ANALİZ

İsmail HAKKI BAŞDAĞ

 

 

RAD SÛRESİ 11. VE ENFAL SÛRESİ 53. AYETLERİ: FİRAVUN ÖRNEĞİNDE TOPLUMSAL DEĞİŞİMİN YASALARI

 

Yarattığı insanlara dünya hayatlarında uyması gereken kuralları, elçi ve kitapları vasıtası ile bildiren Allah (c.c), koymuş olduğu kurallara uymanın veya uymamanın insanlara dünya ve ahiret hayatlarında nasıl bir karşılık ile döneceğini de kitapları ile kullarına haber vermiştir.

İnsanların ve toplumların dünya hayatlarında yaptıklarının karşılığını belirli yasalara bağlayarak, bu yasalar dahilinde kişi ve toplum ayrımı yapılmadan karşılığının verilmesine “Sünnetullah” denilmektedir.

Sünnetullah adı verilen toplumsal yasaların nasıl işlediği hem kural olarak hem de gerçek hayat içinde bu kuralın nasıl vaki olduğu bizlere Kur’an içinde haber verilmektedir. Rad s. 11 ve Enfal s. 53. ayetleri, bu kuralı bize bildiren ayetlerdendir. 

[Rad s.11] Ardından ve önünden takib edenler vardır. Allah’ın emriyle onu gözetirler. Şüphesiz ki bir kavim, kendisini değiştirmedikçe, Allah da o kavmi değiştirmez. Ve Allah, bir kavimin fenalığını dileyince; artık onun önüne geçilemez. Allah’tan başka onları koruyacak birisi de bulunmaz.

[Enfal s. 49] Hani münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar: Bunları, dinleri aldattı, diyorlardı. Halbuki kim Allah’a tevekkül ederse; muhakkak ki Allah, Aziz’dir, Hakim’dir.

[Enfal s. 50] Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve «Tadın yakıcı cehennem azabını» (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!

[Enfal s. 51] İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir.

[Enfal s. 52]] Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Allah’ın ayetlerini yalanladılar da Allah onları günahlarından ötürü yok etti. Allah kuvvetlidir, cezalandırması şiddetlidir.

[Enfal s. 53]  Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.

Allah (c.c) bu ayetlerde, bir insan veya topluluğun, menfi veya müspet yönde bir değişime uğramasının, insan veya toplumların yaptıkları sonucunda gerçekleşeceğini bildirmektedir. Yani değişimi Allah (c.c) değil insan veya toplumlar başlatmakta, Allah (c.c) bu değişim isteğine göre koyduğu yasaları işleyiş alanına sokmaktadır.

[Ahzab s. 62]  (Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.

Allah (c.c) toplumsal işleyiş yasasının (Sünnetullah) kuralını koyduktan sonra bu işleyişin geçmişteki yaşanan hayatlarda nasıl gerçekleştiği örneğini, yaşanmış kıssalar vasıtası ile bizlere bildirmektedir.

[Enfal s. 54]  Firavun hanedanıyla, onlardan öncekilerin gidişi gibi. Rabblerinin ayetlerini yalanlamışlardı da, Biz de günahlarından dolayı onları helak etmiş ve Firavun hanedanını suda boğmuştuk. Hepsi de zalimlerdi.

Bilindiği üzere Musa (a.s) kıssası, Kur’an’da en fazla yer tutan bir kıssa olarak dikkat çekmektedir. Onun Firavun ve kendi kavmi ile olan mücadelesi, sadece geçmişte yaşanmış bitmiş olaylar değil, toplumsal yasaların gerçek hayat içinde nasıl işlediğinin gösterilmesine yönelik anlatımlardır. Enfal sûresi 53. ayetinde toplumsal yasaların kuralından bahsedildikten sonra bu yasaların Firavun örneğinde işlemiş olduğu hatırlatılmaktadır.

Firavun ve ordusunun denizde boğulmasına kadar geçen ayetleri kronolojik olarak alt alta koyup okuduğumuzda, elinde insanları yönetme ve iktidar gücü olanların, bu gücü nasıl kullanmaması gerektiği güç ve iktidar nimetini gereği gibi kullanmayanların sonlarının nasıl olacağı hatırlatılmaktadır.

Firavun ve ordusunun karşı karşıya kaldığı son sadece onlara özel bir durum değil, tarih boyunca elinde gücü halkını ezmek ve sömürmek için kullananların karşılaşacağı toplumsal bir yasa yani Sünnetullah olarak okunmalı ve onların sonundan ibret alınmalıdır.

“Firavun ve ordusunu helake götüren sebepler ne idi?” sorusuna verilecek cevaplar, aynı yolun izlendiği takdirde, tüm zamanlardaki güç ve iktidar sahiplerinin başlarına gelecek olan kaçınılmaz sonu da gösterecektir.

[Kasas s.4]  Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır’da) büyüklenmiş (ala) ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.

[Naziat s.24]  «Sizin en yüce rabbiniz benim» dedi.

[Şuara s. 29] (Firavun) Dedi ki: «Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.»

[Zuhruf s.51-54]  Firavun kavmine şöyle seslenip dedi ki: «Ey kavmim, Mısır mülkü ve şu altından akıp giden ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz? «Yoksa ben, kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?» «Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?» Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi.

Elinde yönetim ve iktidar gücü bulunduranların bilmesi gereken ilk şey, kendisinin ve elinin altında bulunan insanların tek sahibinin Allah (c.c) olduğudur. Bunu bilmeyen ve kendisini ülkenin tek hakimi, insanların ilahı ve rabbi olarak gören yönetim sahipleri, toplumsal yıkım yasasının ilk basamağını atlayarak, yıkıma bir adım yaklaşmış sayılırlar.

[Neml s. 15]  Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar da: «Bizi mümin kullarının çoğuna üstün kılan Allah’a hamd olsun» dediler.

Davud ve Süleyman (a.s) elinde güç, servet ve iktidar bulunduran kimselere örneklik teşkil eden iki hükümdar olması açısından okunması ve anlaşılması gereken iki elçidir. Bu elçilerin kıssalarının merkezinde, tek ilah ve rab olarak Allah’ı (C.C)  bilmek ve tanımak, icraatlarını bu esas üzerine kurmaları yatmaktadır.

Allah’ın  (C.C) insanların tek ilahı ve rabbi olmasını ret eden bir yönetim sahibi, yaptıklarının hesabını kimseye vermeyeceğini zannederek, ahireti inkar eden bir yönetim örneği sergilerler. Ahiret inancı olmayan kişi ve toplumlar, “Ne yapsak kardır” mantığı içinde hareket ederek, dünyayı fesada boğmaktan korkmayan bir yaşam sürdürür, bunun sonucunda ise toplumsal işleyiş yasaları gereğince helak edilirler.

Kendisini halktan biri olarak değil, ayrı bir konumda görüp, özel bir statüye sahip olduğunu zannederek, halkı zulme dayanan esaslara göre yönetmenin sonu, Firavun misali yıkıma uğramaktır. Yönetimi altında yaşayanların, ırk, renk, kabile, mezhep, meşrep, din v.s gibi alt kimliklerini dikkate alan bir yönetim uygulaması, zaman içinde o topluluklarda huzursuzluğun asıl nedenini oluşturarak, toplulukların güçsüz düşmesine sebep olacak ve beraberinde yıkımı getirecektir.

Firavun, kendisinin yönetimi altındaki etnik unsur olan İsrailoğullarına her türlü zulmü reva görürken, Süleyman (a.s) ise elinin altındaki etnik unsurları sosyal ve ekonomik ayrım gözetmeden yönetmeyi başaran bir hükümdar örneği olarak karşımızda durmaktadır.

Irk, soy, kabile gibi insan ile ilgili unsurlar, dünya hayatının bir gerçeğidir. Bu gerçekler, yönetimi elinde bulunduranların elinde bir zulüm aracı olarak asla kullanılmamalıdır. Bir devletin çatısı altında mutlaka farklı ırk, kabile ve soylara bağlı etnik unsurlar mutlaka bulunmaktadır. Bir devletin gücü ve devamlılığı, bu unsurları birbirine bağlı tutmayı başardığı müddetçe sürecektir. Devletler bu etnik unsurlar arasında ayrım yapan bir politika gütmeye başladığında ise Firavun misali güçten düşecek ve yıkım gerçekleşecektir.

Yaşadığımız dünyada yakın geçmişte ve şu anda yapılan savaşlara baktığımızda, farklı etnik unsurlara sahip olanların kışkırtılması sonucunda çıkarılmış savaşlar olduğunu görebiliriz. Bu savaşların verdiği zararlar ile dünyanın her tarafı yangın yerine dönüşmüştür. Bu savaşların yaşandığı ülkeler zaman içinde güçten düşerek, yıkıma mutlaka uğramıştır.

İnsanların bir erkek ve bir dişiden yaratıldığını beyan eden Hucurat s. 13 ve diğer ayetler, insanlar arasındaki yakınlığın anlatılması açısından okunması gereken ayetlerdir. Bir erkek ve bir dişiden yaratılan insanların kardeş olması, kardeşler arasında olması gereken birlik, beraberlik ve dayanışmayı da beraberinde getirmesi açısından okunarak, bir insanın diğer insana karşı olan üstünlüğünün bizlerin belirlediği kriterlerin değil, Allah’ın  (C.C) belirlediği kriterlerin dikkate alınması, “Üst Kimlik” dediğimiz olguyu gündeme getirerek , “Alt Kimlik” dediğimiz ve insanlar arasında ayrımcılığı körükleyen unsurları da gündemden düşecektir.

Üst kimliğin esas alındığı bir toplum düzeni ancak Allah’ın (C.C) ilah ve rab olarak bilindiği bir sistem içinde gerçekleşebilir. İnsanların ilahlık ve rabliğe soyunduğu bir sistemde, üst kimliğin esas alındığı bir toplum düzeninin kurulması asla mümkün değildir. Bu durum ise toplumların kendi içinde çatışmasını beraberinde getirecek ve toplumları güçten düşürerek yıkılmalarına sebep olacaktır.

Firavunun ilahlık ve rablik iddiası, yönetim ile ilgili kuralları koyma hakkını kendisinde görmesi, koyduğu kuralların ise yanlış olması sonucunda Sünnetullah’ın tecelli ederek onun iktidarının yıkımını getirmiştir. Onun ilahlık ve rablik iddiası, halkını küçümsemesi ve bölmesi, bir bölümünü soykırıma tabi tutmak sureti ile kendi iktidarını daha da sağlamlaştıracağı zannı, onun sonunu getirmiştir.

Sünnetullah’ı aşağıdaki dizeler kadar veciz bir şekilde anlatmaktadır.

“Kadermiş!” öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru;
Belânı istedin Allah da verdi… doğrusu bu ya
Taleb nasılsa, tabîî, netîce öyle çıkar,
Meşiyyetin (İrade) sana zulmetmek ihtimâli mi var?
(Mehmet Akif Ersoy)

Rad s. 11 ve Enfal s. 53. ayetlerinde belirlenen kurala göre Firavun sahip olduğu iktidar nimetini kendisini ilah ve rab olarak görmek, halkı küçümsemek, halkın bir bölümünü soykırıma uğratmak sureti ile kötüye kullanarak değişim yasalarının kendisi aleyhinde gerçekleşmesini talep etmiş Allah (C.C) da bu değişim isteğinin karşılığını vermiştir.

Firavunluk sadece yönetim kademesindeki insanlar ile ilgili bir durum değil, kişisel olarak ta bu durum yaşanabilir. Önemli olan Firavun karakteri üzerinden verilen örnekleri üzerimizde taşımamak gerektiğidir. Firavun karakterine sahip olan bir kişi evin reisi olsa bu zulmü aile bireyleri üzerinde, öğretmen olacak olsa talebeleri üzerinde uygulamaktan geri durmayacaktır.

Sonuç olarak: Kitabında koyduğu toplumsal yasalarda kıyamete kadar bir değişme olmayacağını beyan eden Allah (C.C) (İsra 77,Ahzab 62, Fetih 23, Kehf 55), bu yasaların nasıl işleyeceğini yine kitabında beyan ederek, nasıl işlediğini ise kıssalar yolu ile canlı örneklerle göstererek bizlerin bu anlatımlardan ibret almasını istemektedir.

Firavun, Sünnetullah’ın tecelli etmesinin en önemli örneği olarak, tarih boyunca gelecek yönetimlerin aynı yolu izlediği takdirde başına gelecek sonu gösteren son derece önemli bir aktördür. Onun denizde boğulması, iktidarının son bulması açısından okunması gereken bir son olup tüm iktidar sahiplerinin denizde boğulması gerektiği gibi bir son akla gelmemelidir.

Elindeki yönetim gücünü kötüye kullananların bu gücü her ne surette olursa olsun kaybetmiş olmaları, toplumsal yasaların (Sünnetullah) işlemesinin bir gereği olduğu ve bu işleyişin kıyamete kadar süreceği hatırdan çıkarılmamalıdır.

EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.