GÜNDEM

Bilgin ERDOĞAN

Pandemi’nin Sosyal Psikolojimize Etkisi ve George Floyd Protestoları Üzerine

 

Pandemi kelime olarak Yunanca ’da, ‘tüm’ anlamına gelen ‘pan’ ile insanlar anlamındaki ‘demos’ kelimelerinden türeyen tüm insanlığı etkisi altına alan, salgın hastalıklara verilen genel isimdir. Bir salgın hastalığın, pandemik olarak kabul edilmesi, onun yayılma hızı, tehlikesi ve önlem alınma zorlukları ile ilgilidir. Genelde bir hastalık, ilk defa dünya çapında etkisini gösterdiğinde ve ölümcül olduğunda bu kategoride değerlendirilir.

 

Bugün dünya çapında pandemi olarak devam eden sadece Covid 19 (Korona) salgını değil AIDS (HIV) de pandemi kategorisindedir. Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan AIDS pandemisi küresel bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne ki Korona salgınından korunmak AIDS salgınından korunmaktan daha zordur. Lakin her pandemi, insanlığa zor ve tehlikeli zamanlar yaşatmıştır.

 

Tarihe baktığımızda “Kara Veba” veya “Kara Ölüm” ismiyle bilinen pandemi, insanlık tarihinde en ölümcül salgınlardan birisidir. Zira 14. yüzyılda yaklaşık iki yüz milyon insan, bu salgın sebebiyle hayatını kaybetmiştir. O dönemin dünya nüfusuna göre bu sayı, çok korkunç bir rakam olarak görülmektedir. Bununla beraber Moğol ordusu, bu salgın hastalığı silah olarak kullanmış, mancınıkla vebalı cesetleri Ceneviz Ticaret Merkezi’ne atarak bu salgının Avrupa’ya da bulaşmasına sebep olmuşlardır. Buradan da anlıyoruz ki pandemi, kimi zaman düşmanların elinde silaha da dönüşebiliyor.

 

Bununla beraber, influenza (grip), koleraİspanyol gribiHong Kong gribiDomuz gribi ve Tifo gibi salgınlar, Dünya’da yaşayan insanları derinden etkileyen afetler kategorisindedir. Mesela İspanyol gribi, bir buçuk yıl içinde 50 milyon civarında insanın ölümüne sebep olarak, insanlık tarihinde bilinen en büyük salgınlardan biri olmuştur. İnsanlığı kürEsel anlamda etkileyen bu tehdit, elbette hem şiirlere hem de romanlara konu olmuştur. Mesela “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Hakka Sığındık” romanı İspanyol nezlesi salgınının anlatılmasıyla başlar.

 

Nazım Hikmet İspanyol nezlesinden bir şiirinde şöyle bahseder:

 Biz ki İstanbul şehriyiz,

 Seferberliği görmüşüz

 Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,

 Vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi

 Bir de İttihatçılar,

 Bir de uzun konçlu Alman çizmesi

 1914’ten 1918’e kadar yedi bitirdi bizi

 

Salgınlarda önemli insanların vakitsiz gidişleri, insanları derinden etkilemektedir elbette. Mesela Alman sosyolog Max Weber bundan yüz yıl önce 14 Haziran günü 56 yaşında Avrupa’yı kasıp kavuran İspanyol salgınında vefat etmiştir. Kralların, başkanların, iktidar ve güç sahiplerinin, sermayedarların veya garibanların, fakirlerin, miskinlerin, yetimlerin, her dinden, her dilden, her ırktan, her milletten ve her sınıftan kimselerin, bu salgın karşısında biçare kalışlarının elbette insan psikolojisine çok köklü etkisi vardır. Bu bir nevi küresel anlamda rabita-i mevt yapmak değil de nedir?

 

İşte ölümle yüzleşen ve dünyanın faniliğini idrak eden insana kanımca pandemi psikolojisi olumlu anlamda katkıda bulunmaktadır. Zira böyle bir yüzleşmenin, küresel anlamda insanın içindeki eşitlik ve adalet duygusunu kamçıladığını düşünüyorum. Hastalıklarla yüzleşen, acziyeti ve muhtaciyeti aynel yakin hisseden toplumların, hasta ve aciz, hatta ezilen ve sömürülen dünyaya, daha bir vicdan penceresinden, empatiyle yaklaşabildikleri kanaatindeyim. İslamoğlu, “acılarımız hocalarımızdır” der. Pandemi ise küresel anlamda, bizim ortak acımız olduğundan aynı zamanda insanlık ailesinin de müşterek hocasıdır düşüncesindeyim.

“Derdini de sev ey insan!” ifadesini çok defa duymuşuzdur. Bu güzel söz salt şiirsel bir nükte değil bilakis derin bir hakikati içinde barındıran gayet anlamlı bir perspektiftir. İnsan acısını niye sever? Her şeyden önce sormak lazım: Acı veren şey sevilir mi? Mesela “hastalık” acı verir, musibet elem verir bunlar sevilebilir mi? Elbette acıyı ve musibeti sevmek derken kastedilen onların bizatihi kendileri değil onların insan ruhuna kattığı anlam ve terbiyeden olsa gerektir. Hasta olmayı seviyoruz derken öyleyse hep beraber hasta olalım demiyoruz lakin hasta olduktan sonra hayatımızdaki gelişmelerden dolayı o hastalığı seviyor ve başımıza taç ediyoruz. İnsanların araları ne kadar bozuk olursa olsun hastalığın şefkat damarını körüklemesiyle birden o soğukluk geçer ve insanlar arası adavet muhabbete inkılap ediverir. İşte o zaman hasta olan baba insan iyi ki hasta oldum da yıllardır içimde yara olan bu evlatlarım arasındaki husumet gitti der. Hasta olan kimse yine acizini anlayıp kendine gelir ve hayatını daha varoluşsal anlamına münasip şekilde yaşayabilir. Hasta olan kişi sıhhatinin ehemmiyetini anlar ve hakeza. İşte tüm bunlar gösteriyor ki hastalık gibi itici bir imtihan ve dert dahi insan hayatında büyük değişikliklere ve olumlu güzelliklere vesile olabiliyor.

 

Pandemi zamanlarında insanların kendi içine çekilmesi küresel anlamda muhasebe yapmasına ve bazı şeyleri sorgulamasına da sebep olmaktadır. İnsan yalnızlaştığında başkalarına daha çok ihtiyacı olduğunu anlar. Başkalarına daha çok ihtiyacı olduğunu anlaması ise o kimseleri başkalarının derdiyle ve ıstırabıyla dertlenmesine de sebep olabilir. Dolayısıyla ben George Floyd’un Amerikalı bir polis tarafından öldürülmesi neticesinde Dünya’nın her yerinde insanların yek vücud bu menfur hadiseyi kınamalarındaki sosyal psikolojinin, pandemi psikolojisinden bağımsız olmadığı kanaatindeyim.

 

Yıllardır hapishanelerde dini rehberlik yapıyor olmamdan dolayı bana hapishanedeki insanlar; “niçin Müslüman oluyorlar? Olmasalar dahi niçin daha çok dindarlaşıyorlar?” diye soranlara cevabım, onların kendi başlarına kaldıkları, acziyetlerini ve muhtaç olduklarını bu inziva zamanlarında daha iyi anladıkları şeklindeydi. İşte bu zaviyeden bakacak olursak, pandemi gibi ortak bir dünya sorunundan dolayı, geçici olarak herkesin mecburi inziva yaşadığı bir dönemde, insanların toplumlarının ortak sorunlarına karşı daha duyarlı ve diğerkâm olmaları anlaşılır bir durumdur. Eskilerin ifadesiyle “attan düşenin halinden attan düşen” anlamaktadır. Acziyetini anlayan insanın da, acizlerin halinden anlaması daha bir mümkün olabilmektedir.

 

George Floyd’un bir Amerikan polisinin ayakları altında ezilmesi pandemi psikolojisinin verdiği idrakle, ezilenin halinden daha iyi anlamamıza sebep olmuştur kanaatindeyim. Evet, insanların ölümüne sebep bu küresel salgın esnasında, siyahi bir Amerikalının böyle bir muameleye maruz kalması insanları başkalarına karşı daha duyarlı kılmıştır. Corona salgının da birçok insan nefes alamadığı için solunum yetersizliğinden vefat ediyordu. George Floyd ise elleri kelepçeli bir şekilde “I can’t breathe” yani “nefes alamıyorum” diyordu. İşte milyonarca insanın protestosunda kullandığı motto olan “nefes alamıyorum” bu sebeple insanların yüreğine battı. Onun için siyahisi, beyaz Amerikalısı, Hristiyanı, ateisti veya deisti ve dahi kimi Müslümanlar “siyahilerin hayatı umurumuzdadır” sloganıyla sokakları inlettiler. Evet, İslamoğlu’nun da ifadesiyle “acılarımız hocalarımızdır“. Bu salgın vesilesiyle bize de, küresel anlamda bir ders verildiği kanaatindeyim. Lakin mateessüf, insan nisyan ile malul.  Kur’an ne güzel der:

Hem ne zaman insanoğlunun başına bir iş gelse, Rabbine yönelerek O’ndan yalvar yakar yardım ister; ama O’nun sayesinde bir nimete kavuşunca da, O’na önceden yalvardığını unutur ve başka varlıkları O’na eş ve denk saymaya başlar: böylece başkalarını da O’nun yolundan saptırır. (Bu gibisine) de ki: “Nankörlüğünle az bir süre keyif sür; ama şunu da iyi bil ki, sen ateşe lâyık birisin.” (Zümer:39:8)