Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat Yeni Sayı Kurani Hayat telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrimiçi.

Kuran surelerin kimliği

İçerik yayınlarıaşk

Dinî hayatın ayrılmaz parçası: infak - Mehmet ÇELEN

Ocak 11, 2010 yazan admin

   İslam inancına dayalı hayat tarzı, paylaşımı esas alır. Paylaşım, dayanışma, yardımlaşma ve birbirine destek olmanın tezahürüdür. İslam toplumunda bu tezahür, daha çok kendini infak ile gösterir.

 

    İnfak, özü itibariyle “harcamak ve sarf etmek”tir. Terim anlamı da, sözlük anlamını kapsayacak şekildedir: “Müslüman bir kimsenin, Allah yolunda yine Allah rızasını kazanmak için yapmış olduğu harcamalar”dır.

 

    Bu harcamalar, mal, zaman, mesai, maddî ve manevî değeri olan her şeydir. Yapılan harcamaların ibadete dönüşmesi için iki önemli şartı vardır:

 

1-    Allah rızası için olması. İnfakların samimiyet ve ihlâsla yerine getirilmesi gerekir. Allah adına ve Allah için olacak infak, neticede Müslüman’a kat kat sevap olarak dönecektir.

 

GENÇ KALEMLER Adamak ve Adanmak: İNFAK - Ömer NOYAN

Ocak 11, 2010 yazan admin

 “Adamak, sahip olduğunun bilincinde olmaktır. Adamak ve adanmak harcamak ve harcanmanın zıddıdır.”

“Bir şeyin sahibi olmanın ölçüsü nedir? Sahibi olup da bilincinde olmadığımız şeyler olduğu gibi, bize sahip olduğu halde tersini zannettiğimiz; daha açıkçası, kendisine bir ömür kul-köle olduğumuz halde kendimizi onun sahibi, efendisi zannettiğimiz şeyler de var mıdır?”

“Tüm değerlerin baş aşağı edildiği çağdaş dünyada ne nelerin uğruna adanmıyor ki! İyiler kötülere, şerefliler bayağılara, değerliler değersizlere, faziletler reziletlere, insanlar eşyaya, ölümsüzler ölümlülere, kalıcı ve yüce değerler geçici ve yalancı değerlere adanmakta...”

Konumuz infak bağlamında adamak ve adanmak olunca, sözlerime Mustafa İslâmoğlu hocamın değerli tespitlerinden biriyle giriş yapmak istedim.

İNCELEME Cahiliye Mekke’sinde İbrâhimî Örf - Mustafa AKMAN

Ocak 11, 2010 yazan admin

Giriş: Mekkelilerin İslam öncesindeki dinî inanç ve pratikleri

Kendilerini İbrahim Peygamber'in kavminden ve onun dininden sayan Arap insanının şahsında bütün insanlığa Muhammed(s) gelmiştir. Zira O gelmeden önce insanlık yine cehalete boğulmuş ve her tarafı cahiller istila etmişti.

AİLE: VAHDETİN ÇEKİRDEĞİ - Mustafa İSLAMOĞLU

Ocak 11, 2010 yazan admin

BAŞYAZI

İslam akidesinin omurgasını teşkil eden tevhid, “birlemek” manasına gelir. Akidevi alanda tevhid olarak tezahür eden şey, toplumsal alanda vahdet olarak tezahür eder. Bu açıdan, “Tevhid akidevi vahdet, vahdet sosyal tevhiddir” diyebiliriz. Kuldan Allah’a uzanan boyutta “birlemeyi” tevhid, kuldan kula uzanan boyutta “birleştirmeyi” vahdet ifade eder. Mü’minde birlik düşüncesi, tevhid akidesinin bir tezahürü olarak tecelli eder. Aile adını verdiğimiz müessese de bir birliktir. Zira aile, birbiri için yaratılan iki cinsin bir araya gelmesiyle oluşur.

KUR’ÂN’A GÖRE SAĞLIKLI AİLE İLİŞKİLERİNİN TEMELLERİ - Murat SÜLÜN

Ocak 11, 2010 yazan admin

 

ومن آياته أنْ خَلَقَ لَكم مِنْ أنفُسِكم أزواجا لِتَسْكُنُوا إليها وجعل بينكم مَوَدَّةً ورحمةً

 

Sağlıklı aile ilişkilerinin temelleri çerçevesindeki bu yazıda; aileyi oluşturan taraflar olarak kadın-erkek realitesine dikkat çektikten sonra, evlenilmeye ehil ideal kadın ve erkeğin temel vasıflarını Kur’anî perspektiften özetlemeye çalıştık. “Aileyi ayakta tutan” başlığı altında, karı-koca ilişkilerinde hiçbir şeyin eşlerin birbirine güvenmesi kadar önemli olmadığını belirttik ve ünlü darb âyetini konu ile irtibatlandırarak meramını vuzuha kavuşturmaya çalıştık. Ailenin temelinin nikâh olduğunu belirterek bu bağlamda İslâmiyetin insan doğasına ne kadar uygun olduğunu hatırlattık. Aile huzurunu sağlayan üç temel faktöre yer verdikten sonra, ailede huzur ve sükûneti olumsuz etkileyen üç faktörden bahsettik. Bu meyanda, ana-baba evlât ilişkilerine temas etme imkânı bulduk.

 

Cennetim olur musun? - Fatih Okumuş

Ocak 11, 2010 yazan admin

elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?

denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açınca yıldızlarım olur musun; bulutlar göğü kapladığında pusulam?

mihengim, turnusol kâğıdım olur musun? yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?

kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istesem duvarım olur musun? özgürlüğüm ve mapusanem?

üşürsem evim olur musun? yorganım, ana kucağım? çölümde vaha olur musun? vahamda hurma ağacım?

dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? şak şak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? gitmek istersem kanatlarım olur musun? kalmak istersem ayağımda prangam?

HİKÂYE - GELİNCİKLER SOLARKEN - Selvigül Kandoğmuş ŞAHİN

Ocak 11, 2010 yazan admin

         Biz çocukken,  baharla beraber, dumanlı dağların eteklerine doğru uzanmış, yağmur sularıyla ıslanmış gelincik tarlalarına dalardık. Bizim oralara, yaz geç gelirdi. Uzun kış günlerinin, karlı, yağmurlu soğuklarından sonra, çocuk yüreklerimize, açan gelincikler, ötüşen kuşlar muştular taşır, yegâne eğlencemiz onlar olurdu.

         En sevdiğimiz oyun, kırmızı, pembe,  gelinciklerden gelinler yapmaktı. Gelinciklerin taç yapraklarından bir iki tane kopartır, pelerinli, tomurcuk yüzlü, siyah perçemli bir gelin çıkardı ortaya. Ona, göz, dudak yapardık. Başka bir gelinciği de sapından kopartır, büyük bir özenle, ortaya çıkan bu gelin başının altına saplardık. O zaman; şimdiki çocukların değme oyuncaklarına taş çıkartacak cinsten güzellikte, bir gelinimiz olurdu. Kırmızı pelerini, siyah zülüfleri, yerlere kadar kırmızı duvağıyla seyre doyamazdık gelincikten gelinlerimizi.

GENÇ KALEMLER HER MEYVE NİYETİNDEN BESLENİR - Enes DURMAZ

Ocak 11, 2010 yazan admin

İnsanoğlu bir mekâna girdikten sonra orada sürekli kalmış olduğu kişiler arasında; samimiyet, mesuliyet, mecburiyet, vb. yakınlık bağları oluşur. İki bireyin oluşturmuş olduğu aile kurumunda ise bunların çok daha fazlası meydana gelir.

Aile, insanın hayata bakış derecesinin oluşturulduğu mekânlardır. Sağlam karakterli insanların yetişebilmesi için kişilerin belli bir amaç birlikteliği oluşturması gerekmektedir. “Amaçsız akıl, duyguların tesirindeki toz zerrecikleri gibi oradan oraya savrulur.”

Her aile, köklerindeki niyetten beslenmektedir. Köklerini kimse görmese de meyveleri bunun sonucudur. Rast gele düşmüş bir tohum ya kimsenin fark etmediği, üzeri örtülü zaman ve zeminde ölür; ya da meydana gelmiş olan ağacın meyvesi de yabani ve acı olması kaçınılmaz olur.

Ne hüzün ne gam ne keder ne de sevinç ve heyecan birlikteliği belli bir niyet uğrunda kuran kişileri etkileyebilir.

TUHAF BİR ELEŞTİRİ - Vedat AYDIN

Ocak 11, 2010 yazan admin

Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı adlı Meâl-Tefsiri yayımlandığı günden itibaren büyük bir coşkuyla karşılanmış, geniş okuyucu kitlelerine ulaşmıştır. Derin Arapça bilgisi, İslamî kaynaklara nüfuz etmedeki yetkinliği, entelektüel birikimi ile, günümüz insanının ihtiyaç duyduğu Kur’an’ın anlaşılmasında büyük bir başarı göstermiştir. Mealine Kur’an Mesajı adını, günümüz insanının her zamankinden daha çok bu kutlu mesaja ihtiyacının olduğunu bilerek koymuştur. Kur’an Mesajı’na yazdığı önsözde; ‘Kur’an’ın başka bir dilde gerçekten anlaşılır kılınması isteniyorsa, Kur’an mesajı, daha sonraki İslamî gelişmelerin kavramsal imajlarıyla zihinleri henüz bulanmamış insanlar için taşıdığı anlama mümkün olduğu kadar yakın bir anlam verecek şekilde çevrilmelidir. İşte, çalışmam boyunca beni yönlendiren temel ilke bu olmuştur.’ diyerek, bu konudaki sorumluluğunu ve titizliğini gözler önüne sermiştir.

Aşk Hastalıklı, Şefkat Sağlıklı İlişki - İsmail GÜLER

Ocak 11, 2010 yazan admin

Eğitim bilimleri doktoru

    Esirler getirilmiştir. Esirler arasında bir kadın vardır. Durmadan sağa sola koşar ve gördüğü her çocuğu alıp bağrına basar. Bağrına bastığı hiçbir çocuğun aradığı çocuk olmadığını görünce, onu bırakır ve yine aramaya devam eder. O esnada Allah Rusulü, bu manzarayı gözyaşları içinde seyretmektedir. Nihayet kadın, aradığını bulur ve onu iliklerine kadar işlemiş bir şefkatle bağrına basar. Söz Sultanı, yanında bulunanlara kadını gösterir ve onlara:

    -Şu kadın, bağrına bastığı evladını ateşe atar mı, diye sorar.

-Hayır, ya Rasûlallah! Bu şefkatli kadın, çocuğunu asla ateşe atamaz, diye cevap verirler.

Allah Rasulü hikmetli bir edayla:

-Allah (cc) o kadından daha şefkatlidir, buyurur.

***

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya