çıkaran sebepler üzerinde gözlemler yapmadan şiddeti önlenemez. Kadına şiddet konusunda ise, iki şeyi çok önemli görüyorum. Birincisi cins milliyetçiliğini besleyerek yapılan tüm karşı çıkışlar bir karşı taraf oluşturmaya yöneliktir. Uzun vadede şiddetin türevi, tarzı, tarafı değişebilir, ancak kendisi değişmez. Bu konuda sorunun kendisi hedef alınmalıdır. Cinsler değil. İkincisi ise “din kültürü, namus ve aile” bilincimiz güncellenmelidir. Kadını değersizleştiren ve hatta şiddete dayanak oluşturan gelenek, kültür ve dini referanslar içerisinde kadını değersizleştiren, şiddeti meşrulaştıran veya sıradanlaştıran her türlü söylem ve eylemler gözden geçirilerek, gereken yapılmalı. Aile bilincimiz, aile kurumunun kutsallığı üzerine inşa edilmiş. Bu sebeple de ailenin kutsallığı, aile bireylerinin değerinden daha fazla önemsenmektedir.

Kutsal olan aileyi, ayakta tutma görevi ise toplum tarafından genellikle kadınlara verilmiştir. Kadınlar kendilerine dair her şeyi ve hatta kendilerini feda etmek zorunda bırakarak bu görevi yerine getirmelidir. Yüzyıllardır aile içinde yaşanan tüm çirkinlikler, erkeklerin korkusu ve mahalle baskısı sebebi ile kadınlar tarafından sineye çekildi, ört bas edildi ve kadınlar özelde kendilerini ama genelde kutsal aileyi korumak için kötülüğü ve kötüleri ödüllendirmek zorunda bırakıldı ve hala da bırakılıyor.

Ancak artık kadınlar kendilerine verilen bu rolü canları pahasına da olsa oynamak istemiyorlar ve bunu da açıkça beyan ediyor.  Anlaşılması gereken aile kalmak için kadınlar feda edilmemeli. Aile olmak böyle bir şey değildir.

Kadına şiddet konusunda en fazla vahşet namus yüzünden yaşanmaktadır. Çünkü hassas olduğu kadar ağırda olan namus, kadının yüklenmesi gereken bir mesele olmuş. Oysa namus ahlakla alakalıdır erkek ve kadın herkese bilinmesi ve bilinçlendirilmesi gereken en önemli nokta, bir kadın bir erkeğin namusu değildir. Bu anlayış kadınları erkeğin mülkü yapmaktadır. Ayrıca erkekler de üstlerine böyle bir yük almamalıdır. Taşınması ağır bir yüktür.

  • Kadın?

– İnsan!

  • Türkiye’de kadın olmak?

– İçinde bulunduğunuz çevre ve aileye göre değişir.

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

– Yok. Sanırım kendim!

  • Unutamadığınız bir kadın portresi?

– Hak ve sorumluluklarına hakkıyla yerine getiren tüm kadınlar, ama özelde kendi döneminde haksızlıklara karşı çıkan ve ahlakı ile aklımda kalan babaannem.

 

Feryal TASLAMAN - Yazar

Bilinen insanlık tarihini incelediğimiz zaman kadınların neredeyse tüm toplumlarda erkeklere oranla daha az haklara ve özgürlüklere sahip olduklarını görüyoruz. Bu asimetrik yapı da güçlü olanın güçsüz olana fiziksel şiddet de dahil olmak üzere birçok alanda fütursuzca davranmasına neden olmuş ve olmaktadır.

Kadına yönelik “şiddet”i aslında sadece fiziksel olarak algılamak ve konuyu büyük oranda bu çerçevede ele almak bence hem sorunu çözmede yetersiz kalmakta hem de kalıcı bir çözüm üretilmesini zorlaştırmaktadır. Zira kadınlar aile içi şiddetin yanında toplumun “kadın” algısı ile de baskı altında tutulmakta, eğitim öğretim hakları sınırlandırılmakta dolayısıyla da hem çalışma hakları hem de ekonomik özgürlükleri ellerinden alınmaktadır. Böylece kadınlar evlenmeden önce babalarına, evlendikten sonar da kocalarına bağımlı olarak yaşamaya mahkûm edilmekte, kendi ayakları üzerinde durma becerileri olmadığından da başlarına ne gelirse sineye çekmek zorunda kalmaktadırlar.

Kadına yönelik şiddetin engellenmesinde tabi ki İnsan Hakları ve bu bağlamda Kadın Hakları bildirgeleri de çok önemli yere sahiptir ancak bu sorunun öyle ötede bir yerlerde asılı duran bildirgeler ile çözülemeyeceği Türkiye’deki kadın cinayetleri ile gözler önüne serilmektedir. Eğer “kadına şiddet” olayını her yönüyle çözmek istiyorsak, yönlendirmeler birey bazına indirgenmeli, kadına karşı olan her türlü şiddete hukuk çerçevesinde en ağır cezalar verilmeli, kadınlar da ekonomik ve sosyal özgürlüklerini kazanmak için çaba sarfetmelidirler. Bunun kısa sürede başarılacak bir iş olmadığının farkındayım ancak bir yerlerden de başlanması gerektiğine inanıyorum. Hem de hemen…

  • Kadın? 

-21. yüzyılda bile toplumda erkeğe eşit haklarla yaşamaya çabalayan cins.

  • Türkiye’de kadın olmak?

– Ne doğu ne batı; ikisinin ortasında kalmış bir insan olmak.

  • Rol model aldığınız kadın kahramanınız?

– Tek bir kahramanın yok ancak sadece cinsiyetine dayalı olarak uğradığı adaletsizliğe karşı mücadele eden tüm kadınların kahraman olduğuna inanıyorum.

 

Prof. Dr. Nuran YILDIZ

Söyleşen: Hatice İ. ERDEM

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin
Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Bu sayfa, Kur'ani Hayat Dergisi'nin resmi sayfasıdır. Dergiyi tanıtma amacıyla kurulmuştur.

Yorumlar