![]() |
| ![]() |
DEĞERLENDİRME
Arzu Melek ARIKAN
Eğitimci
Hz.Peygamber’in çok eşliliği ve İslam’ın dörde kadar evlenmeye müsaade edişi (teaddüd-i zevcat) İslam aleyhtarlarının ve müsteşriklerin her fırsatta tenkit ettiği meselelerin başında gelir. Ne yazık ki, zamanla oluşmuş önyargılar ve sağlıklı veriye dayanmayan bilgiler bunun bir emir gibi algılanmasına sebep olmuştur. Halbuki konu ile ilgili Nisa Sûresi’nin 3. âyeti incelendiğinde dörde kadar olan evliliğin sadece bir ruhsat sayılması gerektiği, asıl tavsiye edilenin ise tek kadınla evlilik olduğu anlaşılmaktadır:
“Yetimlerin hakkına riâyet edememekten korkarsanız (bunların yakasını bırakın da) beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın; haksızlık etmekten korkarsanız bir tane kadın veya mülkiyetinizde bulunan cariye (ile yetinin); bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olandır.”
Erkeğe verilen bu müsaadenin İslam’ın kadını değersizleştirdiğini ve erkeğin karşısında küçük düşürdüğünü iddia edenlere eski çağlardaki birkaç uygulamayı hatırlatmakta fayda mülahaza ediyoruz. Zira, o dönemde kadına yapılan zulümlerin ve sürekli aşağılamanın doğal bir sonucu olarak feminizm hareketlerinin ilk defa Batı’da ortaya çıktığı bilinen bir gerçektir.
- Eski Çin’de kadın kocasının kölesi sayılırdı.
- Yunan’da koca karısını dövebildiği gibi başka birine de armağan edebilirdi. Keza tüm miras erkek çocuklara aitti.
- Eski Roma’da kadın babasından kocasına aktarılan bir maldı.
- Eflatun ve Aristo kadının erkeğin dûnunda (aşağısında) olduğunu resmen ilan etmişti.
- Yunan’da bir erkeğin dengi yine başka bir erkektir. Bu bakımdan Yunan töresinde homoseksüellik bir fazilet olarak algılanabilmektedir.
- Yahudilik’te kadının hiçbir değeri yoktur. Onların her sabahki dualarında şu cümle geçer: ”Ezeli ilahımız, kâinatın kralı, beni kadın yaratmadığın için sana hamdolsun.”
- Kadını aşağılama geleneğinin Hıristiyanlık’ta daha da güçlendiğini görüyoruz. Zira kadın, haram meyveyi Âdem’e (as) yedirerek cennetten kovulmasına ve insan neslinin günahkâr olmasına neden olmuştu. Dolayısıyla Hıristiyanlık’ta kadının kötülüğü, şeytana uymayı ve ayartıcılığı temsil etmektedir.
- Cahiliye dönemi Arap toplumunda da kadın olmak utanç verici bir durumdu, bu yüzden kız çocukları diri diri toprağa gömülüyorlardı.
Yukarıda zikri geçen bu talihsiz tablodan sonra İslam’ın kadınla erkeği “hep birbirinizdensiniz” (Âl-i İmran, 3/195) buyurarak amel ve fazilet bakımından eşit tutması, kadına miras, seçime katılma, şahitlik yapma, fikrini ifade etme vb. haklar vermesi, anneleri cennetle müjdelemesi, Nisa Sûresi’nin 19. âyetinde olduğu gibi kadınlarla iyi geçinmeyi tavsiye etmesi, bu ilahi tavsiyeyi sevgili Peygamberimiz’in, “Sizin en hayırlınız kadınlarına iyi davranandır” (Tirmizi, Rada’ 11) sözüyle perçinleştirmesi, dinimizde kadının değeriyle ve toplum içindeki konumlandırılışı ile ilgili bir problem olmadığının apaçık göstergelerinden sadece birkaçıdır.
Bu temel bilgilerden sonra poligamiyi meşrulaştıran ilk sistemin İslam, onu örneklendiren ilk Peygamber’in de Hz.Muhammed (s) olmadığına dair bazı bilgileri paylaşalım:
- İslam’dan önceki Arap toplumunda erkek istediği kadar kadınla evlenebilirdi. Bazı kimselerin 5, 10, 15, 20 hatta daha fazla kadını vardı.
- Çok kadınla evlenme âdeti eski toplumların birçoğunda geçerli idi. Eski Hindular, sınırsız kadınla evlenmeyi mübah gördükleri gibi Lidyalılar, Babilliler, İranlılar ve Yahudiler de istedikleri kadar kadınla evlenirlerdi.
- Kitab-ı Mukaddes’e göre Hz.İbrahim’in 2, Hz.Yakub’un birkaç hanımı vardı.
- Hz.Davud’un 9 hanımı ve cariyeleri vardı.
- Avrupa ile Batı Asya’nın çeşitli yörelerinde yaşayan Trakyalılar, Medler ve diğer bazı halkların geleneklerine göre fahiş derecede çok kadınla evlenmek olağan idi.
Görülüyor ki, bazı yazarların iddia ettiği gibi İslam’dan önce kadının sosyal durumu hiç de parlak değildi. İslam dini sayısız ve sınırsız ilişkilere bir sınır getirmeyi amaçlamış, kadını horlandığı mevkiden alıp yükseltmiş, iki cinsi kulluk ve insanlık mertebesinde eşit saymıştır (Hucurat, 49/13, A’raf, 7/189, Nahl, 16/97).
Zikredilen bilgiler ışığında Hz.Muhammed’in (s) evliliklerinin sebepleri üzerinde durmak, önyargıların kırılması açısından yararlı olacaktır:
o Çok kadınla evlilik hakkında inen âyetler vasıtasıyla getirilen kısıtlamalar, Peygamberimiz’in bütün evlilikleri gerçekleştikten sonra, hayatının son senelerine rastlar. Bu âyetler indikten sonra (Nisa, 4/2-3) Rasulullah’ın kendi zevcelerini boşaması bir zulüm ve gaddarlık olurdu. Çünkü onlar müminlerin anneleriydiler ve başkalarıyla evlenmeleri ebediyen haramdı. Bu üstün statüyü Peygamber hanımlarından hiçbiri yitirmek istemezdi.
o İlgili âyetlerden sonra Rasulullah (s) dokuz zevcesinden sadece dört hanımı ile zevcî ilişkiler içinde bir aile hayatı sürmüştür. Diğerlerinin sadece hukuki bakımdan zevce olarak kalmaları tercih edilmiştir.
o Bu evliliklere yalnızca cinsi bir anlam yüklemek ahlâki bir değerlendirmeden uzak olacaktır. Zira ömründe ilk defa ikinci bir hanımla evlenmeyi düşündüğünde 53 yaşına varmıştı.
o İlk evliliğini 25 yaşında kendisinden 15 yaş büyük bir dul hanımla gerçekleştirmiş ve onunla 27 yıl tek eşli olarak evli kalmıştı.
o Rasulullah kadınlarla ilgili birtakım İslami kaide ve esasların öğretiminde kadınlardan yardım almak zorundaydı. O’nun zevceleri ülkedeki Müslüman kadınların hukuk danışmanları olarak vazife görüyorlardı.
o İnsanlık için her alanda “güzel bir örnek”, ideal bir model olan Hz.Muhammed dini ve sosyal hayatın birçok alanında olduğu gibi çok evlilik gerçeğinin yaşandığı ailelere de tutum ve davranışlar açısından kendinden örnekler vermek durumundaydı.
o Onun evliliklerinin Mekke ve Medine devri merhalelerinin özelliklerini yansıtan bir boyutu da vardır. Önceki merhaledeki evlilikleri İslam binasının iç yapısını sağlamlaştırmaya yönelik, sonraki merhaledeki evlilikleri ise dış safları kazanmak suretiyle bu safları Arap topraklarında İslam davasının yayılması için bir geçit haline getirmek şeklinde yorumlanabilir. Bu yönüyle Hz.Peygamber’in “hasım”larla evlenerek onlara “hısım” olması stratejik önemi yüksek bir davranıştır.
Velhasılı kelâm, Peygamber Efendimiz’in (s) bu kısıtlamadan önce siyasi ve sosyal bazı sebeplerle gerçekleştirdiği evliliklere bakarak bu durumu eleştirenlerin, öte yandan da çocuksuzluk, hastalık gibi bio-psiko-sosyolojik hiçbir zorunluluk olmadığı halde kendine pay çıkarmaya çalışanların büyük bir yanılgı içinde oldukları açıktır.
Çok evliliğin yaygın olduğu o devirlerde on kuma yerine dört kumaya razı olmak kadın için sevindirici bir durum arzederken, artık günümüzde özellikle de büyük şehirlerde durum tersine dönmüş; keyfi olarak gerçekleştirilen ikinci, üçüncü evlilikler Müslüman kadını psiko-sosyal açıdan hırpalayan ve onurunu kıran bir duruma dönüşmüştür. Hal böyleyken geçerli ve zorunlu bir sebep olmaksızın sırf nefsin tatmini için rahatlıkla dörde kadar evlenmenin caiz olduğunu söylemek zor görünmektedir. Muhterem Hayreddin Karaman hocamızın deyimiyle “Evlenmek mübah, zarar memnudur; dolayısıyla şehvetin tatmini için kadını kahr ve mahvetmek caiz değildir.”
Bu meseleye son noktayı koymak için peygamberimizin kızı Hz. Fatıma’nın, kocası Hz.Ali’nin ikinci bir kadın almasına karşı çıkmasını, Rasulullah’ın da kızının kumaya tahammül edemeyeceğine, kocasına isyan ederek âhiret hayatına zarar verebileceğine kanaat getirdiği için -helali haram kılmadığını beyan buyurmakla beraber- damadı Hz.Ali’nin evliliğini onaylamayacağını açıklamasını nakletmek sanırım yeterli olacaktır. “Allah’ın elçisinin kızı ile Allah’ın düşmanının (Ebu Cehil) kızı bir erkeğin nikâhı altında bir araya gelemez” şeklindeki beyan-ı peygamberî için hadis kitaplarının ilgili bölümlerine bakılabilir (bkz. Buhari, Fedailu’l-Ashab, 16; Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 95-96; Ebu Davud, Nikâh 12…).
Gerçek şudur ki, çok evliliği tek bir darbede hukuki ve sosyolojik olarak ortadan kaldırmak mümkün olmadığı için; getirilen kısıtlamalar, toplumun yönelmesi arzu edilen ahlâki mefkûre mahiyetinde iken, çok evliliğe verilen izin ise hukuki bir düzeydedir.
Sonuç olarak, gerektirici sebepler olmaksızın ve gerekli adalet duygusuna ve ekonomik güce sahip bulunmaksızın teaddüd-i zevcata yönelmek, sünneti yaşatmak değil, bilakis ona aykırı davranmaktır. Aynen kölelik ve cariyelik sisteminin tedricen ortadan kaldırılmasını amaçlayan âyetler gibi, çok eşle evliliği sınırlayan âyetler de, ‘mekasidu’ş-şeria’ bağlamında ele alındığında tek eşliliği esas almaktadır.
Kaynaklar
- Aişe Abdurrahman Bintu’ş-Şatı’, el-Mer'etü'l-Müslimetü fi Kitab “el-İslam, el-Yevm ve Ğaden”, Halebi Yayınevi, Kahire 1940.
- Aişe Abdurrahman Bintu’ş-Şatı’, Terâcimu Seyyidâti Beyti'n-Nubuvve, Daru'l-Beyan li't-Turas, Kahire 1988 (Bu eser İsmail Kaya tarafından iki cilt olarak Türkçe'ye çevirilmiştir:
I. Cilt: Aişe Abdurrahman, Rasulullah'ın Annesi ve Hanımları, Burak Basımevi, Ankara 1991.
II. Cilt: Aişe Abdurrahman, Rasulullah'ın Kızları ve Torunları, Kandil Matb., Ank.1992, Uysal Kitabevi, İst).
- Fazlurrahman, Ana Konularıyla Kur’an, s.117.
- Hayreddin Karaman, www.hayrettinkaraman.net
- İmam Nevevi, Riyazü’s-Salihin Şerhi, 2 c.
- Mehmet Birekul - Fatih M.Yılmaz, Peygamber Günlerinde Sosyal Hayat ve Aile, s.116-126.
- Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, c.2, s.666-688.
- Münir Muhammed Gadban, Nebevi Hareket Metodu, c.2, s.18.
- Salih Akdemir, “Tarih Boyunca ve Kur’an-ı Kerim’de Kadın”, İslami Araştırmalar, c.5, sayı: 4, s.260.
- Süleyman Ateş, “İslam’ın Kadına Getirdiği Haklar”, İslami Araştırmalar, c.5, sayı: 4, s.30, Ekim 1991.
İSLAM’IN KADINLA ERKEĞİ AMEL VE FAZİLET BAKIMINDAN EŞİT TUTMASI, KADINA MİRAS, SEÇİME KATILMA, ŞAHİTLİK YAPMA, FİKRİNİ İFADE ETME GİBİ HAKLAR VERMESİ, KADINLARLA İYİ GEÇİNMEYİ TAVSİYE ETMESİ DİNİMİZDE KADININ DEĞERİYLE İLGİLİ ÖNEMLİ GÖSTERGELERDEN SADECE BİRKAÇIDIR.
PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S) KISITLAMADAN ÖNCE SİYASİ VE SOSYAL BAZI SEBEPLERLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ EVLİLİKLERE BAKARAK BU DURUMU ELEŞTİRENLERİN, ÖTE YANDAN DA ÇOCUKSUZLUK, HASTALIK GİBİ BİO-PSİKO-SOSYOLOJİK HİÇBİR ZORUNLULUK OLMADIĞI HALDE KENDİNE PAY ÇIKARMAYA ÇALIŞANLARIN BÜYÜK BİR YANILGI İÇİNDE OLDUKLARI AÇIKTIR.
ÇOK EVLİLİĞİN YAYGIN OLDUĞU ESKİ DEVİRLERDE ON KUMA YERİNE DÖRT KUMAYA RAZI OLMAK KADIN İÇİN SEVİNDİRİCİ BİR DURUM ARZEDERKEN, ARTIK GÜNÜMÜZDE ÖZELLİKLE DE BÜYÜK ŞEHİRLERDE DURUM TERSİNE DÖNMÜŞ; KEYFİ OLARAK GERÇEKLEŞTİRİLEN İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ EVLİLİKLER MÜSLÜMAN KADINI PSİKO-SOSYAL AÇIDAN HIRPALAYAN VE ONURUNU KIRAN BİR DURUMA DÖNÜŞMÜŞTÜR.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.