Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 kullanıcı ve 0 ziyaretçi çevrimiçi.

Ara.com.tr Türk Arama Motoru

Peygamber Karşıtlığı - Özcan HIDIR

Mart 6, 2010 yazan admin

DEĞERLENDİRME
Avrupa Protestan Kiliseler Birliği’nin Hz. Peygamber’in Peygamberliğine Dair Gizlenen Kararı ve Batı’da Hz. Peygamber Karşıtlığı

Özcan HIDIR
Doç.Dr., Rotterdam İslam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı
ohidir@hotmail.com

Özellikle XX. yüzyılın ikinci yarısından günümüze dek Batı’da Hz. Peygamber’i “bir peygamber” olarak tanıma konusunda önemli bazı tartışmalar gündeme gelmiştir. Siyasî, teolojik ve sosyolojik pek çok sebebi olduğunu düşündüğümüz bu tartışmaların ateşleyicisi olarak 1962-1965 yılları arasında toplanan ve hala içeriği konusunda net bilgiler resmen açıklanmayan “II. Vatikan Konsili’nde İslâm Dîni ve Hz. Peygamber konusunda ortaya konan tartışmalar gösterilebilir. Bu kararlardan daha yakın tarihli olanı ise 1984 tarihinde Avusturya’nın St. Poelten kasabasında yapılan Avrupa Kiliseler Birliği’ne bağlı İslâm Komisyonu’nun aldığı kararlardır. Hz. Peygamber hakkında Müslümanların inançları ile tam olarak paralel olmasa da, önceki tutumlara göre oldukça olumlu kararların alındığı bu toplantının sonuç bildirgesi, Avrupa Kiliseler Birliği’nin web sitesine önce konmuş sonradan kaldırılmıştır. Ancak her hal ü kârda sınırlı sayıda da olsa bir kitapçık halinde yayımlanması önemlidir.
Yayımının ardından Hıristiyanlar adeta belgeyi unutturmaya çalışmışlar ve az sayıda araştırmacı dışında sonraları atıf yapılmamıştır. Müslümanlar ise belgenin varlığından bile uzun yıllar haberdar olmamışlardır. Hz. Peygamber konusunda benzer tartışmaların yapılıp kararların alındığı (!) II. Vatikan Konsili’ndeki kararlar, henüz resmen bilinmiyorsa da, sonraki zamanlarda, insaflı bazı Hıristiyan teologlar tarafından konu irdelenmiş ve atıfta bulunulmuştur. Mesela Papalık tarafından aforoz edilmiş olan İsviçre asıllı ünlü Alman teoloğu Hans Küng bunlardandır. Katolik Kilisesi’nin II. Vatikan Konsili’nde yayımladığı “Hıristiyan Olmayan Dinler Deklarasyonu” adlı dokümanla ilgili yaptığı yorumda Küng, şu noktanın altını özenle çizme gereği duymuştur:
“Şayet Katolik Kilisesi ve diğer bütün kiliseler Müslümanlarla hakiki ve verimli bir diyalog kurmak istiyorlarsa Muhammed’in peygamberliğini resmî olarak kabul etmeleri gerekir.”
II. Vatikan Konsili’ndeki tartışmaların tetiklediğini düşündüğümüz ferdi plandaki teologların ısrarlı telkin ve açıklamalarına rağmen, yakın zamana dek önde gelen Hıristiyan kurum ve kuruluşlarının, resmi olarak Hz. Peygamber’in peygamberliği konusunda sessizliklerini korudukları sanılıyordu. Ancak Witness to God in a Secular Europe=Seküler Avrupa’da Allah’a Şahitlik Etme (Geneva 1984) adlı yeni elde ettiğimiz belge, bu yönde bir tartışmanın, daha ziyade Protestanlara ait 112 farklı kilisenin temsil edildiği Avrupa Kilisler Birliği’nin 10 Mart 1984 tarihinde Avusturya’nın St. Poelten kasabasındaki toplantısında da yapıldığını gösteriyor.
Yukarıda belirttiğimiz gibi kurumun web sitesinde bu kararlar önce duyurulup sonradan kaldırılmıştır. Ancak konuyla ilgili az sayıdaki bazı Hıristiyan teologlar, çalışmalarında belgeye atıflar yapmışlardır. Bu kişilerden en önemlisi olan Hollandalı şarkiyatçı ve misyoner Jan Slomp, “Hıristiyanların (Hz.) Muhammed’in Peygamberliğini Tanımasına Dair Tartışmalar” adlı Hollandaca makalesinde, kendisinin de bizzat komisyonunda yer aldığı bu belgeye atıfta bulunmuştur. Belgeyi kendisinden temin ederek incelemek mümkün olmuştur.
Kararların alındığı komisyonun başkanlığını, daha sonra Dünya Kiliseler Birliği’nde Müslümanlarla ilişkilerden sorumlu bölümün başına getirilen Dr. Ulrich Schoen yapmıştır. Komisyonda ayrıca Kanadalı Stuart Brown, Thomas Michael, Yunanlı Anastasios Yannoulatus ve Jan Slomp gibi Hıristiyan din adamı ve akademisyenler katılmıştır. Toplantıda Müslümanları temsilen ise Hamburg’tan Pakistan asıllı Mehdi Rawzi adında bir imamın katıldığı anlaşılmaktadır. Toplantıdan sonra belge, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Hollandaca yayımlanmış ancak Hıristiyanlar belgedeki kararlara yönelik negatif veya pozitif tepki vermemişlerdir. Bazı Müslümanlar ise, o dönemde bu adımı önemli bulmuşlar ancak yeterince teşvik edici söylemlerde bulunmamışlardır.

Toplantının Hz. Peygamber Hakkındaki Kararı
Avrupa Kiliseler Birliği’nin bu toplantısında biri İslâm Dini ile alakalı diğeri ise burada sözünü ettiğimiz üzere Hz. Peygamber’in peygamberliğinin kabulüne dairdir. Buna göre toplantıda, “Hıristiyanlar Muhammed’i bir peygamber olarak kabul edebilirler mi?” sorusuna cevaben özetle şu karar alınmış:
“Hıristiyanlar Eski Ahit’in peygamber geleneğine saygı göstermelidir. O gelenek insanları tek Allah’a ibadet için tövbe etmeye çağırır. Muhammed’i sahte bir peygamber olarak nitelendirip bertaraf etmeye çalışmak adaletsizliktir. Bu itibarla Hıristiyanlar onu da aynı peygamberlik geleneğinin bir parçası olarak tanımalıdır. Ancak bu tanıma, sadece Muhammed’in Dîni’nin sınırları içinde olmalı. Bununla birlikte Müslüman dostlarımız iki gelenekteki farklı yaklaşımların da farkında olmalıdır.” (Witness to God in Secular Europe Geneva 1984, s. 56).
İçerisinde yukarıda sözünü ettiğimiz ifadelerin de yer aldığı kararlar, ilan edildiğinde toplantıya katılan farklı görüşlere ve bölgelere mensup din adamları arasında tartışmalar ve bölünmeler meydana gelmişse de, sonuç olarak toplantıya katılanların tamamı bu iki kararın sonuç deklarasyonuna girmesine ses çıkarmamıştır. Bu toplantıya dair daha detaylı çalışmalara ve tahlillere şüphesiz ihtiyaç vardır ve bitirme aşamasında olduğumuz Batı'da Hz. Peygamber İmajı adlı eserimizde biz bu kararları ayrıca etraflıca ele alıyoruz.
Her ne kadar gizlenmeye ve gözlerden uzak tutulmaya çalışılsada da, gerek II. Vatikan Konsili, gerekse sözünü ettiğimiz Avrupa Kilisler Birliği'nde alınan bu kararlar, kanaatimizce günümüzde gittikçe artan oranda çoğu Hıristiyan olan Batı’lı düşünür ve yazarın, Hz. Peygamber’in peygamberliği ve konumunu olumlu ve objektif şekilde değerlendirilmesinin artık kaçınılmaz olduğunu ifade etmelerine yol açmıştır. Mesela Islam and the West adlı önemli kitabın yazarı Norman Daniel'in şu ifadelerle bunlardandır:
“Hıristiyanların Muhammed’i kutsal bir şahsiyet olarak görmeleri ve onu Müslümanların gördüğü gibi görmeleri son derece önemlidir. Şayet böyle yapmazlarsa kendilerini Müslümanlardan tamamen ayırmış olurlar.”
Yine bu meyanda 1977 yılında İspanya’nın Kurtuba şehrinde düzenlenen Uluslararası Hıristiyan-Müslüman Sempozyumu’nun açılış konuşmasını yapan Madrid Kardinali Emilio G. Aguilar'ın, Hıristiyanları Ortaçağ boyunca oluşmuş Hz. Peygamber ile ilgili imajı unutmaya ve İslâm Peygamberi için saygılı ifadeler kullanmaya teşvik etmesi zikredilebilir. Zira ona göre Hz. Peygamber'i hor ve hakir görmek, sadece tarihi ve dini gerçekleri yok saymak değil, aynı zamanda diyalog sürecinde Müslümanlara saygı göstermemek anlamına gelir. Buradan hareketle o, şu noktanın altını özenle çizmiştir:
“İslâm’ın peygamberini ve Onun getirdiği değerleri takdir etmeksizin İslâm’ı ve dolayısıyla da Müslümanları takdir etmek ve onlarla sağlıklı bir diyaloga girmek mümkün değildir.”
Aynı şekilde Hz. Peygamber ile alakalı Muhammad: A Western Attempt to Understan Islam adlı kitabı pek çok Avrupa diline tercüme edilmiş olan İngiliz yazar Karen Armstrong ile Muhammad: A Short Biography adlı eseriyle Martin Forward’ı bu bağlamda anmak mümkün. David A. Kerr de, "He walked in the path of Prophets: Toward Christian Theological Understanding of the Prophethood of Muhammad=Muhammed Geçmiş Peygamberlerin İzindedir: Hz. Muhammed'in Peygamberliği Konusunda Hıristiyanların Teolojik Anlayışı" isimli makalesinde benzer görüşleri paylaşır. Islam for the Western Mind: Understanding Muhammd and Koran=Batılılara İslam: Muhammed ve Kur'an'ı Anlamak adlı eserinde Richard Henry Drummond ise, zaman zaman Hz. Peygamber'i "tarihi İslam'ın kurucusu" olarak nitelese de, O'nun aynı zamanda "bir peygamber" olarak görülmesi gerektiği yönündeki görüşlerini serdetmiş. Hıristiyan teologlarından John Macquerrie de, Mediators=Şefaatçiler adlı eserinde Hz. Peygamber’i, Hz. Mûsa, Hz. Îsâ, Buda, Konfüçyüs başta olmak üzere dokuz büyük şefaatçiden biri olarak görmüş ve kitabının bir bölümünü ona ayırmış. Hz. Peygamber ile Hz. Îsâ’yı mukayese ettiği Muhammad and Jesus adlı eserinde William E. Phipps de, her iki peygamberin aynı peygamberlik ailesinden geldiğini ifade etmiştir.
Kaldı ki Avrupa tarihinde de Hz. Peygamber'i "saygı duyulması gereken büyük bir şahsiyet", "bir kahraman" olarak gören ve bu meyanda eserler kaleme alan yazar ve düşünürlerin varlığı da zaten sır değil. Henry Stubbe, W. Goethe, Thomas Carlyl, Tolstoy, La Martin, Michael Hart ve R. Maria Rilke gibi yazarları bu kategoride zikredebiliriz.
Bütün bunlar aslında şunu göstermektedir ki, Danimarka’da meydana gelen Karikatür Krizi, Papa XVI. Benedict’in İslâm’ı "şiddet dîni", ve Hz. Peygamber’i de "kılıç elinden düşmeyen bir peygamber" olarak niteleyen beyanları, Hollandalı siyasetçi Geert Wilders’in Kur’an’ı şiddet kitabı olarak lanse etmeye çalışan 16 dakikalık filmi başta olmak üzere İslâm, Kur’an ve özellikle son yıllarda Hz. Peygamber karşıtı pek çok eylem ve söylem meydana gelmiş ve halen de gelmektedir. Amerikalı yazar Sherry Jones'nun Jewel of Madina=Medine'nin İncisi adlı, Hz. Peygamber ile Hz. Aişe'nin evliliklerini speküle eden, gerçekleri saptırarak anlatan ve dünyada ve özellikle Batı'da tartışılan romanı etrafındaki olayları eklemek mümkündür. Türk medyasında da geçtiğimiz günlerde haber konusu olan –ancak gereken dikkati de çekmeyen- bu romanın yayımı önce yasaklanmış daha sonra Amerika ve İngiltere başta olmak üzere bütün dünyada pek çok yayınevi, Hz. Peygamber'e ve Hz. Aişe Validemiz'i hiç de uygun olmayan tasvirlerle gündeme getiren bu romanı yayımlayacağını duyurmuştur. Yine bu yöndeki olaylara eklenecek bir olay, Almanya'nın Münster Üniversitesi'nden mühtedi Müslüman Prof. Muhammed Sven Kalisch'in, Hz. Peygamber’in aslında “tarihen ispatlanamayan mitolojik bir şahsiyet olduğunu” ileri süren hezeyanlarıydı. Türkçe dâhil pek çok dili iyi derecede konuşan Prof. Kalisch'in bu iddiası daha önce –ve günümüzde- bazı İslamologların ileri sürdüğü bir iddiadır. Ancak Kalisch'in bu hezeyanının farkı, onun bir Müslüman akademisyen olarak Müslüman topluma din dersi öğretmeni yetiştirmek üzere kurulmuş ve Müslüman cemaatler tarafından desteklenen bir kürsünün başkanı sıfatı ile bu iddiada bulunmasıdır. Nitekim tepkiler üzerine Kalisch bu kürsünün başından alınmış; ancak üniversite yönetimi Kalisch’in arkasında durmuş, bu açıklamanın hakaret içermediği, dolayısıyla öğretim üyeliğini sürdürmesinde bir sakınca olmadığı yönünde tavır takınmıştır.
Hz. Peygamber'e yönelik olumlu-olumsuz tüm bu söz ve eylemler göz önüne alındığında günümüz Batı Dünyası’nda, bir yandan içten içe İslâm, Kur’an ve Hz. Peygamber ile alakalı olumlu gelişme ve tartışmaların cereyan ettiği diğer yandan ise Hz. Peygamber üzerinden İslâm'a, Kur'an'a ve Müslümanlara saldırıldığı görülmektedir. Maalesef bu olumsuz söz, eylem ve imaj, gerek medya desteği gerekse Müslümanların donanımsızlığından kaynaklanan birtakım sebeplerle diğerini bastırmaktadır.
Bununla birlikte Batı'da yaşayan Müslümanların atabileceği bazı önemli adımlar da bulunmaktadır. Her şeyden önce siyasî ve sömürgeci gayelerden uzak olarak ilmî amaç ve objektif kriterlerle İslâm ve peygamberi hakkında eser üreten İslamologların çalışmalarını öne çıkarmanın yolları aranmalıdır. Bunun yanı sıra Hz. Peygamber'e yönelik güzel gelişmeler her fırsatta öne çıkarılmalı, ilgili iddiaların siyasî ve felsefî arka planını irdeleyen makale ve kitaplar ivedilikle üretilmelidir. Tabiatıyla Avrupa’da İslâm’ı en güzel surette tebliğ ve temsil edebilecek entelektüel donanımlı “dinî-entelektüel müslüman nesiller”in yetişmesi son derece önemlidir. Bu ise Batı’da yaşayan müslümanların iyi planlanmış yeni bir “İslâm’ı anlatma dil ve üslubu” ortaya koymaları ve buna yönelik “İslâmî temsîli” en üst düzeyde yerine getirebilmeleridir. Şüphesiz bahsi geçen söz, eylem ve iddialara akademik ve entelektüel düzeyde cevap vermek, bu temsilin önemli bir yanını oluşturacaktır.
Bu durumda İslâm’a, Kur’an’a, Hz. Peygamber aleyhine olduğunu düşündüğümüz söz ve eylemler, paradoks gibi görülse de, birer fırsatlara dönüşecek, Protestan Kiliseler Birliği kararında olduğu gibi, muhataplarımızdan İslâm, Kur’an ve Hz. Peygamber hakkında Ortaçağ ve klasik oryantalistik dönemdeki genelde olumsuz jargonun haricinde umulmayan açılımlara yol açabilecektir.

ŞAYET KATOLİK KİLİSESİ VE DİĞER BÜTÜN KİLİSELER MÜSLÜMANLARLA HAKİKİ VE VERİMLİ BİR DİYALOG KURMAK İSTİYORLARSA MUHAMMED’İN PEYGAMBERLİĞİNİ RESMÎ OLARAK KABUL ETMELERİ GEREKİR. (HANS KÜNG)

“HIRİSTİYANLAR ESKİ AHİT’İN PEYGAMBER GELENEĞİNE SAYGI GÖSTERMELİDİR. O GELENEK İNSANLARI TEK ALLAH’A İBADET İÇİN TÖVBE ETMEYE ÇAĞIRIR. MUHAMMED’İ SAHTE BİR PEYGAMBER OLARAK NİTELENDİRİP BERTARAF ETMEYE ÇALIŞMAK ADALETSİZLİKTİR.” (DÜNYA KİLİSELER BİRLİĞİ St. POELTEN TOPLANTISI, 1984)

İSLÂM’I EN GÜZEL SURETTE TEBLİĞ VE TEMSİL EDEBİLECEK DONANIMLI MÜSLÜMAN NESİLLERİN YETİŞTİRİLMESİ VE YENİ BİR DİL VE ÜSLUP OLUŞTURULMASI, BATIDAKİ KUR’AN VE HZ. PEYGAMBER ALGISINI MÜSBET YÖNDE DEĞİŞTİRECEKTİR.

Share/Save

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya