Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 kullanıcı ve 6 ziyaretçi çevrimiçi.

Kuran surelerin kimliği

Kampanya 2014

دور العلماء في بناء حياة محورها الوحي - مصطفى إسلام أوغلو

Ocak 10, 2011 yazan khd

مقال العدد

دور العلماء في بناء حياة محورها الوحي

مصطفى إسلام أوغلو

نبذة تعريفات

يطلق علماء المسلمين العديد من التعريفات على العلم تختلف تبعا لمشاربهم ومذاهبهم إذ يمكن وانطلاقا من اختلاف تعريف العلم فقط إظهار مدى تباين وجهات النظر الأساسية بين أهل البرهان والبيان والعرفان. فعلى سبيل المثال يُعرّف الكندي أول فيلسوف في الإسلام العلم بأنه "وجدان" إذ يصفه في كتاب الرسائل الفلسفية بأنه "إدراك (وجدان) حقيقة الوجود". أما ابن رشد فيسلك درب المعلم الأول أرسطو معرفا العلم بأنه "معرفة سبب أمر ما". ويعّرف الباقلاني الكلامي العلم على نحو أبسط فالعلم عنده هو: "معرفة المعلوم على ما هو به". أما عبد الجبار المعتزلي الكلامي فيطالعنا بهذا التعريف المنمق: "اعلم أن العلم هو المعنى الذي يقتضي سكون العالم إلى ما تناوله" (المغني). ويطلق الجويني الأصولي الفقهي تعريفا مشابها إذ يقول: "العلم معرفة المعلوم على ما هو به في الواقع" (الجدل). ويعرف الشافعي العلم تعريفا في غاية البساطة بقوله إن العلم هو: "المعرفة بناسخ كتاب الله ومنسوخه والفرض في تنزيله والأدب والإرشاد والإباحة". (الرسالة).

Bilim İnsanına Kur'an'dan Öğütler - Murat SÜLÜN

Ocak 10, 2011 yazan khd

İNCELEME

BİLİM İNSANINA KUR’ÂN’DAN ÖĞÜTLER

Murat SÜLÜN

Giriş
Kur’an; itikadî, ahlakî ya da hukukî emir-yasak ve tavsiyelerinde, hatta insan realitesine yönelik çeşitli tespitlerinde, ortalama vatandaştan ziyade toplumları sevk ve idare eden kişileri muhatap almakta; onların zaaflarıyla ilgilenmekte; onları yetiştirip yetkinleştirmeye çalışmaktadır. Fertler ve toplumlar seçkinler (elit) tarafından yoğrulduğu için, siyasî, ekonomik ve ilmî elitin zihin ve gönül dünyası, inanış ve davranışları, fertlerin gidişatı ve ülkelerin selâmeti bakımından büyük önem taşımaktadır. Kur’an’da siyasî ve ekonomik elit yani mele’ ve mutref başka müstakil çalışmaların konusu olduğundan, bu makalede Kur’an’ın bilim insanına yönelik muhtevası, özellikle bilim adamı eleştirisi yansıtılmaya çalışılacaktır.
Türkçede âlim tabiri daha ziyade dinî ilimlerde, bilim insanı ise genelde pozitif bilimlerde kullanılmakla birlikte, bilim–ilim ayrılığı sun’îdir; dinî–dünyevî, kutsal-seküler hangi tür ilim olursa olsun, ilimle iştigal eden kadın-erkek herkes bilim insanı kapsamında değerlendirilmelidir. İslam’da din adamı sınıfı bulunmadığı için, bu birleştirme Müslümanlar tarafından daha kolay benimsenebilir gözükmektedir. Bizzat Kur’an-ı Kerim kendisini bilim olarak nitelendirdiği , Hz.Peygamber de bu bilimin ileticisi (mübelliğ) olduğu halde, uğraş alanını bilim olarak görmeyen Din uzmanları için bir şey söyleyemeyiz.

Âlimin Şahitliği Sorumluluğudur - Ramazan BEYHAN

Ocak 10, 2011 yazan khd

DENEME

ÂLİMİN ŞAHİTLİĞİ SORUMLULUĞUDUR
Ramazan BEYHAN

“Allah kendisinden başka ilah olmadığına şahittir. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle şahittir (ki O’ndan başka ilah yoktur, O) azizdir, hakîmdir.”
Allah katında din, İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çabuk görendir.” (Âl-i İmran 3/18-19).
Bu âyetlerden anlıyoruz ki, İslam tevhid dinidir. Âdem’den (as) Muhammed’e (s) kadar bütün peygamberler tevhid dini olan İslam’ı tebliğ ettiler. Bu şu demektir:

Kur'an-ı Kerim'e Göre İlim ve İlim Adamı - Mahmut ÇINAR

Ocak 10, 2011 yazan khd

İNCELEME

Kur’an-ı Kerim’e Göre İlim ve İlim Adamı

Mahmut ÇINAR
Giriş
Sözlükte kısaca “bilmek” ve “bilgi” anlamına gelen ilim; İmam Gazzâlî (ö.505/111) ve Seyyid Şerif Cürcânî (ö.816/1413) gibi âlimlere göre “vakaya mutabık olan ve sayesinde nesneler hakkında kesin bilgiye ulaşılan sıfattır” şeklinde tanımlanmaktadır. Nefsin bir şeyin manasına ulaşması, bir şeyin ne olduğunun idrak edilmesi, bir şeyin hakikat ve mahiyetinin bilinmesi şeklinde de tarif edilmektedir. Fahreddin Razî (ö.606/1209) gibi bir kısım âlimler ise ilmin, bedihî bir sıfat olduğundan tanımı yapılamayacak kadar açık olduğu görüşünü ileri sürmektedir. Buna göre ilim, bütünüyle hangi tür ve gruba mensup olurlarsa olsun, nesneler ve olaylar hakkında bilgi sahibi olmayı ifade eden bir sıfattır.

Kültürün Bayileri Değil, Vahyin Âlimleri - İbrahim SARMIŞ

Ocak 10, 2011 yazan khd

ELEŞTİRİ

KÜLTÜRÜN BAYİLERİ DEĞİL, VAHYİN ÂLİMLERİ

İbrahim SARMIŞ
ibrahimsarmis@yahoo.com.tr

Yüce Allah insana verdiği akıl, düşünme, anlama, kavrama, değerlendirme yapma vd. yeteneklerin yanında doğru bir hayat yaşaması ve ahirette mutlu olması için de elçi olarak seçtiği kişiler aracılığıyla vahiy indirmiş, onlar da bunu toplumlarına bildirmişlerdir. Bütün peygamberler insanın mutluluğunun ancak vahyin öğretilerine uymaktan geçtiğini söyleyerek aykırı davrananları azapla korkutmuşlardır.
“Elif lam Ra! Bu, Hakîm ve Habîr olan Allah tarafından ayetleri muhkem ve mufassal olarak indirilmiş bir kitaptır. Allah’tan başkasına kulluk etmeyiniz, ben, onun tarafından görevlendirilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden bağışlanma dileyiniz, yaptıklarınızdan ona tevbe ediniz, böylece belli bir zamana kadar güzelce yaşarsınız, her iyilik sahibine de işlediğinin karşılığını o verir. Ama yüz çevirirseniz korkarım büyük bir günün azabına uğrarsınız. Hepiniz Allah’a döneceksiniz. Onun gücü her şeye yeter” (Hûd 11/1-3).

Ulema-i Sû' ya da Gemiyi Batıranlar - Abdülcelil CANDAN

Ocak 10, 2011 yazan khd

İNCELEME

Ulema-i Sû’ ya da Gemiyi Batıranlar

Abdulcelil CANDAN
Yrd.Doç.Dr., Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi

Giriş
Kur'an, tarihin her döneminde iki kesimin peygamberlere karşı çıktığını haber vermektedir: 1- Aristokrat kesim 2- Ulema-i sû’
Bu makalemizde ulema-i sû’ ve topluma verdikleri zararı ele alacağız:
Ulema-i sû’
Ulema-i sû’dan gayemiz sahip oldukları ilmi yerinde kullanmayan onu süflî emeller için kullanan kesimdir. Toplum ulemayı takip eder. Bu nedenle ulemanın duruşu çok önemlidir.
Ulema-i sû’ konusunda en çarpıcı teşbih ve tehdidin şu âyetin olduğuna inanmaktayız: “Onlara o herifin kıssasını anlat ki, ona âyetlerimizi vermiştik, ama o, onlardan sıyrı¬lıp çıktı, derken onu, şeytan arkasına taktı da yolunu şaşırmışlardan oldu. Eğer dileseydik biz onu o âyetlerle yükseltirdik, fakat o, yere alçaklığa saplandı ve hevasının ardına düştü. Artık onun hali, o kö¬peğin haline benzer ki, üzerine varsan dilini sarkıtıp solur, bıraksan da yine dilini sarkıtıp solur! İşte böyledir âyetlerimizi inkâr eden o kimselerin durumu; kıssayı kendilerine bir naklet, belki de biraz düşünürler.” (A’raf, 7/175-176).

Üstad Cevdet SAİD ile "âlimin sorumluluğu" üzerine... - Fatma İLHAN

Ocak 10, 2011 yazan khd

SÖYLEŞİ

Üstad Cevdet SAİD ile “âlimin sorumluluğu” üzerine...

Söyleşen: Fatma İLHAN

Cevdet Said, İkinci Dünya Savaşı sonrası İslam dünyasının genç kuşağından. 1931 yılında Suriye'nin Golan bölgesindeki Bi'r-i Acem köyünde doğdu. Çerkes asıllı mütefekkir, Cezayirli büyük düşünür Malik Binnebi’nin seçkin öğrencisi ve izleyicisi olarak ün salmıştır. Bozulmaların ve kokuşmaların bataklığı kabul ettiği büyük kent hayatından uzakta, beslediği iki ineğiyle Şam yakınlarında Golan Tepesi’nin eteğinde Bi’r-i Acem köyünde yaşamaktadır. Temel görüşü, şiddete ve kaba güce karşı olmak, İslam dünyasının felsefi ve kültürel değerlerini yeniden dirilterek öze dönmektir.

Hadis Âlimlerinde Beşerüstü Peygamber Tasavvuru - Mustafa AKMAN

Ocak 10, 2011 yazan khd

ELEŞTİRİ

Hadis Âlimlerinde Beşerüstü Peygamber Tasavvuru

Mustafa AKMAN

Tarihî süreçte Peygamber'in beşerî konumuyla ilgili ciddî tartışmalar yapılagelmiş; O'nun (s) beşerî ve nebevî konumlarının çerçevesinin nasıl çizileceği hususu büyük bir problem olmuş ve bu dilemma, tartışmaların odağı haline gelmiştir. Bazıları O'nun beşerî yönüne ağırlık vererek vahye konu pozisyonlarının dışındaki davranışlarına beşer olması hasebiyle dinî bir değer atfetmezken, diğer bazıları ise O'nun bütün söz, fiil ve davranışlarının vahiy kaynaklı olduğu gerekçesiyle bağlayıcı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Sorun, bu ikilemin sınırlarının nasıl tespit edileceğidir. Ancak tarihî süreçte toplumun düşünce yapısında ikinci görüş daha etkili olmuş ve bu nedenle Kur'an'daki konumuna uygun, Peygamber'in yaşam realitesine yaraşır ve dolayısıyla O'nun beşerî ve nebevî yönlerini yerli yerine koyabilen tutarlı bir üçüncü anlayış da etkili olamamıştır. Çünkü Hadis Ehli'nden İmam Şafiî'nin hadisleri sünnetle aynîleştirip hadislerin kaynağının vahiy olduğunu iddia etmiş olması, zamanla genel bir kabul görmüş ve bu anlamda tedavülde bulunan ya da tedavüle sokulan rivayetler de bu söylemi teyit amaçlı kullanılmıştır. Genel Sünnî anlayışı, eş-Şafiî'nin bu tezinin biçimlediği ve bu anlayışın, Rasulullah'ın beşeriyetini göz ardı ettiği malumdur.

Denge Ahlakına Vurgu Yapan Üç Muasır Şahid - Bilgin ERDOĞAN

Ocak 10, 2011 yazan khd

DEĞERLENDİRME

Vahiy Eksenli Hayatın İnşasında Denge Ahlâkına Vurgu Yapan Üç Muasır Şahid: Said Nursi, Aliya İzzetbegoviç ve Mustafa İslamoğlu

Bilgin ERDOĞAN

“…ve böylelikle sizi (vasat) dengeli bir topluluk kıldık ki insanlığa şahitler olasınız…”
(Bakara Sûresi 2/143).

Denge; İslam ahlâkının en omurga kavramı… Varlığın hal diliyle terennüm ettiği senfoninin güftesi… Varlık orkestrasının şefi makamına atanmış olan insanın ontolojik levhasının üzerinde yazılı olan hayat verici mesaj… İslam akidesinin özet konsepti… Tevhit tam bir denge öğretisi ve şirk en fena dengesizlik… Denge, risaletin ana mesajı ve Muhammedi ahlâkın tek kelimeyle anlatımı… Ümmetin yıldızları olan ashabın vahiy mühürlü ahlakı… Vahiyle inşa olmuş bir mü’minin psikolojisindeki havf u reca, duruşu… Denge, kulluğun ruhu… Denge, ubudiyetin semeresi… Denge, Doğu ve Batı medeniyeti arasında köprü olan İslam’ın ikinci adı… Denge aklın, vicdanın, fıtratın ve vahyin ortak sesi… Denge hayat veren bir yüce ahlâk… O, vahiy eksenli hayatın inşasında altın değer…
Kullukta Denge Esastır

Câbirî ve Yeni Bir Akıl İnşası - Kübra ÇOMAKLI

Ocak 10, 2011 yazan khd

İNCELEME

Câbirî ve Yeni Bir Akıl İnşası

Kübra ÇOMAKLI

İslam düşünce tarihinde 'yenilikçi damar' olarak bilinen Hz. Ömer’den bugüne kadar sürekli inkişaf edip duran bir devinim vardır.
Bu devinim kendi içinde siyasal, sosyal ve tarihsel parametrelere sahiptir. Bunlar, özgürlük ve adalet üzerine çivilenmiştir.
İslam düşünce tarihinin oluşumuna baktığımızda üç önemli dalga etkili olmuştur; Arap çıkışıyla Emeviler ve Abbasiler, Fars çıkışıyla Samaniler ve Büveyhiler, Türk çıkışıyla da Selçuklular ve Osmanlılar etkili olmuştur.
Her yükseliş kendi dönemi ve ideolojisiyle gelmiştir. Lakin tarihsel tezahür içinde Hz. Peygamber’in vefatından yaklaşık 30 yıl sonra devrimin mantığı devletin mantığına kurban edilmiştir. Bazı dini doktrinler resmi ideoloji haline gelmiş dönemlerin gerilimleri çağın dilini oluşturmuştur.
Özellikle Moğol istilasından sonra İslâm düşünce dünyası kendi içinde yeni bir dil oluşturmuştur.

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya