Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 1 kullanıcı ve 4 ziyaretçi çevrimiçi.

Çevrimiçi kullanıcılar

  • admin

Kuran surelerin kimliği

Kur ' An ' Da Takva Kavramı Ve Muttakîlerin Özellikleri Mehmet DERİ

Ağustos 26, 2011 yazan khd

KUR’AN’DA TAKVA KAVRAMI VE MUTTAKÎLERİN ÖZELLİKLERİ

Mehmet DERİ
Araştırmacı-Yazar

Kur’an’ın önemle üzerinde durduğu kavramların başında gelen takva; sözlükte korunmak, sakınmak, korkmak, kuvvetli bir himayeye girmek, korumaya almak gibi anlamlara gelir.

İslam terminolojisinde ise takva; Allah’ın emirlerine saygı göstermek ve bu emirleri titizlikle yerine getirmek; haramlardan şiddetle sakınıp bu haramları işlemekten kaçınmak; Allah’a karşı kulluk ve sorumluluk bilinciyle hareket etmektir.

Bir diğer terminolojik tanımla takva; Allah’a ve iman esaslarına iman edip Allah’ın emirlerine ve yasaklarına uyarak O’na karşı gelmekten sakınmak; her şeyiyle Allah’a yönelip O’nun himayesine girmek, O’na saygı ve tâzimde bulunmak; dünyada ve ahirette insana zarar verecek, ilahî azaba sebep olacak her türlü söz, eylem ve davranışlardan kaçınmaktır.

Ayrıca takva; Allah’a karşı duyulan derin bir saygıyı ve bu saygının gereği olarak Allah’ın rızasını ve sevgisini kaybetme endişesinden kaynaklanan korku anlamına da gelmektedir. Takva sahibi mümine “muttakî” denir.

Kur’an-ı Kerim’de takva kavramı üç mertebede zikredilmiştir:

1- Ebedî olarak cehennem azabından korunmak için Allah’a ortak koşmaktan, küfür ve nifaktan korunarak kâmil bir imana sahip olmak:
Fetih Sûresi’nin 26. âyetinde geçen takva kelimesi ifadesi bu anlamdadır: “Allah da, Rasûlüne ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva kelimesine bağladı.”

Âyette geçen takva kelimesi; kelime-i şehâdet, kelime-i tevhiddir. Nitekim Hz. Peygamber (s) takva kelimesini, “lâ ilâhe illallah= Allah’tan başka ilâh yoktur” diye tefsir etmiştir (Tirmizî, Tefsir, 48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/138).

2- Kişinin iman sahibi olduktan sonra büyük günahları işlemekten, küçük günahlarda ısrar etmekten kendisini alıkoyarak emredilen farzları ve diğer dinî vecibelerini yerine getirmesi, günahlardan/haramlardan ve diğer yasaklardan kaçınması:

Bu hususla ilgili olarak A’raf Sûresi’nin 96. âyetinde: “Kendilerine peygamberler gönderdiğimiz memleketlerin halkı iman etseler ve takva sahibi olsalardı elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık. Fakat onlar peygamberlerimizi ve âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları işledikleri günahlar sebebiyle cezalandırdık.” buyruluyor (Ayrıca bakınız: Bakara, 2/103 ve Âl-i İmrân, 3/179).

3- İnsanın bütün benliği ile Allah’a yönelmesi, kişiyi Allah’tan alıkoyacak her şeyden uzak durması (mâsiva)dır. Takvanın en üst derecesi budur.

Bu hususla ilgili olarak Âl-i İmrân Sûresi’nin 102. âyetinde: “Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır bir şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin” buyrulmaktadır (Ayrıca bakınız: Teğabün, 64/16).

Takvanın bu üç mertebesi, Mâide Sûresi’nin 93. âyetinde bir arada zikredilmiştir: “İman eden ve salih amel işleyenlere, hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra yine hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) iman ettikleri, sonra da hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde, (haram kılınmadan önce) tattıklarından/yediklerinden dolayı günah yoktur. (Önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). Allah iyi ve güzel yapanları sever.”

Görüldüğü gibi bu âyette iman ve salih amel iki kere ve takva üç mertebe olarak zikredilmiştir. İnsanın iman edip şirkten korunması mahiyetinde olan ilk mertebe kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır. İkincisi, insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takvadır ve üçüncüsü de, insanın kendisi ile Allah arasındaki takvası ve imanıdır. Bu âyette takvanın bu üçüncü derecesi, ihsan olarak zikredilmiştir.

Takva, insanın hem inanç yönünü hem de inancı gereği yapması gereken kulluk görevlerini ve ibadetlerini, salih amellerini, ahlakını, söz, fiil ve davranışlarını ifade eder. Takva, bir kalp eylemi olup insanın imanını olgunlaştırır, ahlakını güzelleştirir. Allah’a olan itaatini ve şükrünü artırır, her an Allah’ı zikrederek O’nu asla unutmamasını sağlar. Bu bağlamda takva, insanın hem dünyasına hem de ahiretine yön vererek dünyada ve ahirette huzurunu ve kurtuluşunu sağlar.

Takva, insanın bütün işlerinde helale, meşrûya, doğruya uygun hareket etmesi; haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmasıdır. Nitekim ilgili bir hadiste de şöyle buyrulmuştur: “Helal bellidir, haram da bellidir, aralarında ise, insanların çoğunun bilmediği şüpheli şeyler vardır. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, hem dinini, hem de ırzını temize çıkarmış olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş olur. Tıpkı sürüsünü yasak bölgenin etrafında otlatan çoban gibi ki, hayvanları her an oraya girebilir. Dikkat edin, her melikin bir yasak bölgesi vardır. Dikkat edin, Allah’ın yasak bölgesi de haramlarıdır.” (Buhârî, İman, 39, Büyû, 2; Müslim, Müsâkât, 107; Ebû Davud, Büyû, 3; Tirmizî, Büyû, 1; Nesâî, Büyû, 2; İbni Mâce, Fiten, 14; İbni Hanbel, 4/269, 271).

Bu hadiste de görüldüğü gibi takvada aslolan, helaller ve haramlar konusunda hassas olmak; harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden uzak durmaktır ki, buna “verâ” diyoruz. Verâ, insanın Allah’a olan imanını artırıp O’na yaklaşmasını/yakınlaşmasını sağlar. Ahirette de hesabının kolay olup ebedî mükâfatı kazanmasına vesile olur.

İslam’da renk, ırk, dil, etnik yapı, coğrafî bölge, mevkii, makam vb şeyler üstünlük sebebi sayılmamış, üstünlüğün ancak takvada olduğu bildirilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de takva üstünlüğü şöyle ifade edilmektedir: “Ey insanlar! Gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız ve tanışmanız için sizi halklara ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haberdar olandır.” (Hucurât, 49/13)

En büyük örneğimiz olan Peygamberimiz (s) de: “Arab’ın Acem’e (Arap olmayana) Acem’in de Arab’a; beyazın siyaha (yani beyaz ırkın siyaha) hiç bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/411) buyurarak üstünlüğün ancak takva ile olduğunu bildirmiştir.

Bir diğer hadiste de: “Ey Allah’ın kulları! Allah’ın emrettiği şekilde kardeş olun. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona ihanet etmez, zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez. Kişiye şer olarak, Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her Müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer Müslümana haramdır. Allah sizin sûretlerinize ve kalıblarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva buradadır -eliyle göğsünü işaret etti- Sakın ha! Birinizin satışı üzerine satış yapmayın. Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Bir Müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz.” (Buhârî, Nikâh, 45; Edeb, 57- 58; Feraiz, 2; Müslim, Birr, 28-34; Ebû Davud, Edeb, 40, 56; Tirmizî, Birr, 18; İbni Hanbel, 2/325) Rasûlullah (s) “takva buradadır” sözünü üç/3 defa tekrar etmiş ve her defasında da mübarek eliyle göğsünü işaret etmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de Muttakîlerin Özellikleri

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, muttakîlerin birçok vasıflarını/özelliklerini bildirmiştir. Biz bunlardan bazılarını sıralamak istiyoruz:

Muttakiler; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe iman eden (Bakara, 2/4, 177), gayba iman eden (Bakara, 2/3) namazlarını kılan (Bakara, 2/3, 177; En’am, 6/72), zekâtlarını veren (Bakara, 2/177; Zâriyât, 51/19), Allah yolunda infak eden (Bakara, 2/3, 177; Âl-i İmrân, 3/17, 134; Zâriyât, 51/19; Teğabün,64/16), Allah’a, Rasûlü’ne ve Kur’an’a itaat eden (Âl-i İmran, 3/172; En’âm, 6/155; Enfâl, 8/1;Nur, 24/52), Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla cihad eden (Tevbe, 9/44, 123), Allah için iyilik yapan (Âl-i İmrân, 3/134; Yusuf, 12/90; Meryem, 19/60-61), geceleri az uyuyup seher vaktinde dua/ibadet ederek Allah’tan af ve mağfiret dileyen (Âl-i İmrân, 3/17; Zâriyât, 51/17-18), öfkelendikleri zaman öfkelerine sahip olup affedici davranan (Âl-i İmrân, 3/134) söz verdikleri zaman ahitlerini yerine getiren (Bakara, 2/177; Âl-i İmrân, 3/76; Tevbe, 9/7), sabır ehli olan (Bakara, 2/177; Âl-i İmrân, 3/17, 120, 200), günah işlediklerinde hemen tevbe eden, günahlarında/hatalarında bile bile ısrar etmeyen (Âl-i İmrân, 3/17, 135), dosdoğru ve sâdık olan (Bakara, 2/177; Âl-i İmrân, 3/17; Tevbe, 9/7), Rabblerinden korkan ve saygıyla boyun büken (Âl-i İmrân, 3/17; Enbiyâ, 21/49; Kaf, 50/33), hidayet/kurtuluş üzere olan (Bakara, 2/5), âdil olan (Mâide, 5/8), dünyada ve ahirette birbirlerinin dostu olan (Zuhrûf, 43/67), bütün işlerinin salih amel olmasını isteyen ve salih ameller işleyen (Mâide, 5/93; Zâriyât, 51/16; Meryem, 19/60-61) kalb-i selim sahibi (Kaf, 50/33) kimselerdir.

Yukarıda sıraladığımız muttakîlerin özelliklerini anlatan âyetleri incelediğimizde takvanın İslam’da, sadece ideal bir mümin tipi değil aynı zamanda ideal bir toplum yapısı oluşturmaya yönelik olduğunu da görürüz. Takvanın bu kadar geniş bir çerçevede kullanılmasını göz önünde bulundurursak Allah Teâlâ’nın huzurlu ve güvenli bir İslam toplumunun inşasına yönelik ilahî emirlerinin ve bu alandaki kurallara yönelik ilahî tekliflerinin, takva kavramının zengin ve geniş muhtevası içinde yer aldığını söyleyebiliriz. Bu bağlamda takva ile ilgili ilahî emirler ve hükümler, beraber ve birlikte yaşamayı, toplumsal huzuru ve barışı sağlamayı amaçlamaktadır.
İslam toplumunda, ilahî emirlere ve hükümlere dikkat etmeyerek fitne ve fesadın yayılmasına, toplumsal huzurun, güvenin ve barışın bozulmasına neden olan kimseler, genellikle takvadan nasibi olmayan kimselerdir. Muttakîler ise; Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu ilahî emirlere ve hükümlere riayet ederek huzurlu ve güvenli bir toplumun inşasında çok önemli rol oynarlar.

Sonuç olarak söylemek gerekirse; Kur’an-ı Kerim’in üzerinde önemle durduğu kavramların başında takva kavramı gelmektedir. Takva, müminlerin temel vasıflarından biri olup Allah Teâlâ birçok âyet-i kerimede muttakî kullarını övmekte, huzurun ve kurtuluşun ancak takva ile mümkün olduğunu bildirmektedir.

Kaynakça:

- Akay, Hasan, İslamî Terimler Sözlüğü, İşaret Yayınları, İstanbul 1995.
- Cebeci, Lütfullah, Kur’an’a Göre Takva, Seha Neşriyat, İstanbul 1991.
- Çağrıcı, Mustafa, “Saygı”, DİA., C. 36, TDV. Yayınları, İstanbul 2009.
- Çiçek, Halil, Farklı Kültürlerin Birlikte Yaşama Formülü, Nesil Yayınları, İstanbul 1998.
- Demirci, Muhsin, Kur’an’ın Temel Konuları, İFAV Yayınları, İstanbul 2000.
- Ece, Hüseyin, Takva Bilinci, Denge Yayınları, 5. Basım, İstanbul 2000.
- Karagöz, İsmail, “İttikâ”, Dinî Kavramlar Sözlüğü, DİB. Yayınları, Ankara 2006.
- Osman, Necati, Kur’an ve Psikoloji, Çev: Hayati Aydın, Fecr Yayınları, Ankara 1998.
- Soysaldı, Mehmet, Kur’an’da Kavram Araştırmaları, Yılmaz Ofset, Elazığ 1998.
- Turgay, Nurettin, “Takva”, Şamil İslam Ansk., Dergâh Ofset, İstanbul 2000.
- Ünal, Ali, Kur’an’da Temel Kavramlar, Kırkambar Yayınları, İstanbul 1998.
- Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, C. 1, Çelik-Şûra Yayınları, İstanbul 1993.
- Uludağ, Süleyman, “Takva”, DİA., C. 39, TDV. Yayınları, İstanbul 2011.

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya