KİTAPLIK

 

ENTROPİ

Sevtap MENDİ

 

‘’ Entropi Yasasını ve bu yasanın fizik dünyamızın geniş bağlamda tanımlanmasındaki rolünü görmezden gelmeye devam edersek kendi yok oluş riskimizi de görmezden geleceğiz demektir.’’

Jeremy Rıfkın ve Ted Howard’ın birlikte kaleme aldığı eser, tüketim çılgınlığının insanlığın başına ne gibi dertler açacağını termodinamiğin ikinci yasası olan Entropi Yasası bağlamında açıklamaya çalışır. Kitapta Entropi Yasası’nın tanımına geçmeden önce batı medeniyetinin tarihi seyrindeki dünya görüşlerine yer verilir.

Yunan mitolojisindeki tarih anlayışı; sürekli bir bozulma sürecidir. Antik Yunan tarihçisi Hesiod, çağları altın, gümüş, pirinç, kahramanlar ve demir çağları şeklinde tasvir eder. Altın çağ tarihin başlangıcında insanlığın doğa içindeki ilk konumudur ve bu ilk konum doğayla barış içinde yaşanılan bir konumdur. Altın çağın ardından insanın tabiatla olan ilişkisi giderek kaosa sürüklenmiş ve sıkıntılı dönemler başlamıştır.

Ortaçağ Batı’da Hristiyan dünya görüşünün hakim olduğu bir çağdır. Hristiyanlıktaki ilk günah doktrinine göre insanın hayatı iyi yönde geliştirme ihtimali bulunmamaktadır. Bu nedenle dünyadaki her olay sadece Tanrı’nın müdahalesi ile gerçekleşir. Tarihi insanlar değil Tanrı inşa eder.

Avrupa’da on yedinci yüzyılın ortalarında mekanik dünya görüşünün anahtarı çevrilir. Bacon, Hristiyanlığın Tanrı merkezli dünya görüşü yerine nesnel bilime dayalı ve insanın dünya üzerindeki imparatorluğu görüşüne kapı aralar. Descartes’e göre ise dünyadaki her şey matematiksel kesinliğe dayanır. Bu nedenle büyük bir cüretle ‘bana uzam ve hareketi verin, evreni yapılandırayım’ diyebilmiştir. Newton’un ardından da dünya tamamen bir makine gibi algılanmaya başlanmıştır. Bacon, Descartes ve Newton gibi isimlerin öncülüğünde ortaçağın ahiretteki kurtuluş fikri silinmiş yerine materyalizmin dünyadaki tüketim cenneti fikri yer almıştır. Bacon Tanrı’yı doğadan çıkartmıştı, Locke da toplum işlerinden Tanrı’yı çıkararak insanın mutluluğunu dünyevi çıkarlara indirgemiştir. Adam Smith, Locke’un toplumsal ilişkilerdeki çıkarcılık fikrini ekonomiye taşımış ve artık ekonominin büyümesi için her yol mubah görülmeye başlanmıştır. Mekanik dünya paradigmasının en büyük zaferi ise Charles Darwin’in evrim teorisini ortaya atmasıyla yaşanmıştır. Makineye çevrilen dünyada evrim teorisiyle insan da sadece hayvani güdüleriyle hareket eden bir canlı olarak tanımlanmıştır. Herbert Spencer Darwin’in biyolojik evrim teorisini sosyolojiye uyarlayarak doğal ayıklanma savunması etrafında ahlaki sorumluluklardan bağımsız, şahsi çıkarların önemsendiği bir toplum modelini savunmuştur.

Termodinamiğin birinci yasası, enerjinin sakınımı yasasıdır. Birinci yasaya göre evrendeki enerji miktarı zamanın başlangıcından itibaren sabit kılınmıştır fakat enerji bir formdan başka bir forma dönüşebilir. Örneğin, bir kömür parçası yaktığımızda enerji miktarı sabit kalır, kömür çevreye yayılan kükürt dioksit ve başka gazlara dönüşür. Enerjinin bir halden başka bir hale dönüşmesinin bedeli ise ikinci yasa olan Entropi Yasası ile açıklanır. Entropi, artık işe dönüştürülemeyen enerji miktarının ölçümüdür. Elde edilemeyen enerji ise kirlenme denen bir haldir, başka bir deyişle harcanmış enerjidir. Üzerinde durulması gereken önemli konu ise; entropinin sürekli artmasıdır. Entropi Yasası zamanın belirlenmesinde de büyük öneme sahiptir. Bu yasaya göre evrende zaman daima tek yönde ve ileriye doğru işlemek zorundadır.  Entropinin zamanla ilişkisinde, enerjinin tüketimi zamanımızın da tükeniş hızıyla paraleldir. Buna göre bizler elde edilebilir enerjiyi tükettikçe sadece enerji azalmaz aynı hızda zamanımızda azalır.  Entropi maksimum değere ulaştığında ise ısı ölümü gerçekleşir ve her şey oluşumunu durdurur. Sir Artur Eddington entropiyi zamanın oku olarak ifade eder, buna göre; enerji harcandıkça zaman da tükenmektedir:

‘’Zaman ilerler zira enerji elde edilebilir halden elde edilemez hale dönüşür. Bilincimiz sürekli olarak çevremizdeki dünyada entropi artışını kaydediyor. Dostlarımızın yaşlanışını ve ölümünü görüyoruz. Ateşin karşısına geçtiğimizde kızıl sıcak közlerin yavaşça soğuk, beyaz küle dönüşümünü izliyoruz. Çevremizde sürekli değişen bir dünyada yaşıyoruz; bu tecrübe, ikinci yasanın belirginleşmesidir. Bu dünyada enerjinin tersine çevrilemeyecek biçimde sarf olma sürecidir.  ‘Dünya vaktini tüketiyor’ demek ne anlam taşır? Yalnızca şunu: zamanın geçişini, bir olayın bir diğeri sonrasında belirme ardışıklığını yaşayarak izliyoruz. Dünyada herhangi bir olayın olduğu anda enerji harcanmakta ve tüm entropi artış göstermektedir. Böylece dünyanın vaktini tükettiğini söylemek, dünyanın elde edilebilen enerjiyi tükettiği anlamındadır…İnsanların dünyada gerçekleştirdiği her eylem entropi sürecini hızlandırır veya yavaşlatır. Seçtiğimiz yaşam ve davranış tarzı ile bu dünyada elde edilebilir enerjinin ne kadar hızlı veya yavaş tükeneceğine karar veririz.’’

İnsan diğer canlı türlerinden faklı olarak enerjiyi kullanmak için gözleri, kulakları, dişleri gibi endosomatik organlarından başka aletler ve makinalar geliştirebilirler. Geliştirdikleri eksosomatik aletler sayesinde enerjinin bir bölgeden başka bölgeye taşınması kolaylaşır ve türümüz bu eksosomatik etkinlikler neticesinde kültürünü şekillendirir. Bu açıdan bakıldığında enerji yaşamın esası olduğu gibi insan kültürünün de esasıdır. Eksosomatik aletlerin kontrolünü elinde tutan toplumlar enerji akış hatlarını da kontrol ederler. Dünyadaki siyaset ve ekonomik gelişmelerde bu çerçevede işleyiş gösterir. Çağdaş dünya bizlere tarihin sürekli bir gelişme çizgisinde ilerlediğini empoze eder, oysa Entropi Yasası teknik açıdan her gelişimin türümüzün varoluşunu tehdit ettiğini iddia eder.  Gelişimiyle övünen sanayi toplumları dünya ölçeğinde çok büyük düzensizliklere yol açarlar ve entropinin artışını hızlandırırlar. Entropinin artması ise dünyanın kaosa sürüklenmesi anlamına gelir.

Yenilenemeyen Enerji ve Yaklaşan Entropi Sınırı

‘’Müptelalık! Amerika’nın enerji alışkanlığını tam olarak ifade edebilecek en iyi kelime budur. İstatistikler ezici rakamlar vermektedir. A.B.D., dünya nüfusunun sadece yüzde 6’sıyla günümüzde dünya enerjisinin üçte birinden fazlasını tüketmektedir. Diğer ileri sanayileşmiş ülkelerdeki enerji tüketimi bile Amerikalılarınkinin yanında sönük kalmakta. Örneğin İsveç ve Almanya’da, yaşam seviyeleri benzer olmasına rağmen, kişi başına enerji tüketimi A.B.D.’kinin yarısı kadardır. A.B.D. her yıl nüfuslarının yüzde 75 daha fazla olmasına rağmen Batı Avrupa ülkelerinin toplamından daha fazla enerji harcamaktadır.’’

Bölümün girişinde bu özeleştiriye yer verilirken, dünyada artan nüfus oranı ile birlikte enerji talebinin de artması sorununa dikkat çekilir. Katlamalı nüfus artışının yarattığı gerginlik neticesinde yenilenemeyen enerji kullanımı da artış sergiler. Yenilenemeyen enerji kaynakları arasında sentetik yakıtlar, maden rezervleri, nükleer reaktörlerden elde edilen enerjiler vardır. Yenilenemeyen enerji kaynaklarının kullanımı ise hem yüksek maliyetli hem de insan sağlığına zararlıdır.  Mesela sentetik yakıtlar normal yakıtlardan daha fazla karbondioksit ürettiği için sera etkisine neden olur. Nükleer reaktörler ise hiç güvenli değildir. Bir nükleer reaktör tesisinin maliyetinin yüksek olmasının yanı sıra her reaktör bulunduğu çevreye sürekli radyasyon sızdırır. İnsan için az miktarda radyasyona maruz kalmak, kanserin ve genetik mutasyonların habercisidir.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Entropi Yasasının ekonomi, tarım, nakliyat, kentleşme, silahlanma, eğitim ve sağlık ilişkisi ayrı alt başlıklarda ele alınır.

Ekonomi

Enerji ekonominin temelini teşkil eder.  Bu bölümde sanayileşmiş devletlerin entropi sınırına dayandığı belirtilir. Enflasyon ise doğrudan yenilenemeyen enerjinin tükenişiyle bağlantılıdır. Enerji çevresi tükenme noktasına yaklaştıkça enflasyon da giderek artar. Bunun sebebi ise şu şekilde açıklanır: ‘’geride kalmış olan enerji çıkarmak ve işlemek için daha pahalı kompleks teknolojiye ödenmek üzere daha para ve enerji akışı yönlendirilmesinin sebebiyet verdiği tüm düzensizliğin kontrolü veya idare edilmesine de daha fazla para gerekir.’’ Bu konuda işsizlik de entropi süreciyle alakalı başka bir olgudur. Enerji tüketimi, enflasyon artışı ile beraber daha fazla insan işsiz kalır ve düşük ücretlerde çalışır hale gelir. Sosyalist ve kapitalist ekonomik analizler dünyadaki ekonomi krizine karşı çözüm üretemezler. Entropi Yasası bu açıdan ekonomide en üstün belirleyici ilkedir. Aydınlanma çağının ilerleme miti yüksek enerji üretimini kutsar fakat Entropi Yasası gezegenimizin enerji kaynaklarının sınırlı olduğunu hatırlatır ve yenilenemeyen kaynakların yerine yenilenebilen kaynakların tazelenebilecekleri ölçüde kullanılmasını tavsiye eder.

Tarım

Bu bölümde tarım alanında kullanılan inorganik azotlu gübre ve petrol türevi böcek ilaçlarının tehlikelerine dikkat çekilir. Yediğimiz yemeklerin topraktan daha çok petrolden üretildiği gerçekliğine vurgu yapılır, konuyla ilgili şu ifadelere yer verilir: ‘’ tarım uzmanı Deryel Ferguson, böcek öldürmedeki ilerlemenin toprak ekolojisi üzerindeki uzun vadeli etkisinin ‘ürkütücü’ olduğunu söylüyor. Sorunu incelemeye başlayan diğerleri gibi böcek öldürücülerin toprağa verdiği zararın ölçülemeyecek oranlarda bir tehdit oluşturduğu konusunda uyarıyor: verimli toprağın her onsu (28.3gr) milyonlarca bakteri, mantar, küf, protozon, kurtçuk ve eklembacaklılar gibi küçük omurgasız yaratıklar barındırır. Ferguson, tüm bu organizmaların toprak verimliliği ve toprak yapısının oluşumunda çok önemli bir rol oynadıklarını belirtir. Böcek öldürücüler bu organizmaları ve onların ufak fakat karmaşık ekolojik yaşam alanlarını tahrip ederek toprağın entropi sürecini önemli ölçüde hızlandırır. Nihai sonuç, toptan toprak tüketimi ve erozyon olmaktadır. Hem böcek öldürücüler hem de gübreler dahil olmak üzere kimyasalların kullanımı, toprağın ırmak akıntılarına karışıp giden 4 milyar tonluk kısmının yok edilmesinde önemli ölçüde sorumludur.’’ Toprağın doğal haline kimyasallarla müdahale edildikçe oluşan kirlenme ve toprak erozyonu tarım sektöründeki maliyeti yükseltir. Bunun anlamı tarımda sarf edilen enerjinin ve çevrenin entropisinin artmasıdır.

Nakliyat

Kitapta ulaşım sistemleri yaşamımızı tehdit eden ve entropi artışına sebebiyet veren kriterlerden biri olarak ele alınır. Mesela arabalar A.B.D. ‘de kullanılan tüm çeliğin yüzde yirmisi, alüminyumun yüzde on ikisi, bakırın yüzde onu, kurşunun yüzde elli biri, nikelin yüzde doksan beşi, çinkonun yüzde otuz beşi ve kauçuğun yüzde altmışını kullanır. Büyük nakliye şekillerimizin hepsi de yenilenemeyen fosil yakıtlarıyla çalışır. Şehirlerdeki hava kirliğinin yüzde altmışı araba egzozlarından kaynaklanır. Her gün araba egzozlarından 250.000 ton karbon monoksit, 25.000 ton hidrokarbon ve 8000 ton nitrojen oksit yayılır. Ulaşım sistemleri enerji kaynaklarımızın tüketilmesinden sorumlu olduğu gibi insan sağlığı açısından da oldukça tahrip edicidir. Kurşun zehirlenmelerinin en büyük nedeni araba egzozlarıdır. Kurşun zehirlenmelerinin en önemli belirtileri arasında uyuklama, öfke, iç sancıları bazı durumlarda felç, koma görülmektedir. Kanlarında yüksek kurşun konsantrasyonu bulunan çocuklarda ise öğrenme zorluğu, dikkat kaybı, aşırı ve fevri hareketlilik gibi davranış bozuklukları gözlenmektedir.

Kentleşme

Kent yaşamlarının sürdürülebilmesi için büyük enerji girdilerine ihtiyaç vardır. Bir milyon nüfuslu bir şehirde günlük 9500 ton yakıta, 625.000 ton temiz suya gereksinim duyulur. Binaların yapımı için ülke enerjisinin yüzde altmışına ihtiyaç vardır. Kente yüksek enerji akışı önemli ölçüde ekolojik değişimlere sebep olur.  Kentlerdeki yüksek enerji akışı ve beraberinde getirdiği atıklar ise kentte yaşayan insanların sağlığını önemli ölçüde tehdit eder. Bronşit, ülser, kalp rahatsızlıkları ve kanser oranları kentli insanda daha fazla görülür. Bu hastalıkların yanı sıra şizofreni, nevroz, kişilik bozuklukları ve intihar gibi psikolojik vakalarda şehirli insanlar arasında daha yaygındır.

Silahlanma

Kitapta, savaş ve savaş hazırlığı insan faaliyetinin en yüksek entropi biçimi olarak değerlendirilir. Dünyadaki tüm ülkeler silahlara yılda 400 milyar dolar harcamakta, savaş ve savaş hazırlıkları dünyanın toplam mal ve hizmet üretiminin kabaca yüzde onunu tüketmektedir. A.B.D. ordusu ülkenin en büyük tüketici kurumudur. Savunma bakanlığına devletin enerji bütçesinin yüzde 80’i aşan bir kısmının ayrılmasının yanında insanların da bu uğurda harcandığına dikkat çekilmektedir.

 

Eğitim

Kitapta entropi ile ilişkilendirilen önemli bir diğer konu ise eğitimdir. Entropi Yasası her işte olduğu gibi bilgi toplanmasında da etkilidir. Bu bölümde sibernetik ve modern bilgi teorisine dayanan bilgi toplama ve depolamanın yol açtığı enerji sarfiyatından bahsedilir. Bunun yanı sıra Henry Adams’ın insan aklının da bilgi toplamasında entropi sürecine tabi olduğu görüşüne yer verilir. Adams’a göre insanın reklamcılık, medya ve eğitim sistemiyle yoğun bilgi bombardımanına tabi tutulması dünyayı daha karışık görmesine neden olmaktadır. Psikologların ‘aşırı bilgi yükü’ olarak adlandırdıkları bu durum fiziksel atıkların çevreyi kirletmesi gibi insan zihninde kirliliğe sebep olmakta ve psikolojik rahatsızlıklar baş gösterebilmektedir. Bilgilenme devrimi ise etkisini en çok eğitim sisteminde göstermektedir. Okullarda uzun süre tek yönlü yoğun bilgi aktarımına maruz kalan çocuklarda gerçek öğrenme yeteneklerinde düşüş yaşanmakta, konsantrasyon azalmakta ve çocuğun öğrenmeye karşı isteksizliği artmaktadır.

Sağlık

Sağlık konusunda insanların hastalanmasına neden olan iki faktöre değinilir; bu faktörlerden birisi kirlenen yaşam alanı ve diğeri de sağlık sektörünün kendisidir. Yazarların bu konudaki iddiaları şu şekildedir: ‘’İatrogenik (iatrojenik) terimini hiç işitmemişseniz eğer şanslısınız demektir, fakat doktorlar bu kelimenin anlamını iyi bilir. Bu küçük, on harflik kelimeyi bir doktorun önünde konuştuğunuzda göreceğiniz tepki muhtemelen öfkeyle karışık ani bir savunma olacaktır. İatrojenik hastalıklar, aslında hekimler, hastaneler, ilaçlar veya hastalığın tedavisinde kullanılan makinelerin sebebiyet verdiği hastalıklardır.’’

Kitabın son bölümlerinde üçüncü dünya ülkelerinin kalkınması ve servetin bölüşümü gibi konulara değinilir. Yoksullukla, işsizlikle, açlıkla mücadele eden üçüncü dünya ülkelerinin gelişmiş ekonomilere sahip ülkelerin refah seviyelerine ulaşmalarının imkansız olduğundan bahsedilirken, üçüncü dünya ülkeleri için tarıma dayalı ekonominin önemine dikkat çekilir ve İngiliz sömürgesine karşı direnen Gandhi’nin ekonomik modeli örnek gösterilir. Servet bölüşümü konusunda ise şu çarpıcı ifadelere yer verilir: ‘’servet bölüşümünün esasen yeni bir düzenlemesi yapılmadan enerji akışının azaltılması ve gezegenimizin biyolojik sınırlarına özen gösterme üzerine tüm konuşmalar boştur ve her zaman zengin fakiri alt hizmet statüsünde kilitler. Sıcak küvetleri, çeyrek milyon dolarlık evleri, son moda elbiseleri ve Mercedesleriyle üst sınıfın şık ekolojicileri, temiz hava çağrılarının kendi sahip oldukları haksız ekonomik refahlarının yeniden bölüşümüne gidecek anlamlı hareketlerle desteklenmesi gerektiğinin bilincine varsalar iyi olur. Eğer bu ekonomik ayarlamayı gönüllü olarak yapmaya başlamazlarsa bunu onlar yerine başkaları yapacak.’’

Newton, Bacon, Descartes’in mekanik dünya görüşü maddi ilerlemeye dayanıyordu. Tanrı’nın yerine insanın, değerlerin yerine hırsların ve çıkarların geçirildiği bu dünya görüşü yeryüzü stoğumuzdaki enerji kaynaklarının hoyratça kullanılmasına ve yaşam alanlarımızın tahribatına yol açtı. Yüksek entropili yaşam tarzı ile artık kendi atıklarımızın içinde daha fazla yaşayamayacağımız gerçekliğiyle yüz yüzeyiz. Dünyamız artık enerji sınırının eşiğinde ve ciddi sinyaller veriyor. Son dönemlerde mekanik ve deterministik dünya görüşünün yerini ise kuantum fiziğinin indeterministik dünya görüşü almaktadır. Kuantum fiziğine göre dünyadaki her şey birbirine karmaşık hassas ilişkilerle bağlıdır, evrende ihtimallere dayalı sürekli oluşumlar mevcuttur ve dinamik evren modeli hakimdir.  Kuantum fiziğinin keşfi ile evrene bilimsel bakışımız değişmiştir, fakat buna bağlı olarak yaşam felsefemiz de değişmedikçe çıkmazdan kurtulabilmemiz çok zor görünmektedir. Bu nedenle eserin son bölümünde insanı, yaratıcıyı ve yaşamın anlamını hakikatiyle tanımaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğuna değinilir: ‘’Geleneksel bilgeliğin üstadları düşük entropili bir yaşamın değerlerini kutsamıştır. Buda, İsa, Muhammed, İsrail peygamberleri ve Hindistan mahatmalarının hepsi örnek basitlik, gönüllü yoksulluk ve ortak paylaşımlı bir hayat yaşadılar. Öğretileri, toplumun hepsi için aynı şeyleri ifade etti. Mohadas Gandhi, düşük entropili değer sistemine göre yapılandırılan toptan özgürlük hareketi başlattı. Her şeyden önce düşük entropi dünya görüşü, karşı karşıya geldiğimiz fiziksel sınırları ve teknoloji kullanımına getirilmek zorunda olan sınırlar gösterir.’’

Kitabın son paragraflarında tekrar Entropi Yasasının önemine dikkat çekilir. Entropi Yasası, bizlere her şeyin sonlu olduğu fani bir dünyada yaşadığımız gerçekliğinin fiziksel ve matematiksel yasasıdır. Her şey enerjidir ve enerjinin kaderi ise tükenmektir. Fakat bu tükenişin hızı insanlığın kendi iradesindedir. Düşük entropili bir yaşam tarzını benimsemek ise ancak kanaatkâr olabilmekle, değerlere bağlanabilmekle, yaşamımızdaki her şeye karşı sorumluluk duyabilmekle mümkündür. Aksi takdirde:

‘’İnsanlık enerji akışını arttırmayı sürdürürse, dünyanın toplam enerji kaynakları giderek daha hızlı tükenir ve israf ve karmaşa daha yüksek seviyelere tırmanır. İnsanlığın tür olarak sürdürülebilmesinin tek umudu, gezegene karşı tecavüzkar yaklaşımı bırakmak ve tabiat düzenine uyum göstermeye çalışmaktır…’’

Son söz olarak;

‘’Entropi Yasası’nda büyük bir güzellik vardır. Bize kozmik tiyatroda, gelecekte yatan mutlak kaderi gösterir fakat nasıl davranılması kararını bize bırakır.’’