KİTAPLIK

Ormanda Son Çocuk Kitabı ve Richard Louv

 

Özlem ADIYAMAN

Instagram: @a.ozlemadiyaman

 

Yazarımızın Hayatı

Gazeteci Richard Louv on kitabın yazarıdır. Bu kitaplar: (1) Vahşi Çağrımız: Hayvanlarla Bağ Kurmak Hayatımızı Dönüştürebilir ve Onları da Korur (2) Ormanda Son Çocuk: Çocuklarımızı “Doğa-Açığı Bozukluğu[2]”ndan Kurtarmak, (3) Doğa Prensibi: Sanal Çağda Hayata Yeniden Bağlanma, (4) N Vitamini: Doğa Zengini Yaşamanın Temel Rehberi: Ailenizin Sağlığını ve Mutluluğunu Zenginleştirmenin 500 Yolu, (5) Yaşam Ağı, Bizi Koruyan Değerleri Dokuma (6) Avcılar için Sinek Oltası Balıkçılığı, Amerika genelinde bir balıkçının maceraları (7) Amerika 2, Geleceği Yaratma Eyleminde Amerikalıları Yakalayan Kitap (8) Çocukluğun Geleceği, Amerikalı Aileleri Dinlemek ve Gelecek Nesil İçin Yeni Bir Umut Oluşturmak (9) Çocuklarımızın Geleceği İçin Yapabileceğiniz 101 Şey (10) Baba Sevgisi’dir.

Kitaplarının bir kısmı 24 ülkede çevrildi ve yayınlandı. Richard Louv’un Ormanda Son Çocuk: Çocuklarımızı Doğa Açığı Bozukluğundan Kurtarmak[3] adlı kitabı, doğa ile çocukları yeniden bağlama gereğini savunması açısından en kayda değer kitabı olarak gösterilir. Herkesin açıkça  anlayabileceği bir dil ile “doğa açığı bozukluğu” ifadesini kavramsallaştıran yazarımız kitabında, bu sorunun ve sonuçlarının isimlendirilmesine ve çözümlerin belirlenmesine yardımcı olmuştur. Çocukları, aileleri ve toplulukları doğaya bağlamak için uluslararası bir hareketin başlatılmasına ön ayak olan yazarımız, adı Children and Nature Network[1] (Çocuklar ve Tabiat Ağı) olan hareketin kurucusudur ve bu kurumun başkanlığından emekli olmuştur.

Today’s Show, CBS Evening News ve NPR gibi ulusal radyo ve televizyon programlarında sık sık yer almaktadır. İlk olarak “Ormanda Son Çocuk” kitabında tanıttığı bir kavram olan doğa-açığı bozukluğu hakkında uluslararası konuşmalar yapmıştır. Bu konuşmalarda çocukların ve yetişkinlerin sağlıklı yaşamaları için doğaya maruz kalmalarının önemini vurgular. Çocuklarımızın doğaya daha fazla erişim kazanması için gerekli olanın “Dünya’nın sağlığının ve çevrenin korunması” olduğunun üzerinde önemle durur.

2008 yılında kendisine Ulusal Audubon Madalyası verilmiştir. Önceki madalya sahipleri arasında Rachel Carson[1], E.O. Wilson[2] ve Başkan Jimmy Carter[3] vardır. Yazarımız aynı zamanda San Diego Zooloji Derneği Koruma Madalyası’nın da sahibidir. Chicago Zooloji Derneği’nden George B. Rabb Koruma Madalyası, Uluslararası Kentleri Yaşanabilir Hale Getirme Jane Jacobs Ödülü ve Clemson Üniversitesi’nin “kamu hizmetindeki başarıları” için en büyük onur olan Cox Ödülüne de layık görülmüştür. 2018’de NEWSC Mimarlık ve Tasarım Okulu’ndan ise Fahri Doktora unvanı almıştır.

Bir gazeteci ve yorumcu olarak Louv, New York Times, Washington Post, Londra Times, Orion, Outsider gibi gazete ve dergiler için yazılar yazdı. San Diego Union-Tribune ve Parents Magazine’de yıllarca köşe yazarlığı yaptı. Fakat kendisine sorarsanız yazmaktan çok “yürümeyi” tercih etmektedir. Bu harika değil mi?

 

“Merhamet bir bütündür. İnsana merhamet etmeyenin hayvanlara ve doğaya, hayvanlara ve doğaya merhamet etmeyeninin insana merhameti samimi değildir. Zira bir kimsede merhamet ve şefkat ya vardır ya da yoktur.”

Bilgin Erdoğan

 

“Şefkat, anne ve babanın kucağında öğrenilen en sıcak ve dünyayı kucaklayacak bir değerdir. Biz ebeveynlerin bir görevi de doğaya karşı şefkat duygumuzu çocuklarımızla birlikte yaşamaktır.”

A.Özlem ADIYAMAN

 

 “İzin verin tabiat sizin öğretmeniniz olsun.”

William Wordswort

 

Doğanın Faydaları

 

Richard Louv, “doğa açığı bozukluğunun, insanın doğadan yabancılaşma maliyetlerini tanımladığını söylüyor. Doğa açığı bozukluğunun sonuçları olarak duyuların azalması, dikkat güçlükleri ve yüksek fiziksel ve duygusal hastalık oranlarının artışı gösterilebilir. Bu tür bozukluklar bireylerde, ailelerde ve topluluklarda kolayca tespit edilebilir.”[1] Stres azaltma, kolay öğrenme ve yaratıcılık ise doğada zaman geçirmenin faydalarından bazılarıdır. Doğal ortamlarda oynamak, çocukların karşılaşacakları sorunlarla nasıl başa çıkabileceğini de öğretir. Dr. Robin Moore’un dediği gibi, “Çocuklar duyularıyla yaşarlar. Duyusal deneyimler çocuğun dış dünyasını iç, yani duygusal dünyalarıyla ilişkilendirir.”[2]

 

Tabiat ile vakit geçirmek ayrıca, aşırı dikkat odaklı faaliyetlerden sonra mesela okuldaki dersler gibi, bireylere yenilenme olanağı sağlar. Bu “yönlendirilmiş dikkat yorgunluğunun”[3] belirtileri arasında dürtüsel davranışlar, ajitasyon ve konsantre olamama yer alır. Yazarımız, doğada gelişi güzel geçirilen vakitlerin ve tabiata verdiğimiz dikkatin, geleneksel öğrenme ve iş hayatındaki

çalışmanın getirdiği dikkat yorgunluğunu giderdiğini gösteren Stephen ve Rachel Kaplan’ın araştırmasını alıntılamıştır.[1]

 

Doğanın önemini anlatırken Richard Louv, “Doğayı ve doğal oyunu çocuklardan uzaklaştırmak, onların akciğerlerinden oksijeni alıkoymakla eşdeğer olabilir”[2] teorisini kurar. Hatta bir çocuk için sağlıklı beslenme, uyku ne kadar değerliyse doğa ile temas da öyledir, der”.[3]

 

Yazarımız, Amerikan toplumunun şu anki neslinin, “üçüncü öncüler”den olduğunu varsayıyor. İlk öncüler, çiftçilik yapmak ve batıya doğru genişleme yoluyla gelişmemiş arazilerin yararlı hale getirilmesinin öncüleriydi. Bunu, açık alanların rekreasyon yoluyla eğlenceli hale getirildiği ve tadının çıkarıldığı romantik doğa kavramı yani “ikinci öncüler” izledi. “Üçüncü öncüler” ise, doğayla doğrudan deneyime kopuk bir kentsel kopukluk ile karakterize edilebilir.

 

Üçüncü öncülerin “gerçeklerden ziyade sanal olana, dağdan Matrix’e” hızlı bir kayma sürecinde bulunduklarını söyleyen yazarımız, bizleri bu koşullara getiren faktörleri not eder: zaman baskısı[4], güvenlik kaygıları, hukuki dava korkuları, “doğrudan dikkat yöntemleri”[5] ne dayanan eğitim eğilimleri, toplumun düzen ile artan takıntısı ve oyun alanlarının ticarileştirilmesi.

 

Doğadaki Son Çocuğu Doğa-Açığı Bozukluğundan Hep Beraber Kurtarmak

 “Yeni fiili duamız şu olmalı; ister evlerde olsun, ister okullarda isterse devlet bütçesi zaviyesinden düşünecek olunsun, sanal dünyaya harcadığımız her kuruşun ve vaktin daha fazlasını veya en azından eşit miktardakini tabiata da harcamalıyız.”

 

Richard Louv

 Biyofiliya ilk defa Edward O. Wilson tarafından kullanılmış bir terimdir ve kısaca her türlü hayat ve yaşam sevgisi olarak nitelendirilebilir. Bu, insanların hilkat kardeşlerine fıtri olarak beslediği ilgi ve şefkat duyguları ile onlarla bağ kurabilmesidir. Tabiat sevgisi de bunun içine girer fakat tabiatı sevmek sadece dağa tırmanmak, doğa yürüyüşüne çıkmak değildir aynı zamanda evimizi, okulumuzu, derneğimizi, camiamızı, camimizi tabiat örtüsü olarak zenginleştirmektir. İnsan tür olarak en yalnızlık çeken varlıktır. Bunun bir sebebi kibrimizdir. Halbuki insanlarla olduğu gibi hilkat kardeşlerimizle de kuracağımız her bağlanma hem bizi yalnızlıktan kurtaracak hem de yaratılmışlara olan şefkatimiz sayesinde onların bu dünyadan yok olmalarını önlemiş olacağız.

“Stres azaltma, fiziksel sağlık, derin bir ruhsal dinginlik, yaratıcılık, oyun hatta daha güvenli bir yaşam bir aileyi çocukların yaşamlarına doğayı davet ettiğinde bekleyen ödüllerdir”.[1]

Kitapta aynı zamanda çocukların doğada oynarken veya kamp yaparken doğabilecek güvenlik sorunlarına işaret edilmekte ve buna yönelik çözümler araştırılmaktadır. Bu konu yazarımızın “Çocuğunuzun güvenliğini arttırmak için dışarıda ve doğada daha fazla zaman geçirmesine teşvik edilmeli” önerisi ile sonuçlandırılmaktadır. Doğal oyun[2] (gelişi güzel oyun) çocukların özgüvenlerini güçlendirir ve duyularının uyandırılmasını -dünyayı ve içinde hareket eden, görülen ve görülmeyen her şeyi fark etmelerini- sağlar”.[3]

Korku psikolojisi 9/11’den önce de Amerikan toplumunu sarmaya başlamıştı. Çocuklarını doğaya, ormanda oyun oynamaya salmayan aileler istemeyerek de olsa onları eve ve elektroniğe bağımlı hale getirmiştir. Yazarımıza göre korku psikolojisini kullanmak yerine aileler, bilgi üzerine kurulu güven duygusunu öğretmeliler. Elbette bu daha zor bir uygulamadır ancak zorluğu kadar önemi de önemsenecek kadar çoktur. Çocuklar kendilerini korumak için gerekli bilgileri öğrenmek isterler. Biz ebeveynler de korkularımızın bizi boğmasına izin vermeyip güven botuna atlamalı çocuklarımıza güven aşılamalı fakat tehlikeler konusunda sıkça konuşmalıyız. Kısacası korkunun yerini bilgi almalıdır. İnsan bilmediğinin düşmanı değil midir ya? “Aslında tabiat çocuklarımıza sağlıklı bir özgüveni, öz sevgi ve öz saygıyı geliştirmeleri için yardım eder. Bunlar da onların hayatları boyunca kullanacakları en güzel değerlerdendir. Çocuklarımızı korumak istiyorsak öncelikle onlara sevgi aşılamalı ve kendi zamanınızdan değerli bir kısmını onlarla kaliteli vakit geçirmeye vermeliyiz. Onları seviyor isek de tabiat ile olan bağlarını mümkün olduğunca açık tutmalıyız”.[4]

Kitabımızda, dünyada okuma yazma konusunda birinci, matematik ve fen konusunda ise ilk beşte yer alan Fin eğitim sisteminin başarıları incelendiğinde, onların çevre eğitimi ile güzel çözümlere ulaştıkları özetlenmiştir. Sistemleri, özellikle doğal ortamlarda, oyunun gücünü kullanarak bir araya getirilmiştir. “Öğrenmenin özünün bilgide değildir yani dışarıdan önceden belirlenmiş olmaktan ziyade çocuk ve çevre arasındaki etkileşimde” var olduğuna inanırlar.

Yazarımız, en iyi eğitimin okullara hapsedilmesindense, “daha ​​geniş ve dünyaya açılan bir portal” şeklinde olabilmesinin gerekliliği sonucuna varıyor.[5] Anaokulundan üniversiteye her okulun vahşi yaşamı koruma alanlarına ve doğal oyun alanlarına bağlanmasını öngörüyor. Kentsel yaşam ortamlarında bile doğa açığının yerini doğa bolluğuyla değiştirdiği bir dünya görmek istediğini söylemektedir.

Bu vizyonla yazarımız, “Yeşil Kasabalar” oluşturarak insanları doğa ile günlük iletişime geri getirecek olan “dördüncü bir öncü birlik” oluşturmaya zorluyor[1]. Teknolojinin de iç içe olabildiği küçük yerlerde kendi topraklarına bağlı ve kendi topraklarında yaşayan insanların olması gerektiğini ön görüyor. Bunlar büyük ölçüde kendi kendine yeterli topluluklar olmakla birlikte yazarımız bu şekilde “kültürel kalıpları ve yapısal çevreyi değiştirmezsek, doğa açığının genişlemeye devam edeceğine” dair uyarılarda da bulunuyor.

Yazarımızın oluşturmaya çalıştığı gibi herhangi bir sosyal hareket, hedeflerinin neye benzediğinin hayallerini resimleyemiyorsa başarısız olur. Günümüz medyasında ve beyinlerde dominant imgeler genelde dünyanın sonunun geleceğine yöneliktir; olumsuzluklarla ve teknoloji dehşetiyle boyanmış durumdadır. Biz de kendi imgelerimizi kullanarak “Tabiat Zengini bir Gelecek Hayalimizi” resimleyebilmeliyiz. Bu resimler hem yeşil olmalı hem de umut vermelidir. Herkes artık çok geç derken biz, kıyamet günü gelse de umut ekmeliyiz toprağa. Aslında sizin de hatırladığınız hadis, insanların hayallerini inşa etmek için söylenmiş olabilir mi? Zira umudun yerine geçebilecek daha pratik bir şey henüz yoktur. Ümitsiz olmak imansız ve imkansız olmak gibidir. İnsanı en baştan felç eder, dumura uğratır.

Tabiat ile içli dışlı olmak sadece köy ikliminde yaşamak ve maziye nostaljik bir dönüş yolu değildir. Şehir hayatında da tabiat ile iç içe yaşanabilir. Şehirleşme artık kaçınılmaz bir olay ise şehirleşen dünyada tabiat konusunda yapabileceğimiz şeyler sadece doğal kaynakları koruma ile yeterli olmaz. Kendi tabiat alanlarımızı yaratmalı ve oradaki doğal kaynakları eskisi gibi zenginleştirmemiz de gerekmektedir. Tabiat zengini şehirler, tabiat zengini evler, tabiat zengini okullar ve hatta tabiat zengini bir hayat oluşturabilmeliyiz. Böylece “biyoçeşitliliği” geri getirmiş oluruz ki böcekler geri geldiğinde cıvıl cıvıl kuşlar da geri gelecektir.

Richard Louv, Doğada Son Çocuk kitabında daha çok anne ve babalara mesajlar verir. N Vitamini kitabında ise kılavuzluğunu toplumun her kesiminden büyük küçük herkes için yapmaya çalışmıştır. Her ne kadar çocukların tabiat ile bağlılığı ebeveynlerin görevi olsa da bunu tek başına yapamayacakları, bunun bir toplumsal bilinç, şuur ve hareket ile olabileceğini savunur Richard Louv.

Geleceğin inşası için yapılacak çok şey var. Biri de tabiat konulu çocuk kitaplarına ilgimizin artmasıdır. Bunu umarken izninizle sizlere halam Melek Sevil İrengu’nun kaleme aldığı Cennet Ülke çocuk kitabını öneriyorum.

Saygılarımla