DOSYA

Prof.Dr.İbrahim SARMIŞ

 

MÜMİNLERİN AHLAKI KUR’AN’DIR

 

Allah, yeri ve gökleri boşuna yahut oyun ve eğlence olsun diye yaratmadığı gibi (Enbiya 21/16; Duhan 44/38) insanı da öylesine yahut boşuna yaratmadığını, (Müminun 23/115) insanları ve cinleri de ancak kendisine kulluk yapmaları için yarattığını belirtmiştir. (Zariyat 51/56)  Onun için insan başıboş ve sorumsuz bırakılmamıştır. (Kıyame, 75/36) Bunu kendi terminolojimizle ifade edecek olursak, yeryüzünü Yüce Allah’ın bir çiftliği, insanlar ve cinleri de bu çiftlikte çalışan görevliler olarak tasavvur edebiliriz. Bu görevlerini vahiyle bildirilen talimata uygun olarak yaptıkları takdirde mükafat, aksi halde ceza görecekleri Kur’an’da çok sayıda ayette belirtilmiştir. İnsanın yeryüzündeki hilafet görevi (Bakara 2/30; Enam 6/165; Fatır 35/39; Neml 27/62) de bu anlamda olup Allah’ın kendisine vekil yahut Kilise sisteminde olduğu gibi onun adına konuşan temsilcilik değil, muhataplık ve sorumluluktur.

İnsanı diğer varlıklardan ayıran özelliklerin başında aklın geldiği bilinmektedir. Ancak bu yeteneklerle insan aklının tanıyıp yönlendirebileceği, maddi hayatta ancak insan gibi yaşayabileceğini, ama bunun ötesinde olup yalnız Allah’ın bildiği/bilebileceği gayb alanı (Neml 27/65) ile ilgili iman, ahlak, ibadet, helal-haram, ahiret, mükafat ve ceza, gibi alanlarda bilgilendirmek ve rehberlik etmek için de insan cinsi arasından elçiler seçmiş ve vahiy göndererek bilgilendirmiştir. Zaman zaman evrensel insani değerler edebiyatı ile iyilik ve kötülük, adaletsizlik ve adalet, hak ve haksızlık gibi değerleri insan aklının bilmeye yeterli olduğu, dolayısıyla gaybdan bilginin verilmesine o kadar da ihtiyaç olmadığı söyleniyorsa da kazın ayağı hiç de öyle görünmüyor. Çünkü dünya tarihinde bunun yüzde yüz hem de objektif olarak tespit edilebildiği ve uygulandığı hiçbir dönem ve toplum yoktur. Zira “Doğan her çocuk fıtrat üzere/tertemiz olarak doğar, sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan, Mecusi vd. yapar”(Buhari, tefsir, 2) hadisinde belirtildiği gibi aile, çevre, okul, toplum, hukuk ve yönetim sistemi tarafından mevcut anlayışa göre yönlendirilmeyen hiçbir akıl/insan yoktur. Kısaca dünyada nötr akıl yoktur. Bunu görmek için günümüzde sayılan bu değerlerin edebiyatını en çok yapan toplumların ve devletlerin toplumsal hayatına, iç ve dış ilişkilerine ve dünya genelinde yaptığı uygulamalara kısaca örnek olarak 70 senedir İsrail’in ve onu kurduran, destekleyen ve koruyan Batının Müslümanlara yaptıklarına bakmak yeterlidir.

Yüce Allah, bu gerçeği, yani insanın gücünün ve çapının sınırlarını bildiği için onu kendi haline bırakmayıp vahiyle bilgilendirmiş ve hayat tarzı diyebileceğimiz ahlak ilkelerini öğretmiş ve yolunu çizmiştir. “Benim gösterdiğim dosdoğru yol budur, ona uyunuz, sakın sizi ondan ayıracak başka yollara sapmayın, işte Allah size bunu emrediyor, böylece en temel sorumluluğunuz konusunda duyarlı olasınız”(Enam 6/153).

Bütün vahiylerin insanoğluna yaptığı bu olduğu gibi, Kur’an vahyi de bunu yapmış ve yapmaktadır. Onun için Hz. Aişe’den verilen rivayette “Nebi’nin ahlakı Kur’an’dı”(Müslim, Salâtu’l Müsafirîn, 139) denildiği gibi bütün müminlerin ahlakı da ilke olarak Kur’an’ın öğrettikleri ve gösterdikleridir. Çünkü Resulden ve müminlerden Allah’ın istediği budur. Resulullah’ın döneminden başlayarak yüzyıllar içerisinde Müslümanlar bu ahlaka bağlı olarak yaşadıkları ve davrandıkları sürece insanlığa çok güzel örnekler oluşturmuş ve İslam nurunun dünyaya yayılmasını sağlamışlardır. İyi ve kötü örnekleriyle tarih bunun şahididir. Bunun aksini düşünmek zaten çelişki olur. “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz-Gelmişiz, dünyaya millet nedir öğretmişiz” diyen merhum Mehmet Akif Ersoy bunu ne güzel ifade etmiştir.

Ama sosyolojik bir olgu olarak Peygamberlerin getirdiği vahiylere inanmış olan toplumların üzerinden uzun zaman geçince, en başta cehalet olmak üzere türlü etkenlerle vahyin öğretilerinden uzaklaşmış ve yerine cahiliye hayatı egemen olmuştur. Zaten vahyin tekrarlanmasının yahut yeni vahiy gönderilmesinin sebebi de budur. Ne yazık ki vahyin metni/Kur’an Müslümanların elinde mevcut olup korunduğu halde, onlar da en başta Kur’an’a karşı cehalet olmak üzere çeşitli etkenler altında onun ve onu uygulayan Resulullah’ın/sünnetin yolundan şu veya bu ölçüde uzaklaştılar ve bugün gördüğümüz duruma düştüler. Dünyayı kasıp kavuran Korona virüsü nedeniyle Müslümanların bu cezayı hak ettiğini ve onlara bunun bir ders olması gerektiğini söyleyen çok sayıda yazıda bu durum dile getirilmiştir. Mesela onlardan bazısı şöyle belirtiyor:

“Sahabe, vahyin kesilmesiyle içlerinde oluşan boşluğa üzülürken bizler Kuran’la aramıza mesafeler koyduk. Abdestsiz dokunmadığımız, öpüp başımızın üzerine koyduğumuz, en güzel harflerle yazdığımız, en güzel mahfazalarla sardığımız, evimizin en güzel köşelerine astığımız Kuran’ı terk ettik. Furkan Suresi 30. ayette Hz. Peygamber’in “Ey Rabbim! Kavmim bu Kuran’ı büsbütün terk ettiler” diye Allah’a şikâyet ettiği topluluk biz miyiz? Kuran’ı terk edenlerden olmaktan Allah’a sığınırız!”.

Bir başkası şöyle ifade eder: “Ey Allah’ım! Kitabında anlattığın bütün toplumsal sapmaları bugün yaşıyoruz. Mal ve mülk aşırılığı, kudret ve güç aşırılığı, cinsellik ve fuhuş aşırılığı, bütün yeryüzü toplumlarına yayılmış. Şuayb’in toplumu, Lut’un toplumu, Hud’un toplumu, Musa’nın toplumu hepsi bir araya gelmiş sanki. Bir küresel sapkınlık içindeyiz. Bütün teknolojiler, bu sapkınlıkların sihirbazlığını yapıyor. Firavun’un sihirbazlarının yaptığını şimdi sinemalar, filmler, televizyonlar, gazeteler, medyalar yapıyor. Sapkınlıkları, zulümleri ve bencillikleri hoş gösteriyorlar”.

“Muhterem dostlar! Hastaneye gidip, doktor beğenmiyorduk. Doktor da hasta beğenmiyordu. Okula gidip Öğretmen beğenmiyorduk. Öğretmen de öğrenci beğenmiyordu. Camiye gidip Hoca beğenmiyorduk. Hoca da cemaat beğenmiyordu. Çarşıya inip esnaf beğenmiyorduk. Esnaf da müşteri beğenmiyordu.

Velhasıl Baba evladından memnun değildi, evlât babasından. Hanım kocasından memnun değildi, koca hanımından. Komşularımızdan ve dahi komşularımızın çocuklarından memnun değildik. Akrabalarımızdan ve dahi akrabalarımızın çocuklarından memnun değildik. Kimse,  kimseyi beğenemiyordu. Ne oldu…?

Ne doktor kaldı ne hasta. Hastaneye bile gidemiyoruz. Ne öğretmen kaldı ne öğrenci. Okula bile gidemiyoruz. Ne hoca kaldı ne cemaat. Camiye bile gidemiyoruz. Ne Esnaf kaldı ne müşteri, Çarşıya bile inemiyoruz. Ne komşu kaldı ne akraba. Dışarı bile çıkamıyoruz.

Kıymet bilmedik. Şükretmedik. Şımardık. Zaman nankörlüğümüze af dileme zamanı, zaman değerini bilmediklerimize kıymet verme zamanı. Zaman şükretme zamanı. Zaman muhasebe zamanı… Ölümlere neden olan korona virüsten ders çıkaralım. “daha beterinden, Rabbimize sığınalım. Gelin tövbe edelim ve arınalım.

Tövbe etmeden, aklımızı ve kalbimizi temizlemeden sadece ellerimizi yıkayarak bu beladan kurtulamayız. Başkalarından önce değişmesi gereken biziz biz. Evde kalalım, dua edelim, af dileyelim, tevbe edelim, Rabbimizin gösterdiğini yola gelelim”.

Söylediğimiz gibi vahiy, toplumun/Müslümanların ahlakını oluşturmak üzere gelmişti ve zamanında oluşturdu. Başından sonuna kadar Kur’an bunu anlattı, öğretti ve müminlerin ahlakının bunlar olmasını istedi. Bunlara muhalefet etmenin dünya hayatında da, ahirette de çok pahalıya mâl olacağını söyledi. Bunları şu veya bu düzeyde göz ardı eden, unutan, yaşamayan, uygulamayan veya dışlayan İslam coğrafyasına dünya hayatında nasıl pahalıya mâl olduğunu hepimiz görüyoruz. Umuyor ve dua ediyoruz, ahirette felaketlerine sebep olmadan Müslümanlar vahyin aydınlık yoluna döner ve onun ahlakına sahip olarak yaşarlar. Kur’an’ın başından sonuna kadar öğrettiği ve benimsenip uygulanmasını istediğini ahlak ilkelerinden birkaç kesit vermek istiyoruz:

AHLAK İLKELERİNDEN BAZILARI:

“15. Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur,  kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz. 3 16. Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına emrederiz de onlar orada kötülük işlerler/Allah’ın koyduğu ölçüleri gözetmeyip haksızlıklar yaparlar. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz. 17. Nûh’tan sonra da nice nesilleri helâk ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin yeter. 18. Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer. 19. Kim de mü’min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının da karşılığı verilir. 20. Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir. 21. Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür. 22. Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın. 23. Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. 24. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” 25. Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır. 26. Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. 27. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir. 28. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti beklerken onlardan yüz çevirecek olursan, onlara yumuşak söz söyle.5 29. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. 30. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve dilediğine kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir. 31. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır. 32. Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. 33. Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına meşru yoldan başka yolla yaklaşmayın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü sözü veren ondan sorumludur. 35. Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir. 36. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. 37. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. 38. Sayılan bütün bu kötülükler Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. 39. Bunlar, Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdendir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Aksi halde kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın”(İsra 17/15-39).

 

 “63. Rahmân’ın kulları, yeryüzünde ağır başlı ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der geçerler. 64. Onlar, Rabblerine secde ederek ve kıyamda durarak gecelerler. 65. Onlar, şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir felakettir!” 66. “Şüphesiz, orası ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır” 67. Onlar, harcadıklarında ne israf, ne de cimrilik ederler. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır. 68. Onlar, Allah ile beraber başka hiçbir ilâha kulluk etmezler, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar. 69. Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak azapta ebedî kalır. 70. Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 71. Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner. 72. Onlar, yalana şahitlik etmezler, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip giderler. 73. Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, (gerçeği görme ve işitme konusunda) onlara karşı kör ve sağır kesilmezler. 74. Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder yap” derler. 75. İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selâmla karşılanacaklardır. 76. Orada ebedî kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır! 77. De ki: “(Allah’tan başkasına) duanız olmasa, Rabbim sizi niye cezalandırsın! Siz Allah’ın dediğini yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacaktır.”(Furkan 63-77).

 “177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda direnip sabredenlerin davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. (Bakara/177).

 

 “33. De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” 34. Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. 35. Ey Âdemoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve durumu düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir. 36. Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. 37. Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler”(Araf 7/33/37).