![]() |
| ![]() |
KUR’AN’IN BURÇLARI
Kur’an’ın resmî sıralamada 5. sûresi olan Maide Sûresi 120 âyetten oluşmaktadır. Medine dönemine ait olan sûrenin indiği yıllar tartışmalıdır. Hudeybiye antlaşmasından sonra indiğini rivayet edenler olduğu gibi, Yahudilerle ilgili âyetlerin yoğunluğu bakımından sûrenin inişini hicretin ilk (4-5.) yıllarında başladığını rivayet edenler de bulunmaktadır.
Özellikle 41–71 arası âyetlerin, Medine vesikası olarak bilinen, Rasulullah’ın Yahudilerle yaptığı antlaşmaya benzemesi de dikkat çekicidir.
Maide Sûresi, Hz. Aişe ve İbn Ömer’in rivayetlerine göre Kur’an’ın en son inen sûresidir. Sûrenin 3. âyetinin son bölümü Kur’an’ın en son inen âyeti olarak kabul görmüştür: “Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım. Ve Allah’a teslimiyeti sizin için hayat tarzı olarak benimsedim”(3). Vahyin amacı en son inen bu âyet ile özetlenir: Allah’a teslimiyeti bir yaşam tarzına dönüştürmelisiniz.
Maide, ‘gök sofrası’ anlamındadır. Havarilerin Hz. İsa’dan Allah’tan kendileri için bir gök sofrası isteğinin (112–115) anlatımı sûreye isim olmuştur. Böyle bir isteğe ilk tepki Hz. İsa’dan gelir, “Allah’a karşı saygılı olun” (112) der. Ancak havarilerin hakikate daha yakından şahitlik etme arzuları (113) Hz. İsa’yı ikna etmiş olacak ki, Rabb’ine havarilerin bu talebini iletir. Allah ise özel muameleye muhatap olmanın sorumluluğunu hatırlatarak, gözünüze gösterilenle mutmain olmadığınız takdirde, yasa gereği, inkârın cezasının ağırlaştırıldığını bildirir. Kalp, iman için daha kuvvetli olduğu halde, insan güçsüz olan gözlerine gösterilenle imanını pekiştirmek ister; oysa gözler iman etmek için yeterli kapasiteye sahip değildir. Zaten hemen bir sonraki âyetle Allah gündemi belirliyor.
Henüz görmediğimiz ancak tüm kalbimizle görmüş gibi inandığımız âhiret sahnesinde akide konusu işlenir: “Ey Meryem oğlu İsa, dedi, sen insanlara Allah’ın astı olarak beni ve annemi ilah edinin mi dedin?” (116).
İnsandan istenen ilahi hakikatleri çarpıtmamaktır. Vahiy, Allah’ın tüm insanlığa açtığı gök sofrasıdır. Hakikati arzulayanlar bu sofradan rızıklanırlar. Vahiy, şüphesiz rızıkların en hayırlısıdır.
Sûrenin ana teması, varlığa yasalar koyan, toplumsal disiplini sağlayan, hükümlere uyma zorunluluğunu belirten, nimetler veren, taahhütler alan Allah’ın, her şeyin hâkimi olduğu bilincinin oluşturulmasıdır. Ehl-i kitap vurgusu altında, vahyin Allah nazarında ne kadar önemli olduğu işlenir: “De ki: Ey vahyin mensupları! Tevrat, İncil ve Rabb’inizden size indirilenleri tam uygulamadıkça siz hiçbir şey değilsiniz” (11–68).
Sûrenin hedefi, Allah’ın insanlık için belirlediği sınırları ve kuralları tanıyıp yaşayacak toplumların oluşturulmasıdır. Aksi takdirde sünnetullah gereği 54. âyet tecelli edecektir: “Siz ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse iyi bilsin ki, Allah zaman içerisinde onun yerine başka bir topluluk getirir, O onları sever, onlar da O’nu.”
Sûrenin ana konuları, a) Allah’a teslim olanların tâbi olacağı hükümlerin yasa olarak belirlenmesi; b) Tarih sahnesinden insanlığa tecrübe olarak aktarılan ehl-i kitabın hakikate karşı duruşunun incelenmesidir. Sûre, söze ültimatom niteliğinde olan “Sözleşmelerinize sadakat gösterin” emri ile başlar. Sadakat bir bütündür. Sadık kalabilmek için, sözleşmenin hiçbir maddesini ihlal etmeden, bütününü idrak etme zorunluluğu vardır. Vahiy bu sözleşmenin metnidir.
İlk sözleşme Allah ile yapılan kulluk sözleşmesidir. Kul olarak görevimiz, yalnızca Allah karşısında âcizliği kuşanarak ona karşı saygısızlık yapmamaktır. Kulluk, nefes alabilecek kapasiteye sahip olduğumuz halde, nefes almak için oksijeni bize bahşeden Rahman’a sadakat göstermektir.
İkinci sözleşme, insanın kendisi ile yaptığı sözleşmedir. Kendi kendisinin farkında olan tek varlık insandır. Kâinatın gözbebeği olan insanın kendisine ihanet etmeye hakkı yoktur.
Üçüncü sözleşme, insanın varlık ile sözleşmesidir. Yaratılış içerisinde en üstün mertebe insana aittir. İnsan, yeryüzüne halife olarak gönderilmiştir. Yeryüzünde bozgunculukla değil, onun imarına önderlik yapmakla mükellef kılınmıştır. Toplumların huzur ve sükûneti insana emanet edilmiştir: “Allah için hakkı ayağa kaldırarak adaletin timsali olun” (8).
Sözleşmelere sadakatle başlayan sûrenin daha sonraki âyetlerinde Allah, toplumlardan alınan taahhütleri insanlığa şahit kılar:
“Ve hatırlayın Allah’ın size olan nimetini ve “işittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman Allah’a kendinizi bağladığınız taahhüdü; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Kuşku yok ki Allah kalplerin içini bilir” (7–11).
Yine “Allah İsrailoğullarından da kesin taahhüt almış ve…” (12). “Biz Nasara’yız diyenlerden de kesin taahhüt aldık” (14). Ancak “Daha sonra bu kesin taahhütlerini bozdukları için onları rahmetimizden dışladık, kalplerini katılaştırdık“ (13).
Sözleşmeye sadakatsizlik, rahmetten mahrum bırakılarak cezalandırılır. Sadakatsizlik konusu etrafında ehl-i kitabın geçmişe ait hataları ibret olarak örneklendirilerek, inananlar, ilahi yasalara karşı sorumlu oldukları konusunda uyarılır. Özellikle hüküm âyetlerinin geçtiği yerlerde mü’minler, Allah’a karşı saygılı olmaya davet edilir: “De ki: Kötü ve çirkin olan şeylerle iyi ve güzel olan şeyler eşdeğerde olamaz. Kötünün çokluğu hoşuna gitse bile. O halde, ey derin kavrayış sahipleri: Allah’a karşı saygıda kusur etmeyin ki kalıcı mutluluğa erebilesiniz!” (100). 35, 57, 88, 93 ve 96’ıncı âyetler de bu hususu vurgulamaktadır.
Allah söz aldığı insana sorumluluğunu ifa edecek imkânlar bahşeder. Bu imkânları Kur’an imtihan olarak nitelendirir. Her imtihan insanı cennete yaklaştıran bir fırsattır. İnsan olarak var olmak, harika bir imkândır. Kulluk ise bir fırsattır. Bu fırsatı ancak sorumluluğunun bilincinde olanlar değerlendirebilir.
Sorumluluk bilincinin tezahürü, yapmak ya da yapmamaktır. ‘Neden yapmak?’ sorusu bilinç’e, ‘ne yapmak?’ sorusu bilgi’ye, ‘nasıl yapmak?’ sorusu da eylem’e tekabül eder.
Sûrede anlatılan iki örnek ile sorumluluk bilinci çok güzel işlenir: İlki, Âdem’in (as) iki oğlunun kurban tercihlerindeki sorumluluklarıdır. Habil, Allah’a olan teslimiyetine sadece kurbanını değil canını da şahit kılarak insana sorumluluk bilincini öğretir. Kabil’in ise mala olan tutkusunun, şeytan tarafından nasıl istismar edilerek tek bir koyuna karşılık nasıl aldatıldığı öğretilir (27–31).
İkinci örnek, İsrailoğulları’nın halkı zorba olan şehre karşı sorumluluklarıdır. İsrailoğulları ödülün önündeki zorba halkı bir imtihan vesilesi olarak değerlendiremediler. Allah’ın onlar için takdir ettiği vaat edilmiş topraklar yerine, kendilerine çölü tercih ettiler (20–26). Oysa Allah, insanı muhatap olduğu ortama uygun ve gücünün sınırlarını aşmayan imkânlarla sorumluluklar vererek sınar. İnsan olarak var oluşumuzun omurgasını sorumluluklarımız temsil eder. Sorumsuzluk hayata yük olmaktır.
Sûrede ehl-i kitaba son fırsat olarak vahyin ve peygamberin otoritesini kabullenme hususunda çok net uyarılar yer almaktadır: “Ey önceki vahyin takipçileri! Peygambersiz geçen uzun bir fetretin ardından, ‘Bize asla ne müjdecilerden biri geldi ne de uyarıcılardan biri’ dersiniz diye, uyaran ve müjdeleyen elçimiz hakikati açıklamak üzere işte size de geldi, zira Allah’ın gücü her şeye yeter” (19). 19, 46, 47, 66, 69 ve 77’nci âyetler de bu konuya değinmektedir.
Peygamberimiz ve müminler, ehl-i kitap konusunda toplumsal dengeyi gözeten, ahlâki kargaşaya sebep olmayacak hükümlerle uyarılmaktadır. Peygamberimiz özellikle peygamberlik vasfını koruyarak vahyin emanetine sadık kalması hususunda uyarılır (42, 48, 49, 67).
Mü’minler ise Allah’ın dinine savaş açan hiç kimse ile müttefik olmaması konusunda uyarılarak (51–57) mü’minlere, “yalnızca Allah, O’nun elçisi ve inananlardır sizin müttefikiniz” denir. Bu konuda 48. âyet ile çok dengeli bir bakış açısı kazandırılır:
“Eğer Allah dileseydi, hepinizi tek bir topluluk yapardı; fakat size emanet ettikleriyle sizi sınamak için öyle yapmadı! Topyekûn dönüşünüz Allah’adır: İşte o zaman Allah ihtilaf ettiğiniz şeyleri size bir bir haber verecektir. Herkes insanlığın ortak değerlerinin kaynağının hakikat olduğunun bilincinde hayırlarda yarışmalıdır” (48), günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil”(2) mesajı verilir.
Maide Sûresi, sözleşmelere sadakatin hemen ardından söze, hüküm âyetleri ile başlar. Sûreyi özel kılan muharremat konusu başta olmak üzere birçok hüküm âyeti sûrede yer almaktadır. Allah’ın koyduğu bu hükümler insanın zihni yapılanmasını oluşturur. Vahiy, zihnimizin önünü açarak muhatabının karanlıkta kalmasını önler. Bu nedenle inanmak, öncelikle zihnî aydınlanmadır. Koordinatları belirlenmiş, projelendirilmiş bir ömrü insanın eline verir. İnsanın hayat konusundaki zihnî boşluğu amaçsızlığı ve anlamsızlığı doğurur. Nerede ne yapacağını bilerek ilerlemesi, hangi davranışın nasıl sonuçlanacağını bilmesi, hayatın karmaşasında insanın güvenlik içinde olmasını sağlar. Ömür deneme yanılma yoluyla zayi edilecek kadar uzun değildir.
İnsan bu düzeni ve intizamı, varlığa yasalar koyan ve ona mukabil hükümler ileten Rahman’a borçludur. Aslında her hüküm, şükür secdesi edilecek bir müjde değil de bir külfet olarak görülüyorsa, bu bizim hükümlere yüklediğimiz anlamla alâkalıdır. Bu hükümleri hayatımızdan çıkardığımızda geriye bizi ilahi olanla bağlayan ne kalır ki! Hamd olsun bizi koruyup gözeten Rabb’imize!
Muharremat, Allah’tan başkası adına kesilenler, kan, leş, domuz olmak üzere dört madde ile sınırlandırılır. Kur’an’da farklı zamanlarda, dört ayrı sûrede bu yasaklar ‘innema: kesinlikle yasak’ edatı ile belirtilir. Bu âyetler Bakara 2/173, En’am 6/145, Nahl 16/115, Maide 5/3. âyetleridir. Sûrede özellikle av hayvanları detaylandırılır.
Yiyeceklerin denetlenmesinin amacı insan bedenine ait karakterin korunmasıdır. Çünkü insanın yedikleri karakterini ve davranışlarını etkiler. Bu nedenle vahyin yasakları, insanı maddi manevi kirleteci tüm davranışları kapsar. Vahiy yasaklar konusunda insana sözünü, yüreğini, aklını, duygularını, bedenini yönetebilecek bir sistem kurar. Bu sistem, zor zamanlarda insanın kendi kendisini yönetmesini ve kontrol etmesini sağlar.
Sûrede yasakların sınırlarını belirten çok özgün bir metod öğretilir: “Kendileri için neyin helal kılındığını sana soruyorlar. De ki: Temiz ve güzel olan her şey size helal kılındı” (4-5, 87). Eğer bir şeyi Kur’an yasaklamamışsa, temiz ve güzel olması helal olması için yeterlidir.
Keza 101 ve 102. âyetlerde insanın zihnini iyi yönetmesi istenir ve aklına gelen her şeyi sorgulaması, kişinin haddini aşması olarak nitelendirilir:
“Sizden öncekiler bu türden sorular sormuşlar, en sonunda hakkı inkâra kadar varmışlardır” (102).
Sûrede haccın sembollerine değinilerek, özellikle ihramlı iken avlanma yasaklanır. Keza, insanın iradesini ele geçiren içki, kumar, fal okları, kehanette bulunmak vs. yasaklanır.
Abdest âyeti olarak bilinen 6. âyet suyun olmadığı yerde toprağı suya alternatif sayarak teyemmümü de öğretir. Bu bizim için namazın hiçbir şekilde vazgeçilmeyecek, ertelenmeyecek kadar önemli olduğunun, abdestin ise namaz için öncelikle manevi bir ön hazırlık olduğunun en güzel delilidir. Kur’an’da abdest ve teyemmüm emirleri Maide Sûresi’nin 6. ve Nisa Sûresi’nin 43. âyetlerinde olmak üzere iki yerde geçer.
Sûrede toplumun güvenliği açısından hırsızlığın cezası (38–39), dilin terbiyesi açısından yeminin kefareti (88), keza ihram yasağının kefareti de belirtilmiştir (95). Yine sûrede, malın aile içi kargaşaya sebep olmaması için vasiyet sırasında şahitler bulundurulması konusunda hükümler vardır.
Sadakati emreden âyetle başlayan sûre, tüm varlığın otoritesinin Allah’a ait olduğunu vurgulayarak son bulur:
“Göklerin, yerin ve içindekilerin hükümranlığı Allah’a aittir! Zira O her şeyi yapmaya kadirdir.” (Maide 5/120).
SÛRENİN ANA TEMASI, VARLIĞA YASALAR KOYAN, TOPLUMSAL DİSİPLİNİ SAĞLAYAN, HÜKÜMLERE UYMA ZORUNLULUĞUNU BELİRTEN, NİMETLER VEREN, TAAHHÜTLER ALAN ALLAH’IN, HER ŞEYİN HÂKİMİ OLDUĞU BİLİNCİNİN OLUŞTURULMASIDIR.
SÛRENİN HEDEFİ, ALLAH’IN İNSANLIK İÇİN BELİRLEDİĞİ SINIRLARI VE KURALLARI TANIYIP YAŞAYACAK TOPLUMLARIN OLUŞTURULMASIDIR.
YİYECEKLERİN DENETLENMESİNİN AMACI İNSAN BEDENİNE AİT KARAKTERİN KORUNMASIDIR. ÇÜNKÜ İNSANIN YEDİKLERİ KARAKTERİNİ VE DAVRANIŞLARINI ETKİLER.
ALLAH SÖZ ALDIĞI İNSANA SORUMLULUĞUNU İFA EDECEK İMKÂNLAR BAHŞEDER. BU İMKÂNLARI KUR’AN İMTİHAN OLARAK NİTELENDİRİR. HER İMTİHAN İNSANI CENNETE YAKLAŞTIRAN BİR FIRSATTIR.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.