Ensarsız Bir Dünyada Garipliği Yaşıyoruz

Ensarsız Bir Dünyada Garipliği Yaşıyoruz

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

“Muhacirlerden ve ensardan (İslam’a girmekte) öne geçenler ile bunlara güzel bir şekilde tabi olanlar var ya. İşte Allah, onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Onlara altlarından ırmaklar akan içinde sürekli kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu en büyük kurtuluştur.” (Tevbe 9/100)

Bu ayet, müminlerden ilk samimi nesli ikiye ayırmaktadır. Birincisi muhacirlerden ilkler ve öne geçenlerdir. Onlar Mekke’de iman ettiler, direndiler, işkencelere katlandılar. Allah’ı ve Peygamberi, mallarına, ailelerine, yurtlarına ve rahatlarına tercih ederek Mekke’den hicret ettiler. İkinciler de ensardan ilkler ve öne geçenlerdir. Onlar da Medine halkından Hz. Peygamber’e iman eden, ona yardım edeceğine söz veren, onun arkadaşlarıyla birlikte kendilerine hicret etmesini gönülden arzulayan, hicret edenleri destekleyen, şiddet ve sıkıntı zamanlarında onlara fiili yardımda bulunanlardır. Muhacirden ve ensardan olanlar Allah’a ve Peygamber’ine samimiyetle bağlıydılar. İçinde bulundukları konumları herhangi bir menfaatten dolayı değil sadece imanlarından kaynaklanıyordu.

Vahiy ile muhatap olup her türlü zorluğu göze alarak, Allah’a iman eden ve bu yüzden akıl almaz işkencelere maruz kalan ve sonra da yurtlarından çıkarılan muhacirler, Allah tarafından layık oldukları şekilde övülmüşlerdir. Zira onlar hiçbir dünyevi maksatları olmadığı halde sırf Allah’a serbestçe ibadet edebilmek için her şeylerini terk etmişlerdi. Bazı ayetlerde muhacirlerin iyilikleri ve imanları övülürken ensar ve Allah yolunda cihad edenler de onlarla birlikte zikredilmektedir. (Bkz.: Enfal 8/74)

Günümüz Göçmenleri

İnsanlığın, vicdanın, merhametin yardımlaşmanın yok olduğu, İslamofobi’nin, göçmen düşmanlığının, fanatizmin, ırkçılığın, şiddetin, dışlamanın ve umutsuzluğun yükselişe geçtiğine tanık olduğumuz bir dünyadayız. Bir zulüm diyarından başka bir zulüm diyarına göç eden muhacirlerin içler acısı hallerini görüyoruz… Kıyımıza vuran Aylan bebeği unutmadık… Okuldan dışlandığı için mezarlığın kapısında kendini asan çocuğu unutmadık… Mavi gökyüzünü muhacirlere dar eyleyen zalimler varoldukça bu manzaralar hiç bitmeyecek…

Özellikle çağın firavunlarından olan Esed’in zulmünden kaçan Suriyeli muhacirlere karşı yaygınlaştırılan nefret ve dışlama propagandaları karşısında, İslami-imani-vicdani yükümlülüklerimizi yerine getirmede çok hassas olmamız gerekmektedir.  Ülkemizde ve Avrupa’da adeta bir linç kültürü geliştiriliyor ve uygulanıyor. Muhacirler ötekileştiriliyor, düşmanlaştırılıyor, toplumsal yapıda bir tepki oluşturulmaya çalışılıyor. Bu nefret dalgaları karşısında muhacir kardeşlerimizi savunmak vicdanı ve merhameti savunmaktır. Dünya üzerinde yalnızca Suriyeli muhacirlere değil Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmen nüfusa karşı geliştirilen nefret söylemleri de var. Medeni geçinen, hukukun üstünlüğünü ve özgürlükleri savunan Avrupa’da cami kundaklamaları, kapatmalar ve baskılar söz konusu. Utanç verici bir tablo var.

Suriyeli muhacirler, Suriye’de Esed rejiminin katliamlarının ivme kazanıp yerleşim yerlerinin yıkıma uğratılması sonucunda aynen komşu ülkeler Lübnan ve Ürdün gibi Türkiye’ye de gelmek zorunda kaldılar. Rejimin cehenneme çevirdiği ülkede yaşama imkanı kalmadığından insanlar başlarını sokabilecekleri bir barınak arayışı içinde yollara düştüler. Göçmenlerin ülkemize sığınanları maalesef Türk ırkçılarının hedefi olmaktan kurtulamadılar. Bunların bir kısmı açıkça Suriye halkının katili Esed’in yanında saf tuttukları için rejimden kaçan insanlara düşmanlık duygusu içindeydiler. Bir kısmı da İslami kimliğe düşmanlıklarını, Arap nefretine dönüştürmüş olduklarından Suriyelilere ait her şeyden rahatsız oluyorlardı. Aynı Avrupalı ırkçı hareketler gibi, işsizliği, pahalılığı, metropollerde artan güvenlik ihtiyaçlarını hep muhacirlere bağladılar. Irkçı yaklaşımlar ve söylemlerle sokaklardan Suriyeli avına çıkan lümpen kitleler beslendi. Muhacir düşmanlığı sosyal medya aracılığı ile de hızla yayılmaya başladı. Oysa meseleye, insani ve vicdani açıdan bakmak ne kadar önemli. Kardeşlik, ensar olma gibi kavramları soyut düzlemde kullanmanın ötesine geçilmelidir. Sadece ihtiyaç sahibi muhacirlere destek olmakla yetinmek yerine, muhacirleri hedef alan sistematik saldırılara, karalama kampanyalarına karşı kardeşlik hukukunu korumak için daha aktif olma sorumluluğumuz vardır. Zulüm coğrafyalarından göç eden serpilmiş çığlıklara omuz vermeli, güç katmalıyız. Zihnimiz, ellerimiz onlara ulaşmalı, yüreğimiz onları kucaklamalı, vefayı,  dayanışmayı, ahidleşmeyi birlikte adanmayı göstererek güzelleştirmeliyiz yeniden.

İnsanlıktan nasibini almamış, vicdanı yok olmuş kişilerin, gece gündüz hiç durmadan “mülteciler, Suriyeliler, pis Araplar, göçmenler” diye söze girişen zehirli dillerini susturmalıyız. Bunu yapmazsak, bu mazlum insanları savunmazsak, onlara ensar olmazsak, yapamadıklarımızın hesabını Allah soracaktır. Her gün çocuk Gazze’de, Kahire’de, Akdeniz’in soğuk sularında, Ege’nin kıyılarında… Kaç mazlum öldü ve ölmeye devam ediyor…
 

Çocukların öldüğü bir dünyada biz ne yapıyoruz kaç yıldır? Batı’dan yükselen ırkçılığı, yabancı düşmanlığını, Müslüman düşmanlığını konuşuyoruz ama bununla mücadele edecek ciddi bir kurum, bilimsel bir çalışma, dünyada ses getirecek bir organizasyon kuramadık. Onlarca yıldır nefret tohumları ekiliyor ve bunun bir gün ölüm biçeceğini konuşuyoruz ama bununla mücadele edecek, önleyecek ciddi bir yapı yok, kuramadık. Çünkü herkes günü kurtarmaktan, sorunu geçiştirmekten ve acılar üzerinden bir şeyler devşirmekten yana. Siyasetçimiz de öyle, sivil toplumumuz da öyle, akademisyenimiz de öyle, düşünürlerimiz de öyle.

Sayıları 260 milyonu aşmış göçmen, 71 milyonun üzerinde yerlerinden edilmiş kişi, 25 milyona yakın mülteci varlığının bugün dünyada hiç kimsenin kayıtsız kalamayacağı bir sorun olarak kabul edilmesi gerekir. Bu tabloya bakıldığında, güç gösterileri ve yayılmacı politikalarıyla göç ettiren ülkeler var. Bir de bu göçün ürettiği insani sorunlarla baş etmeye çalışan ülkeler var.

Karanlık bir çağı yaşıyoruz. Allah ve İslam düşmanları ümmeti ve insanlığı perişan etti. Darmadağınık, ensarsız bir dünyanın garipliğini yaşıyoruz. Çileli ümmet ensarını bekliyor.

Ensarını bekleyen mazlumlar, derme çatma kulübelerde yaşam savaşı veren anneler ve çocuklar, yoksulluktan bitap düşenler, ilaçtan mahrum kalanlar, ölü benizli diriler, kimsesizler mezarlığına gömülenler, çadır kentlere istiflenmiş insan yığınları...

Tehcir, tahkir ve taciz kamplarında kalan çaresiz mülteciler, ürkek sesleriyle, dileklerini “Allah’ın yardımı nerede?” diyerek Allah’a arz etmektedirler. “Rabbimiz katından bize bir sahip gönder, bir yardımcı gönder” diyen zayıflar, çocuklar, kadınlar ensarını beklemektedirler. Ya ensar olacaklar hala kimi beklerler? BM mi, af örgütü mü, Kızılhaç mı? Güvenimizi, gücümüzü yenileyerek mültecilere, göçmenlere yardımcı olmada öncüler olmalıyız. Mültecilerin yanında yer almak, vicdani bir dünyayı oluşturmaktır.

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin
Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Bu sayfa, Kur'ani Hayat Dergisi'nin resmi sayfasıdır. Dergiyi tanıtma amacıyla kurulmuştur.

Yorumlar