Vahyin, düşünce dünyamıza ve inanç coğrafyamıza nüzûlüne iman diyoruz. Daha doğrusu “münzel” olanı kabul ve ona teslimiyeti “iman” olarak nitelendiriyoruz. İman, bu kabul ve teslimiyeti özümsemiş olma hâlidir. İtirazsız teslimiyettir. Ancak o zaman sahih bir imandan söz edilebilir. Nitekim: “… Rabb’ine andolsun ki, aralarında tartıştıkları her konuda seni hakem yapmadıkça, sonra da senin hükmüne içlerinde hiçbir tereddüt taşımaksızın tam bir teslimiyetle uymadıkça iman etmiş sayılmazlar” (Nisâ 4/65).
Tabiatıyla her Müslüman’ın, vahyin kendisine nâzil olduğu kadar mümin olduğunu da söylememiz mümkün. İç dünyamızda ve hayat pratiklerimizde vahyin belirleyici konumu, bize “mümin” olma vasfını kazandıracaktır.