Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 kullanıcı ve 15 ziyaretçi çevrimiçi.

Kuran surelerin kimliği

Kur' An' Da Mümin Ve Müminler - İsa YÜCEER

Şubat 28, 2012 yazan khd

KUR’AN’DA MÜMİN VE MÜMİNLER
İsa YÜCEER
Prof.Dr., YYÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
myyuceer@yahoo.com

Yüce Rabbimiz, mümin ifadesini kendi güzel isimleri arasında anmış ve ona değer vermiştir. O kendisi hakkında mümin lafzını isim olarak vermişse, bu kelimede Allah’ın şanına layık anlamların varlığı anlaşılır. Tasdik yönüyle güven ve emniyette kılmasıyla diğer tüm anlamlarından O’na uygun olan manalarla O mümindir. Kullar için kullanımı onların durumuna uygun anlamları içerir. Allah hakkında isim olması ise O’nun Rab, mabud ve ilah oluşuna uygun anlamdadır. Mümin hayırlı insandır.

Müşrikler insana cazibesi ve farklı konumlarıyla hoş görünse de onlarda asla ve asla hayır yoktur. Asıl hayırlılık vasfına sahip olan kimse iman etme şerefine eren mümin kişidir (Bakara 2/221). Bu nedenle mümin, Allah katında değerli olunca diğer müminler katında da değeri bilinmek ve himayede tutulmak durumundadır. Müminin –diğer canlıların olduğu gibi- canı kıymetlidir, korunur, heder edilmez ve ona zarar verenler cehennemle tehdit edilmiştir. Mümin, Kur’an’da açık âyetlerle cennet müjdesi almış insandır. Bu müjde müminden başkasına yapılmamıştır (Nisâ 4/124).

Ne var ki onun kıymetini yine müminler bilecektir. Onu israfına kullanmayacak, ömrünü boşuna heder etmeyecek ve korunmasını sağlayacaklardır. Hasımları ona hiç bir değer vermemekte ve ona ellerinden gelen kötülükleri yapmaktadırlar (Tevbe 9/10). Mümin, tasdik eden insandır (Yusuf 12/17). Onun en belirgin vasfı budur. Tasdik edilmesi gereken hususları tasdik etmekten geri kalmaz. O iman edip salih amel işlemeyi gerçekleştiren ve güzel hayata layık görülen kimsedir (Nahl 16/97). Müminin faaliyetleri Allah’ın razı olduğu amellerdir; ilahî övgüye layıktır, salih amelleri boşa gitmez (İsrâ 17/19). Allah’ın vaat ettiklerinin gerçekleşeceğine olan güveni tamdır. İşlerini mümin olarak yapar ve haksızlığa uğramayacağını bilmektedir (Tahâ 20/112). Çalışmaları boşa gitmez ve heba olmaz. İşlerinin karşılığını tastamam görecektir (Enbiyâ 21/94).

Allah ve Rasûlünün hükmüne razıdır (Ahzâb 33/36). İlahî beyan karşısında başka varyantların peşine düşmez. Vahiy yoluyla gelen mesajı almada asla tereddütlü olmaz. Çünkü mümin, ilahî hükümlerden razıdır. İmanıyla açıktan hareket eder. Gerektiğinde de imanı gizlemek icap eden bir durumla karşı karşıya kalınca bunu yapar. Nitekim geçmişte Firavun toplumunda yaşadığı halde mümin olup da imanını gizleyen bir şahsiyet övgüyle anılmış ve bu zat Hz. Musa’ya yardımcı olmuştur (Mümin 40/28).

Bir mümin ebedî âlemde ilahî mükâfata ermeyi ve mutluluk kazanmayı gaye ediniyorsa, dünya hayatında imanın gereklerini yerine getirecek ve mümin şahsiyetine layık olan kimliğini ortaya koyacaktır. Mümin söz, yaşantı, hal, durum, konum ve kişiliğiyle bellidir. Mümin olma vasfını kazanan kimse, bu vasıfları yitirince ondan ayrılmakta ve küfre düşmektedir. Kimse onun mümin olmadığını iddia edemez. Herkes kendi inanç dünyasını bilmektedir. İmandan ayrılış bir başkasının ithamıyla değil, kişinin kendisinin imanda kalma veya ondan ayrılma kararıyla gerçekleşmektedir (Nisâ 4/94).

Kur’an, iman etme vasfına sahip olmayla salih amelleri işlemeyi birlikte anmıştır (Tâhâ 20/75). Mümin aksiyon sahibi, teoriyi pratiğe yansıtan ve imanın gereklerini yerine getiren kişidir. O, dinin gerçeklerini kabul etmekle mümin bir kimse olduğunu göstermektedir. Bununla kalmamakta, onu hayatı boyunca uygulamaya koymakta ve mümin modelini sergilemektedir. Mümin; kâfir, münafık, fâsık, fâcir, âsi ve mücrimden farklılık gösterir (Secde 32/18). O başkasıyla müsavi değildir. İnancı, ibadeti, ahlakı, muamelesi, hayata ve varlıklara bakışı, kâinat algısı, düşünce ve etkinlikleriyle İslam’ın ondan istediği özellikleri taşır.

Kur’an’da müminler örneklerle tanıtılmıştır. Kur’an, özel bir kullanımla müminler cemaatine yer vermiş ve bu ifadeyi sıklıkla kullanmıştır. İki mümin ifadesi Hızır kıssasındaki çocuğun ebeveyni hakkında kullanılmış ve onlar Kur’an’ın şehadetiyle bu vasıflarıyla anılmıştır (Kehf 18/80). Başkası bu yönüyle geçmemektedir. Hz. Nuh’un (as) kendisi, ebeveyni, onunla olan ve onun getirdiği ilahî mesajı benimseyen müminlerin tamamının affedilmesi için duası vardır (Nuh 71/28). Demek ki mümin dua, istiğfar ve yakarışlarında kendisi ve yakınlarını anmakla yetinmeyecek, bütün müminleri de birlikte anacaktır. Bu onun bakış açısını yansıtmaktadır. Bu yaklaşım onun düşünce dünyasına ışık tutmakta ve benzer duayı diğerlerinin de yaptığı belirtilmektedir (İbrahim 14/41).

Müminlerin imanı açıklığa kavuşturulmuş ve müminlerin iman ettiğini belirtmiştir. Hal böyle olunca, onlar bu vasfa sahip olan özel kimseler olma konumuna sahiptir. Onlar toplu halde müminler olarak anılınca, haliyle birbirlerinin dostları olmayı seçmişlerdir. Bu tercihte bulunanların kâfirleri dost, sırdaş, kendilerine yakın ve candan sevgili edinmeleri asla mümkün değildir. Müminler birbirlerinin dostudur. Mümin ve fâsık ayrımında onların yolu ve yöntemleri belirlidir. Onlar fâsık olmazlar (Âl-i İmrân 3/110). Tevekkül ederler. Onların en belirgin vasıfları Allah ile ilişkilerinde ortaya çıkar. Allah’a samimi bir şekilde güvenir, dayanır, itimat ve tevekkül ederler. Kur’an onları bu yönelişleri ile anmıştır. Önceki kitaplara imanları inançlarının bir gereğidir. Hz. Peygambere gelen vahyi kabul ettikleri gibi O’ndan önceki peygamberlere indirilen vahyi de kabul etmişlerdir. Bu çerçevede Allah’ın gönderdiği peygamberlere inanırlar ve onlara indirdiği mesajı tereddüt göstermeden alıp uygularlar (A’râf 7/75). Ahiretle ilgili inançları imanlarının esas ilkelerindendir. Öte dünyaya imanları kesin delille belirlenmiştir (Nisâ 4/162). Onlar, ilahî mükâfata layık görülen kimselerdir (Nahl 16/32).

Allah korkusu içinde yaşarlar. Onların özüne yerleşen korku Allah’ın azabından duyulan endişedir. Onlara göre Allah korkulmaya en layık olandır. Allah anıldığında kalplerinde ürperti yaşarlar (Enfâl 8/2). Bu, onların imanının güç ve seviyesinin göstergesidir. Hak ehlidirler, Hakk’ı her şeyden üstün tutarlar. Kur’an, mümin olma vasfına sahip olanlara cennette büyük ve üstün dereceler verme vaadinde bulunmuştur (Enfâl 8/4). Müminler, Hz. Peygambere (s) ve diğer mümin kardeşlerine destek verirler. Yardım eder ve bu tavırlarıyla belirginleşirler (Enfâl 8/74). Amelleri bellidir. Onlar amellerinin Allah tarafından görüldüğü gibi müminlerce de müşahede edildiğinin bilincindedirler (İbrahim 14/11). Huşuları hayat boyu sürer. Onlar namazı huşû ile kılma yönleriyle anılmışlardır (Müminûn 23/1-2).

Hayır içindedirler; beklenti, hüsnü zan ve tahminleri hayır üzerinedir (Nur 24/12).
Kendileri için hayırlı olanı seçer ve uygularlar (A’râf 7/85). Tevbeleri samimi ve süreklidir. Her hal ve durumlarında tevbe ederler. Onların bu yaklaşımı kendilerini kurtuluşa aday konumuna getirir (Nur 24/31). Sevinçleri Allah içindir. Onların asıl sevinci ötede, ahirette olacaktır (Rum 30/4). Onlar hayatı bir imtihan alanı olarak görürler. Her an imtihana tâbi oldukları ve denendiklerinin bilincindedirler (Ahzâb 33/11). Düşman karşısında konumları fedakârlık içerir. Zaferin ilahî yardım ve güzel sonu müminleredir (Ahzâb 33/22). Batıl inançlardan uzak olurlar. Onlar yanlış inançları bırakıp imana gelmiş kimselerdir (Sebe 34/41). Duaları içtendir. “Rabbim bizden azabı kaldır. Biz müminleriz” (Duhân 44/12) bir dua modeli ve onlara mahsus yakarış biçimidir.

Peygamberle birliktelikleri açıktır. Âyetler peygamber dostlarını onunla birlikte anmıştır. (Fetih 48/12). Kıyamete kadar gelecek olanlar da her halleriyle peygamberle birlikte olmayı seçerler. Anılışları âyetlerde ifadesini bulmuştur. “Mümin erkekler ve mümin kadınlar” (Fetih 48/25) şeklinde çok belirgin olarak anılmaya layık görülmüşlerdir. Yüce Rabbimiz, onların himaye ediliş örneğini Hz. Peygamberin hayatında gerçekleştirmiştir. Kardeşlikleri örnek bir nümunedir; onların birbirleriyle olan kardeşlik bağlarının belirgin örneği âyetlerle beyan edilmiştir (Hucurât 49/10). Şüphesizlikleri imanlarına yansır. Onlar tereddütlerinden kurtulmuş kimselerdir (Müddessir 74/31). Her hangi bir şek, şüphe ve tereddüt taşımadan samimiyetle inanmış insanlardır. Münafık olmayışları âyetle belirtilmiştir. Mümin inanmış, münafık ise inanmış görünen kimsedir (Bakara 2/8). Müminin böyle bir tercihi olamaz. Hz. Peygambere saygı duyar ve mümin olan bu vasfın gereklerini yerine getirir. Hem mümin olma hem de peygambere hasımlık imanla örtüşmeyen bir yaklaşım olarak belirlenmiştir (Bakara 2/91).

İman insanı yanlış yönelişlerden/eğilimlerden alıkoyar. Bunu gerçekleştirmeyen iman, beklenen bir inanç düzeyi değildir (Bakara 2/93). Müjdelenmeleri dinin metinlerine yansımıştır. Kur’an’da ilahî müjde, her münasebetle her zaman müminlere verilmiştir (Bakara 2/97). O, ilahî huzura varıp verilen müjdelere ereceğinin bilincindedir (Bakara 2/223; Tevbe 9/112). İbadetleri hayat tarzıdır. Özellikle namazları onları müjde almaya layık konuma getirmiştir (Yunus 10/87). Alametleri belirgindir. Âyet ve mucizeler karşısında müminlik özelliklerini korurlar (Bakara 2/248; Âl-i İmran 3/49). İktisadî muameleleri ve faiz karşısında konumları dinin belirlediği faiz yasağı gibi yasaklar karşısında nettir. Yaklaşımları açıktır (Bakara 2/278). Allah’ın dost edindiği kimselerdir. Allah onların dostudur (Âl-i İmrân 3/68). Allah’ın şanına layık bir dostlukla o müminleri kedisine dost edindiğini haber vermiştir. Hz. Peygamberin, kendilerini düzenlediği bir yaşantıları vardır. Harplerde Hz. Peygamber onların saflarını düzene koymuştur. Yüce Rasûl, onların hayatını bu konuma kadar tanzim etmiştir (Âl-i İmrân 3/121). Onlar bununla mutlu kimselerdir.

Samimiyetleri açıktır ve bu durum hayatlarında barizdir. Onlar ihlâs yolunu seçmişlerdir (Nisâ 4/146). Mükâfatları belirgindir. Karşılıklarını Allah’ın vereceğini ve O’nun onların emeğini zayi etmeyeceğini bildikleri için her türlü beklentileri Allah’tandır (Nisâ 4/146). Dinden uzak değil tam aksine dine yakın oluşları hayatlarında bariz olarak görülür. Ondan uzaklaşma, kendisi ile din arasına mesafe koyma ve dinden ürkme gibi bir tercihleri olmaz (Nisâ 4/43). Dinden kaçanın mümin vasfı olmaz. Sevgilileri belirli kesimlerdir. Onlar müminleri severler. Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Müminlere karşı mütevazıdırlar. Müminlerin şiddeti, heybeti, azameti, kibirleri ancak inkârcılara karşıdır (Maide 5/54). Hasımlarının konumu âyetlerde haber verilmiştir. Düşmanları onlara karşı konum alışlarından pişmandırlar. Ahirette müminlerin güzelliklere erdiğini gören hasımları, kendileri de mümin olmadığı için hayıflanır ve pişmanlık duyarlar. Bu nedenle nedametleri onlara büyük keder verir (Enam 6/27). Âyetlere imanları tam ve belirgin haldedir (En’âm 6/118). Bunu kendilerine hayat tarzı olarak almışlardır. Yeme içme ve gıda tercihlerinde bu tutum netleşir. Allah’ın adı anılarak kesimi yapılan hayvanların etini yeme gibi faaliyetlerine kadar bunu yansıtırlar.

Öğütlerini ilahî kelamdan alırlar. Onunla uyarıda bulunur ve onu kendilerine ölçü olarak alırlar (A’râf 7/2). İnkârcılara muhaliftirler. İnkâr yolunu seçenler mümin olmamanın mahrumiyetini göreceklerdir (A’râf 7/72). İnançtan mahrumiyet en büyük kayıptır. Bunun büyük bir kayıp olduğunu bilirler. Âyetler ve mucizeler karşısında inkârda ısrarlı olanların kötü sonunu bilirler (A’râf 7/132). Bu nedenle müminler onların durumundan ibret alırlar. Müminlerin ilki olmak bir haslettir. Her ortamdaki her bir mümin, her güzel faaliyette tercihini imanın gereği olarak yapar (A’râf 7/143). Allah ve Resûlüne itaatte kusur etmemek onların itaat anlayışını yansıtır (Enfâl 8/1).

Yükümlülükleri kapsamlıdır. Savaş gibi bazı görevleri iyi karşılamasa da bu müminin görevidir. Bu emirleri geldiği haliyle kabul etme yükümlülüğü bulunmaktadır (Enfâl 8/5). Yardımları geneldir. Onlar Allah’ın kendilerine melekler eliyle göndereceği -özellikle de savaşta darda oldukları bir zamanda- gelecek ilahî yardıma layık kimselerdir. Nitekim Hz. Peygamber döneminde Allah onları meleklerle teyit etmiştir (Âl-i İmrân 3/124). Yüce oluşları ve yücelikleri âyetle haber verilmiştir (Âl-i İmrân 3/139). Bunu mümin olmaları sayesinde kazanmışlardır. Fazl-ı ilahîye ermişlerdir. Allah müminlere fazlıyla muamele etmiştir (Âl-i İmrân 3/152). Onlar ilahî lütfa layık olmuşlardır. Bu da belirgin olarak onlara peygamber gönderilmesiyle ortaya çıkmaktadır (Âl-i İmrân 3/164). Çünkü tüm güzelliklere Hz. Peygamberle birlikte ermişlerdir.

Felaketleri göğüslerler. Başa gelen zorluk, sıkıntı, meşakkat ve savaşta hasımlarından gördükleri zararların Allah’a malum olduğunu bildikleri için imanları sarsılmaz (Âl-i İmrân 3/166). İlahî mükâfata layık görülmüşlerdir. Hiçbir sevapları zâyi olmaz (Âl-i İmrân 3/71). Düşman karşısında konumları korku yaşamama ve korkaklık göstermeme şeklinde tezahür eder. Gönüllerini Allah’a vermişlerdir. Bu nedenle endişesizdirler (Âl-i İmrân 3/175). İstikrarlı durumlarını bırakmazlar. Allah onları bırakmaz, terk etmez ve sahiplenir (Âl-i İmrân 3/179). Zira onlar buna layıktırlar. Külfetsizdirler. Çünkü Hz. Peygamberin de teşvikiyle görevlerini yerine getirirler (Nisâ 4/84). Savaşta halleri ibret için sunulmuştur. Savaşa çıkanla çıkmayan, emri yerine getirenle getirmeyen asla müsavi olamaz (Nisâ 4/95). Onlar bu bilince erdikleri için düşük düzeye razı gelmezler ve emre uyarlar. İbadetleri yoğundur. Namazın müminlere vakitlerle belirlenmiş bir ibadet olduğunun bilincindedirler (Nisâ 4/103). Yolları sırat-ı müstakim yoludur. Bu nedenle bu yola tâbi olurlar ve tercihlerini bu yönde kullanırlar (Nisâ 4/115). Beraberlikleri hayat boyu müminlerle olurlar (Nisâ 4/141). Kâfirlerin müminlere bir üstünlüğünün olmadığının bilincindedirler.

Sınanışları onların hayatının her anını kapsar. Bu fâni hayatın darü’l-imtihan (imtihan dünyası) olduğunu bildikleri için bu hususlarda başarılı olma mücadelesi verirler. Çünkü bunun karşılığı güzel sonuç olarak ötelerde verilecektir (Enfâl 8/17). Beraberlikleri gönüldendir ve Allah iledir (Enfâl 8/19). Âyetler açık olarak Allah’ın onlarla beraber olduğunu haber vermiştir. Teyit edilmişlerdir. Teyit, zafer ve ilahî yardıma inanmışlardır. Allah’ın mümini zâyi etmeyeceğini bilir ve O’nun verdiği emirleri yerine getirerek, O’ndan gelecek desteğe layık olurlar (Enfâl 8/62). Müminlerle yetinirler. Zira Hz. Peygamber müminlerle yetinmekle emredilmiştir (Enfâl 8/64). Kıtalleri ilahî emir gereğidir. Hz Peygamber aldığı vahiyle müminleri kıtale teşvikle emredilmiştir (Enfâl 8/65). Mümin kalbi şifaya muhtaçtır. Bunu Allah’ın verdiği güzelliklerle elde eder (Tevbe 9/14, 16). Sekine/huzur, mutmainlik ve iç huzura ermiş kimselerdir (Tevbe 9/26; Fetih 48/26). Mümin, diğer müminin müminliğine, sadakatine, ihlâsına, dürüstlüğüne ve tüm güzel hasletlerle donanımlı olduğuna inanmıştır (Tevbe 9/61). Rızaları açıktır.

Onlar Allah’tan gerçek Rab, hakikî mabud ve mutlak ilah olarak razıdırlar (Tevbe 9/62). Vaat edilen güzelliklere ereceklerdir. Kendilerine cennet vaat edilmiştir (Tevbe 9/72). Alay konusu edilişleri geçicidir. Bu durumda dahi istikametlerini korurlar (Tevbe 9/79). Tefrikaya karşı direnirler. Onların içine fitne sokmak isteyen kimselere karşı kararlılıklarını korurlar (Tevbe 9/107). Bu tür bölme ve parçalama girişimleri Hz. Peygamber zamanında dahi olmuş ve Hz. Peygamber bunlara karşı mücadele vermiştir. Kendini feda etmeleri geçmişte sabittir. Canlarını Allah yolunda ve O’nun razı olduğu işler uğrunda verirler (Tevbe 9/111). Korunmuşluklarını vahiy bildirmiştir. Onlar korumadadırlar. Allah onları muhafaza etmiş ve Resûlü onların himayede kalmalarına özen göstermiştir (Tevbe 9/128). Kur’an’la alakaları sürekli ve ilahî kelamla bağları güçlüdür. Onu gönüllere şifa, hidâyet rehberi ve rahmet olarak kabul ederler. Hatırlatma, öğüt ve gerçek olarak alırlar (Hud 11/120). Zira Kur’an en sağlam yola erdirir (İsrâ 17/9). İnkârcıların yalanlamadaki ısrarları ve olumsuz tutumlarını sürdürmeleri onları yollarından döndüremez. Nitekim Hz. Musa ve Hz. Harun’un karşılaştığı olumsuzluklar onları yollarından asla döndürmemiştir (Yunus 10/78).

Zorlamasızdırlar; baskıya maruz bırakılmaksızın iman etmişlerdir (Yunus 10/99). Bu nedenle onlar gönül rızasıyla mümin olmuş ve kendi hür iradeleri ile imanı seçmiş kimselerdir. Kurtuluş onlaradır. Kurtaracak olan Allah’tır. Onlara bu husus bildirilmiş ve onlar, yollarının kurtuluş yolu olduğunu bilerek imanı seçmişlerdir (Yunus 10/103). Gam ve kederden kurtulacakları dinin haber verdiği bir husustur (Enbiyâ 21/88). Başta peygamberler olmak üzere her bir insan mümin olmakla emredilmiştir (Yunus 10/104; Şuarâ 26/51). İnkârcılar mümin olmama ve yanlış yollarından vazgeçmemede ısrarlı olmuşlardır (Hud 11/53). Meşrû ve dinde doğru olanı almakla razı olmuşlardır (Hud 11/86). Müminin bütün çabası ve gayreti, insanların mümin olması yönündedir (Yusuf 12/103).

Âyet ve alametler karşısında gafletten kurtulmuş ve iman yolunu seçmişlerdir (Hicr 15/77; Şuarâ 26/8). Peygamber ve müminlere şefkat ve merhametle muamele etmekle emredilmişlerdir (Hicr 15/88). Karşılıkları güzel, büyük ve mükemmel olma vasfıyla anılmıştır (Kehf 18/2). İnkâr, yalanlama ve dine muhalefetten kurtulmuşlardır. Tasdik yolunu seçmişler ve geçmişin vakalarından ibret alan kimseler olmuşlardır (Müminûn 23/38). Müminler şahitlerdir, şahitlik konumlarını layıkıyla yürütürler (Bakara 2/242). Haramlardan azami derecede uzak dururlar (Nur 24/3, 17). Gözlerine hâkimdirler, bakmamaları gereken durumlarda gözlerini korurlar (Nur 24/30). İslam, onların hayatının bütünü kuşatmıştır (Nur 24/47). Allah’ın verdiği hüküm karşısında razı olurlar (Nur 24/51). Müminliğin kabul görmesi onun en büyük arzusudur. Fakat kendini mahvetse dahi bunun gerçekleşmediği görülmektedir (Şuarâ 26/3, 67, 103). Ahirette pişmanlıklar inkârcılaradır.

Dünyaya dönüş mümkün olsa, ikinci dünya hayatlarında mümin olmanın hayallerini kurarlar (Şuarâ 26/102). Mümin mümini huzurundan kovmaz ve yanından uzaklaştırmaz. Onları himaye eder (Şuarâ 26/114). Zafer ve fetih müjdesi onlaradır (Saf 61/13). İzzet onlarındır (Münafikûn 63/8). Allah ve melekler salih müminlere dosttur (Tahrim 66/4). Müminlerin hasımlarına can yakıcı bir azap vardır (Burûc 85/7, 10). Peygamberler, beraberlerindeki müminlerin kurtuluşu için mücadele vermişlerdir (Şuarâ 26/118). İman edilecek hususlar sunulmuş ve insanların bunları kabul etmesinin kendi faydalarına olacağı bildirilmiştir (Şuarâ 26/199). Peygamber onlara şefkatli ve merhametli davranmış, bunu gerçekleştirmekle emredilmiştir (Şuarâ 26/215). Müminler üstün kılınmışlardır (Neml 27/15). Kalpleri iman üzere sebat halinde tutan Allah’tır. Bunun geçmişte pek çok örnekleri bulunmaktadır (Kasas 28/10). İnkârcılardan birçokları peygambere mucize gelirse inanacaklarını ileri sürmüşler, sonuçta peygamber geldikten ve kendileri mucizeleri gördükten sonra inkâr etmişlerdir (Kasas 28/47). İnsanlardan beklenen tutum mucizeleri tasdik etmektir (Ankebut 29/44).

İlahî zafer ve yardım müminlere olmuştur (Rum 30/47). Onlar kendilerini nebiye yakın hisseder ve ona yakın konumda olurlar (Ahzâb 33/6). Onu kendi canlarından ilerde tutarlar. Onlar Allah’a olan ahitlerinde sadakat gösterirler (Ahzâb 33/23). Onlar kitalden uzak tutulmuş ve korunmuşlardır (Ahzâb 33/25). Kur’an mümin erkeklerle mümin hanımları birlikte anmış ve onları övmüştür (Ahzâb 33/35). Onlara sakıncalı ve mübah olan işler açık olarak âyetlerle bildirilmiştir (Ahzâb 33/37). Allah onlara rahmetiyle muamele eder (Ahzâb 33/43). Onlara büyük ilahî ikram vardır (Ahzâb 33/47). Kendilerine belirlenen evlilik hükümleri ile peygambere mahsus olan hükümler arasında farklılık konmuştur (Ahzâb 33/50). Hiçbir suçu ve günahı olmaksızın müminlere eza verenler azapla tehdit edilmişlerdir (Ahzâb 33/58). Müminlerin eşlerine örtünme hükmü getirilmiştir (Ahzâb 33/59). Allah müminlerin tevbesini kabul edeceğini bildirmiştir (Ahzâb 33/73). Müminlerin şeytana tâbi olmama vasıfları vardır (Sebe 34/20). Mümin olmak bir yükümlülüktür (34/31). Fakat insanlardan büyük bir kısmı bu hasleti kazanamamıştır (Saffat 37/24).

Peygamberler ve onlarla beraber olan müminler Allah’ın mümin kulları olma vasıflarıyla anılmışlardır. Onlar için sema ve yerlerde alametlerin olduğu belirtilmiştir (Zuhruf 43/3). Peygamber kendisi ve müminler için istiğfar etmekle emredilmiştir (Muhammed 47/19). Allah onların kalbine sekine indirmiş (Fetih 48/4, 26) ve kendilerinin cennete girecekleri belirtilmiştir (Fetih 48/5). Allah onlardan razıdır (Fetih 48/18). Kendileri hidâyette olan kimselerdir (Fetih 48/20). Savaşan müminler arasında ıslah sağlanacaktır (Hucurât 49/9). Onlar değerli tutulmuşlardır (Zâriyât 51/35). Kendilerine öğüt fayda vermektedir (Zâriyât 51/55). İnsanlardan mümin olma misakı alınmıştır (Hadid 57/8). İnananlar ahiret nimetlerine/güzelliklerine ereceklerdir. Onlar nurlu kimselerdir (Hadid 57/12). Düşmana karşı dik ve çetin dururlar (Haşr 59/2).

Bunlar âyetlerde müminlerin anılış biçimleridir. Hasletleri dile getirilmiş ve Rabbimiz onları övmüştür.

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya