Mültecilere Karşı Oluşturulan Söylemlerin Arka Planı

Mültecilere Karşı Oluşturulan Söylemlerin Arka Planı

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Türkiye’de, özellikle Suriye’de yaşanan iç savaş ve çok uluslu kıyımla birlikte mülteci sayısı milyonları buldu. Mülteciler sadece ülkemizde değil dünyada da önemli bir sorun. Aslında sorunun birden çok boyutu var. Sorunların bir kısmı mülteci olarak başka bir ülkede yaşayan insanlardan kaynaklanıyor. Fakat mültecilere yönelik üretilen söylemler ve bu söylemlerin eyleme dönüşmesi, bana göre sorunun asıl parçası. Bu yazımda mültecilere yönelik oluşturulan söylemleri incelemek istiyorum fakat öncesinde hem dünyada hem de ülkemizdeki durumu inceleyelim.

Öncelikle sorunu bir “mülteciler” sorunu olmaktan çıkarıp bir “göç politikaları” sorunu hâline getirelim. Düzensiz göçün yaratabileceği sorunlara İran’daki Afgan mülteciler, ABD’deki Meksikalı mülteciler ve Türkiye’deki Suriyeli mülteciler örnek olarak verilebilir. Bu ülkelerdeki göç politikasının belirsizliği, kimi zaman katılaşan kimi zamansa denetimsiz olan politikalar, bu ülkelerin vatandaşlarını ve mültecilerini sorunun en önemli parçası hâline getirmiştir.

Son dönemde Afgan mültecilerin ülkemize doğru akını, bir endişeyi de beraberinde getirdi. Acaba yine bir göç dalgası yaşanır ve daha büyük sıkıntılar yaşar mıyız? Bu endişe giderek artarken bir taraftan da “Yabancı uyruklu olanlara suyu on katı para ile vereceğiz” diyen belediye başkanları çıkıyor. Bu durum zaten hiçbir zaman aklı selim ile düşünülmeyen mülteciler konusunu iyice çıkmaza sokuyor.

Neden aklı selim ile düşünülmüyor diyorum? Çünkü Türkiye olarak bir “mülteci veya göç politikamız” hiç olmadı. Her şey bir karmaşa ile şekillendi ve sorun yumağı giderek büyüdü. Mesela, bir dönem ülkemize giriş yapan Suriyeli mülteciler, ülkenin her yerine düzensiz bir şekilde yayıldı. Ne sosyolojik bir ön çalışma yapıldı ne de ekonomik alt yapı oluşturuldu. Bunun sonucunda bir kesimin sürekli onlar üzerinden bahane ürettiği “nargileci mülteciler” görüntüsü yayılırken diğer taraftan da açlıktan ne yapacağını bilmeyen mülteciler göz ardı edildi. Yani, aslında sapla saman birbirine karıştı.

Bu durum, mültecilere karşı söylemlerin giderek çeşitlenmesine neden oldu. Söylemden kastım, hem sosyal tabakalarda (sokaklarda, mahallelerde) hem de medya ve sosyal medyada kendine yer bulan,  büyük kısmı ön yargı barındıran söylemler. Oluşturulan bu söylemlerin çok az bir kısmı haklılık payı barındırıyor olsa da neredeyse tamamı insan onurunu yok sayan cinsten. Gelin, bunlardan birkaçına bakalım:

Suriyeliler yüzünden suç oranları arttı:

Bu klasik söylem aslında yabancı düşmanlığı yapan herkesin sığındığı en önemli liman. Aslında bu söylemi Almanya’da da Türk nüfus için kullanılırken görüyoruz. Fakat göç idaresinden veya emniyet verilerinden bakıldığında durum tam olarak söylendiği gibi değil. Elbette Türkiye’de bulunan Suriyeli veya diğer milletlerden olan mültecilerin suç işlediğini görebiliyoruz. Fakat bu suçların oranı Türkiye ortalaması ile hemen hemen aynı. Yani aslında bu konuya “insan” penceresinden bakmak gerekiyor. İnsanın olduğu yerde sorunların da, suçun da olabileceğini unutmamak gerekiyor.

Devlet Suriyelilere maaş bağlıyor:

Bu algının haklı bir yanının olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçekten mültecilere sağlanan belli başlı ayrıcalıklar zaman zaman benim de gözüme çarpıyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, ülkemizde bulunan milyonlarca mültecinin tamamının aynı durumda olmadığı gerçeği. Yani, bir yanda farklı ayrıcalıklar sağlanan azınlıkta bir mülteci topluluğu varken bir yanda da gerçekten açlık ve yoksulluk ile sınanan birçok mülteci aile var. Özellikle kadınlar ve çocuklar bu durumun en büyük mağdurları.

Suriyeliler savaştan kaçtı, tekrar gitsinler:

Bu algının ve söylemin ana kaynağı,  Türkiye’nin istiklal mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı ile yapılan kıyaslama. Bu kıyaslamanın hiçbir tutarlı yanı yoktur. Çünkü Kurtuluş Savaşı dönemi ile günümüz savaş şartları asla aynı değil. Konvansiyonel silahların, kitle imha bombardımanlarının yapıldığı bir ortamda, üstelik asker değil sivil olan bu insanlardan kimse bile bile ölüme gitmelerini beklememeli. Bunun yanında, bu şekilde bir tavır kahramanlık değil intihar olacaktır. Bu açıdan bakıldığında, Kurtuluş Savaşı’nda yazılan destan ile bugünkü Suriye veya Afganistan savaşlarını karşılaştırmak akıllıca bir şey olmaz.

Irkçı söylemler:

Dünyanın neredeyse her yerinde büyük bir problem olan ırkçılık, Türkiye’de de mülteciler üzerinden kendini gösterdi diyebiliriz. Daha önce Kürtler ve Ermeniler üzerinden yoğunlaşan ırkçı söylemler, son dönemde Suriyeliler veya Araplar üzerine yoğunlaştı. Bunun birkaç nedeni var. Bunlardan biri, Türkiye’de Kürt sorunu adına atılan nispeten olumlu denilebilecek adımlar. Bir diğeri de Suriyeli nüfusun denetimsiz dağılımı nedeniyle oluşan adaptasyon sorunları. Bu iki nedenin yanına Araplara olan geçmişten gelen ön yargılı söylemleri de ekleyince ortaya ırkçı bir söylem çıkıyor.

Mültecilerin kullanıma açık olması:

Düşünün ki ülkeniz bombardımanlarla yerle bir edilmiş. Ailenizden birçok kişiyi kaybetmişsiniz veya haber alamıyorsunuz. Sığınacak bir ülke bulmuş ve oraya gitmişsiniz. Ailenizden geride kalanlara bakmak zorundasınız ve doğal olarak iş bulmalısınız. Bir de eve ihtiyacınız var. Tam burada kamu vicdanı devreye giriyor ama üzgünüm ki ülkemizin vicdanlı insanları hariç bu alanda oldukça kötü bir sınav verdik. Fahiş fiyatlarla kiraya verilen evler, sosyal güvencesiz ve asgari ücretin üçte birine çalıştırılan insanlar, fuhşa zorlanan kadınlar, dilendirilen çocuklar, ikinci veya üçüncü eş olarak alınan 14-15 yaşındaki kızlar... Ve daha suistimal edilen onlarca mülteci... Bunlar aslında karşılıklı üretilen söylemlerden çok daha tehlikeli şeyler. Tüm bunların yaşandığı bir ortamda ben; mültecileri suçlamanın kolaycılık, sanki hiç sorun yokmuş gibi davranmanın da körlük olduğunu söylemek istiyorum.

Ortada kocaman bir mülteci sorunu var. Bu sorunun kaynağı belli ama çözüm için bir hayli geç kalmış durumdayız. Çünkü sorunun kaynağı olan göç politikasının olmayışı ve bu konuda bir sorgulama yapılmamış olması, sorunu katmerli hâle getirmiş durumda. Elbette ülkemizde Afrika’dan gelenlerden tutun Afganistan’dan ve Pakistan’dan gelenlere kadar birçok mülteci bulunuyor ve onların da birçok problemi var. Fakat nicelik açısından en fazla olan Suriyeliler üzerinden ortaya çıkan söylemler maalesef kocaman bir ön yargı hâline gelmiş durumda. Öyle ki uyruğu Suriyeli olmayan bir mülteci suç işleyince de Suriyeli olarak kolayca gündeme gelebiliyor. Bunun önemli nedenlerinden biri de siyasetçilerin sürekli Suriyeliler üzerinden polemik oluşturması. “Suriyelileri göndereceğiz” diyen siyasetçilerin sayısı giderek artıyor ve bu söylem toplumun da ilgisini çekiyor.

Son söz olarak çözüm önerileri sunmak isterdim fakat en başa, yani göç politikasına dönmek zorundayım. Çünkü, eğer bir göç politikanız yoksa veya var olan politikaları etkin bir şekilde uygulamıyorsanız mülteciler giderek büyüyen bir sorun olacaktır. Korkarım, bundan yüz yıl sonra bu sorun kökten bir sorun olacak. Umarım hem devlet olarak hem de toplum olarak vicdan yaralayan uygulamalardan uzak durup bu sorunların önüne geçebiliriz.

 

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin
Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Bu sayfa, Kur'ani Hayat Dergisi'nin resmi sayfasıdır. Dergiyi tanıtma amacıyla kurulmuştur.

Yorumlar