Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 kullanıcı ve 8 ziyaretçi çevrimiçi.

Kuran surelerin kimliği

NİSA SÛRESİ - Yasemin İSLAMOĞLU

Mart 4, 2010 yazan admin

KUR’AN’IN BURÇLARI
Kur’an’ın resmi sıralamada dördüncü sûresi olan Nisa Sûresi, o dönemde devrim niteliği taşıyan kadın haklarından bahsetmesinden dolayı, “kadınlar” sûresi olarak isimlendirilir.
Sûrenin nüzul süreci, Medine döneminin 4. yılında başlayarak 7. ve 8. yıllarına kadar devam eder. Miras taksimini de ele alan sûre 176 âyetten oluşmaktadır. Ana mesajı insanda adalet ve hukuk bilinci oluşturmaktır.

Sûrede malın adaletsizliğe yol açan kadın konusu etrafında mülkiyet bilinci işlenirken, toplumsal refahın sağlanması noktasına ve özellikle vahyin otoritesine vurgu yaparak müminler ve toplumu ifsad eden ehlikitap münafıklar uyarılır.
Her iki konuda da adalet ve hukuk bilinci işlenerek, biri ailede temeli oluşturan kadını, diğeri toplumun temel taşı olan ahlakı korur.
Sûrede, Kur’an’ın teyemmüm âyeti (43) olarak bilinen âyetine kadar özelde kadın haklarını, ancak genelde aile hukukunu içeren birçok konu işlenir. Bu konular; miras, mehir, malları olan yetimler ve dul kadınlar, nikâhın söz konusu olamayacağı kadınlar, zina ve sapık ilişkilerdir.
Bu emirler arasında, Allah’ın insana açıklama yapma gereği duyduğu âyetler oldukça etkileyicidir.
“Allah size olan bağışlayıcılığıyla yönelmek isterken ayartıcı içgüdülerine esir olanlar sizi yoldan tamamen çıkarmak isterler. Allah yükünüzü hafifletmek ister, zira insan zayıf yaratılmıştır” (27-28).
Allah, vahiy ile otoriter bir dil kullanmaz. Allah’ın otoritesi insanın üzerinde değil hayatın yasalarında tecelli eder. Bu Allah’ın özgür iradeye verdiği önemin bir ifadesidir.
Sûrenin diğer konusu, birçok peygamber ismi zikrederek özellikle peygamberlik müessesine vurgu yapmasıdır. Peygamber’in tanıttığı sistemi tanıyan daha önceki sisteme dâhil olan ehlikitap ve sisteme dâhilmiş gibi görünen münafıkların davranış bozuklukları kınanarak, Peygamber’e itaat hususunda uyarılır. (170. âyet başta olmak üzere 59, 64, 65, 69, 79, 80. âyetler).
Peygamber’e itaat peygamberlik kurumuna iman, itimat ve itaatten neş’et eder. O gün de bugün de Peygamber’i anlayamamak, peygamberliği anlayamamaktan kaynaklanır.
Kur’an’da “Ey İnsanlık” hitabı ile başlayan iki sûre vardır. Bu sûreler Hac ve Nisa sûreleridir. Her iki sûre “Rabb’inize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun (takva)” çağrısı ile başlar. Hac Sûresi insanlığın son saatine, Nisa Sûresi insanın başlama noktasına vurgu yapar.
Bakara Sûresi’nde Âdem kıssası ile insanın amacına (halifeliğine); Âl-i İmran Sûresi’nde İsa (as) kıssası ile beşerlikten insanlığa yükselen insanın, en yüksek mertebesinin ancak yine insan olmak olabileceğine; Nisa Sûresi’nde kadın konusu etrafında, her insanın yaratılışta eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğuna vurgu yapılır.
İnsanın yaratılışı ile ilgili âyetlerde kullanılan iki temel terim vardır: Nefs ve zevc.
Nefs; Kur’an’da kural olarak insan türüne atfen kullanılan bir kelimedir. Nefs, biyolojik canlı hücreye kadar canlının tüm aşamaları olan insanın ortak kökenine işaret eder. Bu manada cinsiyeti değil mahiyeti ifade eder.
Zevc; Kur’an’da eş, çift anlamında kullanılır. Kavramsal olarak ne eril, ne dişildir. Zevc, insan dâhil yaratılmış olan tüm varlık için kullanılmıştır.
Bunun en güzel tezahürü, çiftin her biri diğerini önceden varsayar. Ve kendi var oluşunu diğerinin var oluşuyla temellendirir. Çünkü bir eşi olan her varlık, muhtaç varlıktır. Yaratılmıştır. Bunu tefekkür etmek insanı muhtaç olmayan, dolayısıyla çift olmayıp tek olan Allah’a götürür.
Sûrenin 48. âyeti bunu ifade eder:
“Kuşkusuz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, fakat dilediği kimselerin bunun dışındaki günahlarını bağışlar.”
Kur’an haklar konusunda hassastır: “Zira Allah her şeye bir ölçü koyan ve koyduğu ölçüye sahip çıkandır”(85). Kuşkusuz Allah kimseye zerre miktarı haksızlık yapmaz(40). Sorumluluklar kadar haklar da Kur’an’ın temel konuları arasındadır.
Nisa Sûresi’nin ilk âyetleri savaşlar sonucunda ortaya çıkan ve adaletsizlik sebebi olan mülkiyetin, adaletli bir şekilde taksimi ile ilgilidir. Bu adaletsizliğin en büyük mağduru kadınlar ve dolayısı ile ailedir.
Kadının içinde bulunduğu bu mağduriyet durumu sadece Arap toplumu ile sınırlı olmayıp tüm toplumlarda bir standart haline gelmiştir. Kadının toplumdaki ve ailedeki konumu tamamen erkeğin tekelindedir.
Kur’an bunu reddederken, uygulamayı insanın fıtratına ve cinslerin ailedeki konumuna göre yeniden düzenler.
Bakara Sûresi’nde boşanma konusu bir sisteme bağlanırken, bu sûrede özellikle miras gündeme getirilerek hukuklu bir aile sistemi oluşturulur, kadına aile içinde yeni bir statü kazandırılır.
Aile saadetinin temeli paylaşmaktır. Hayatınızı paylaştığınız kadın ile öncelikle malınızı paylaşmak zorundasınız.
Kur’an’ın, altyapısını organize etmediği hiçbir konuyu emretmediğini görüyoruz.
İslam tarihi içerisinde koskoca medeniyetler kuranların, Kur’an’a rağmen bu noktada zayıf düştüklerini görüyoruz. Kur’an’dan uzaklaştırılarak zayıflatılan kadın hakları geleneklere mahkûm edilmiş ve İslam düşmanları istismar edilmiştir. Belki de İslam toplumları Kur’an’ın bu ve buna benzer emirlerine kulak asmadığı için cezalandırıyor. Adalet için sunulan çözümleri diriltmeyenlere, Allah da rahmetini indirmeyecektir.
Bu âyetlerin indiği dönemde, savaşlar sonucunda erkek nüfusun azalması kadın nüfusunun çoğalması esnasında, doğal olan Kur’an’ın sınırsız evliliği onaylaması iken, bunu reddederek evlilikleri sınırlandırıyorsa asıl insanlıkla yaşayacak olan evrensel çözüm de getirilmiş oluyor.
Bugün veya gelecekte aynı sorunla karşılaşıldığında yeni bir vahiy gelmeyeceğine göre, evrensel olan bu çözümlerin o gün söylenmesi kadar doğal olan nedir?
Yasası gereği erkek ölümleri farklı sebeplerden dolayı her zaman kadınların ölüm sayısından fazladır. Bir de savaş gibi olağanüstü durumlarda nüfusun dengesinin tamamen bozulacağı, Kur’an’ın özel durumlarda birden fazla evliliğe neden izin verdiği daha iyi anlaşılır.
Bugün Allah’a avazı çıktığı kadar itiraz sadedinde sesini yükseltenlerin, o gün getirilene bir çıkış yolu olarak sarılacağı aşikârdır. Ve öyle kritik bir durumda buna karşı çıkmak kadınların bencilliği, bugün ise bu âyetleri suiistimal etmek erkeklerin bencilliğidir. Çünkü Allah adaleti sağlamanın zorluğundan bahsederek 3. ve 129. âyetlerde tek evliliği tavsiye eder.
Kur’an bu manada çok evlilikten değil açıkça tek evlilikten yanadır. Ancak erkeğin fiziksel yapısını göz önünde bulundurarak, onu köşeye sıkıştırarak zinaya sürüklenme sebeplerini daha baştan ortadan kaldırır.
Kavvamlık koruyup kollama, bakıp gözetme, geçimini üstlenmektir ve aile teşkil eden, karı-koca ilişkisine giren kimselerle ilgilidir. Erkekler kadınların koruyup gözeticisidir. Çünkü Allah erkeklerle kadınları farklı alanlarda üstün yeteneklerle donatmıştır. Bir de erkekler servetlerinden harcama yapmaktadırlar (34).
Kur’an erkeğin sınırsızca uygulanan evliliğinin sınırlandırılması, kadını istediği gibi boşayamaması, mülkünden kadına vermesi gibi bir hukuka sahip olan aile tasavvuru oluşturur.
Ailede hiçbir hakka sahip olmayan kadının sadakatsizliği, adaleti sağlamadan önlenemezdi. Ancak kadına ailede eş olduğunu bildiren yeni bir sistemle kadının sadakatsizliği cezalandırılır. Kur’an’ın oluşturduğu aile sisteminde kadının sadakatsizliğine üç öneride bulunulur. Üçüncüsü “dövün” veya “ayırın”dır. “Dürüst ve erdemli kadınlar hem (Allah’a) itaat eden hem de Allah’ın koruduğu (iffeti eşlerinin) yokluğunda koruyan kadınlardır. Sadakatsizlik etmelerinden çekindiğiniz kadınlara gelince, onlara önce öğüt verin sonra yataklarında yalnız bırakın, (ille de dövecekseniz) bunlardan sonra dövün (veya “ayırın”). Bundan böyle yola gelirlerse onları incitmekten sakının! Allah gerçekten yücedir, büyüktür” (34).
Kadının nüşuzunun erkeğin nüşuzunu bildiren 128. âyetten daha sert olması ailede nesil emniyetinin kadına verilmiş en özel emanet olmasındandır. Yoksa Kur’an zinanın cezasını erkeğe de kadına da eşit olarak belirlemiştir. Aile içinde o gün de bugün de ilk ve son öneri kadını öldürmek olduğu için, Kur’an “Öldürmeyin, en fazla dövebilirsiniz” diyor. Ancak insan çok gariptir. Kendisi öldürür, Allah dövün dedi diye Allah’a savaş açar.
Sûrenin diğer bölümü, ehlikitapla münafıkların işbirliğini ifşa ederek Peygamber’in otoritesine karşı açılan gizli savaştan bahseder. Bu gizli savaşın ehlikitap ve münafıkları topluma karşı nasıl sadakatsizliğe sürüklediğini müminlere haber verir. Müminler gizli veya aşikâr Allah’ın otoritesine karşı çıkanları dost edinmemeyi, onlarla -inananların güçlenebilmesi için- savaş da dâhil mücadele etmeleri emredilir.
Münafık, bir toplumda imtihan aracıdır. Safını net belirlemeyen insanlar üzerinde etkili olur. Şahsiyeti oturmuş, ne yaptığını bilen insanlar üzerinde münafığın hiçbir etkisi yoktur.
Müminlerin bugün de safını net belirlemesi için şu âyetler uyarıcıdır: “İşlediklerinden dolayı Allah onları terslediği halde size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz?” (88).
“Öz benliklerine ihanet edenleri savunma! Hiç şüphesiz Allah kendisine ihaneti meslek edinip, boğazına kadar günaha batanları sevmez” (107).
Sûrenin indiği dönemin sıcak savaşların, seferlerin, kabileler arası tebliğ çalışmalarının yoğun yaşandığı bir dönem olması vesilesi ile savaşta verilen salatu’l-havf (korku namazı 101-103), hataen öldürülen kimsenin diyeti (92-94), teyemmüm âyeti (43), kadın haklarının dışında sûrede yer alan diğer hükümlerdendir.
Kelale âyeti olarak bilinen son âyet yine miras ile ilgilidir. Kelalenin tanımı ve kapsamı ise tartışmalıdır. Genellikle arkasında babasını veya çocuğunu bırakmadan ölen kimse olarak anlaşılmıştır. Bu durumda erkek ve kız kardeşlerin hangi oranlarda mirasçı olacakları düzenlenmiştir.
Sûre son olarak insanlık için gönderilenlere vurgu yaparak insanın zihnini sûrenin konusuna bağlar: “Ey insanlık ailesi! Artık Rabb’inizden size hakikatin belgesi geldi! Biz de size aydınlatıcı bir ışık gönderdik. Allah’a iman eden ve O’na sımsıkı sarılanlara gelince: Allah onları rahmet ve ihsanına gark edecek ve dosdoğru bir yolla kendisine yöneltecektir” (174-175).

ALLAH’IN OTORİTESİ İNSANIN ÜZERİNDE DEĞİL HAYATIN YASALARINDA TECELLİ EDER. BU ALLAH’IN ÖZGÜR İRADEYE VERDİĞİ ÖNEMİN BİR İFADESİDİR.

KUR’AN HAKLAR KONUSUNDA HASSASTIR. SORUMLULUKLAR KADAR HAKLAR DA KUR’AN’IN TEMEL KONULARI ARASINDADIR.

MÜNAFIK, BİR TOPLUMDA İMTİHAN ARACIDIR. SAFINI NET BELİRLEMEYEN İNSANLAR ÜZERİNDE ETKİLİ OLUR. ŞAHSİYETİ OTURMUŞ İNSANLAR ÜZERİNDE MÜNAFIĞIN ETKİSİ YOKTUR.

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya