![]() |
| ![]() |
Tarih boyunca, medeniyetlerin teşekkülünde iktisadi düşünce önemli bir yer işgal etmiştir. Medeniyet havzalarının ekseriyeti ticaret yollarının üzerinde oluşmuştur. Mamur bir dünya için emaneti yüklenen insan, bu inşai sorumluluğunu kendisine ikram edilen nimetlerle gerçekleştirmektedir.
İktisadi düşünce toplumların inançları üzerinde de büyük etkiler göstermiştir. Buna mukabil insanların kültür ve medeniyetinde önemli bir rol oynayan kutsal kitaplar, ortaya koydukları sosyal mesajlarla kalıcı ve etkili tesirler bırakmışlardır.
Bu tesirleri en bariz şekilde, insanların ağırlıklı olarak ticaretle uğraştığı Mekke’de nazil olan âyetlerin inşa ettiği asr-ı saadet toplumunda görebiliriz. Bugün de kapitalizmin tiran olduğu küresel bir dünyada yaşıyoruz. Karşımızda önemli bir soru/n durmaktadır: Müslüman’ın iktisadi düşüncesi bu asırda nasıl tezahür etmelidir? İktisat ile itikad arasında nasıl bir bağ vardır?
Prof.Dr. Nihat Temel’in, “Kur’an’da Sosyal Güvenlik Kurumu Olarak İnfak” isimli eseri, bu konuda önemli noktalara temas etmektedir. İFAV yayınları arasında çıkan bu akademik eserde, temel kaynağımız Kur’an-ı Kerim’in, fert ve cemiyeti inşa etme sürecinde ilgilendiği hususlar irdelenmektedir.
Kur'an Kıraatında Vakf ve İbtida, Kıraat ve Tecvid Istılahları, Kur'an Aydınlığında Müslümana Yol Haritası gibi Kur’an eksenli eserler kaleme alan Nihat Temel’in bu kitabı, çıkış noktası olarak bizlere şu soruyu sordurması bakımından da önem arz ediyor: Kur’an’ın bütünlüğü çerçevesinde infakın sosyal güvenlik kurumu olma vasfı nedir?
Nüzûl sürecinde güçsüzleri sömüren tacir Mekke toplumuna söylediği gibi, bugün de insanlığa “mülk-nimet” ekseninde çok şey söyleyen vahiy, “homo economicus” insan tipini çok iyi tanıyor ve onun ait olduğu toplum içinde kendini “tevhid” eksenli gerçekleştirmesini kolaylaştırıcı bir yol haritası sunuyor. Bu durum, “borçluluk bilinci” manasına da gelen dinin günümüzde insanın kişisel ve toplumsal hayatında tuttuğu yerle orantılı olarak değerlendirilmesi gerçeği göz önüne alınınca daha bir anlam kazanıyor.
Kur’ani Hayat Dergisi’nin infak konulu 7. sayısında tanıtım için seçilen kitabın müellifi Nihat Temel, vahiy iktisadının gerekliliğini şu cümlelerle beyan ediyor:
“İşte burada, ferdin ve dolayısıyla toplumun maddî-manevî ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyen, ferdi bizzat kendisine yabancılaşmaktan kurtaran, içinde yaşadığı toplumla sağlıklı ilişkiler kurmasında bir köprü vazifesi gören, çeşitli nedenler ve özellikle ekonomik farklılıklar sebebiyle doğabilecek kin ve nefreti izale edecek, bunun yerine sevgi ve barışın gerçekleşmesine yardımcı olacak ve böylece sağlam bünyeli bir toplum oluşturacak bir sosyal güvenlik kurumu olarak İslâmî terminolojideki ifadesiyle infak ve onun işlevinin iyi korunması gereği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. İlk bakışta sıradan bir kelime gibi algılanabilecek olan bu terim, daha yakından ve Kur’âni başka terimlerle ilişkisi içinde ele alındığında yukarıda sözü edilen bütün özellikleri kendisinde bulunduran önemli bir kavram ve kurum olarak kendisini göstermektedir. İşte bu araştırma, sözü edilen gerçeğin ortaya çıkması için yapılan bir mütevazı teşebbüsten ibarettir.”
Müellifin bu akademik araştırması, bir giriş, dört bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Konusunu gramatik tahlil yöntemiyle ele alan kitabın içeriği şöyle bir seyir izlemektedir:
Giriş’te, infak’ın anlamı; söz, ilim, zaman, can ve mal ile infâk; infâkın hedefleri, infâkın felsefesi ele alınmış; tasadduk ve sadaka kavramlarına açıklık getirilmiş; bunun yanında İslâm tarihinde infakın kurumlaşmış örnekleri olan Divanü’s-Sadaka, Divanü’l-Birr, Divanü’n-Nafaka gibi müesseseler üzerinde durulmuş… Ayrıca zekât dışında müesseseleşen sadaka-i fıtr, fidye ve kefaret konuları da tahlil edilmiş…
Müellif burada infak’ın temel hedefleri olarak, “mal biriktirmekten peydahlanan sınıf farklılıklarını yok etmenin, insanlar arasında sevgi, dayanışma ve kardeşliği sağlama”nın altını çizmiştir.
Birinci bölümde, infak ve tasaddukta göz önünde bulundurulacak hususlar maddeler halinde anlatılmış… Rıza-yı İlâhi’yi gözetmekten infakın birçok inceliğine kadar sıralanan bu maddelerin her biri, insanların daha da yalnızlaştığı günümüz toplumlarında şahsiyetin inşası için daha büyük bir önem arz etmektedir.
Bunun yanında zekât verilen sekiz sınıf için güncel tahliller getiren müellif, zekât müessesesinin nasıl daha aktif kullanılabileceğini farklı görüşlere de yer vererek irdelemiştir.
İkinci bölümde, Kur’an’da zenginlik ve fakirlik konusu ele alınmış. Bu çerçevede üretim, tüketim, eğitim, açlık, dilencilik, israf, cimrilik, bekârlık gibi infakın çözümlediği problemler değerlendirilmiştir...
Bunun yanında Kur’an ve sünnette bir infak kurumu olarak vakıf müesseseleri üzerinde durulmuş. İslâm tarihinin ilk dönemlerinden günümüze kadar kurulan müesseseler ve bu müesseseleri ayakta tutan unsurlar hakkında genel bilgiler verilerek, bu müesseseler örneklerle tanıtılmaya çalışılmış. Ayrıca bu müesseselerin sosyal hayatımızı çekip çeviren yapılar oluşu bakımından da ehemmiyetleri üzerinde durulmuş. Bölümün sonunda infakın hukuki yönü âyetler ışığında irdelenmiştir:
“Fıkıh tabiriyle vacib olan nafaka, Kitab, sünnet ve icmâ ile sabittir.”
Üçüncü bölümde, infak, iktisat ve din ilişkisi kapsamında infakın başka hangi yollarla yapılabileceği üzerinde durulmuş. Ayrıca insanın yaratılışına uygun olarak maksadını gerçekleştirebilmesi ve gerekli olan donanıma sahip olabilmesi bakımından onun sosyal güvenliğe olan ihtiyacı irdelenmiştir. İnfak-iktisat, infak-yatırım, infak-üretim ilişkilerini ele almayı gerektiren bu konuda günümüz insanı için üç kara delik olan konfor, israf ve stok kavramlarının üzerinde itina ile durmak gerek ki; âyetler ışığında bu kavramların metafiziğinin tasavvurumuzda yeniden inşa edilmesi kaçınılmazdır.
Dördüncü bölümde, infak ve yan kavramlarıyla ilgili teşvik edici bazı âyetlere yer verilmiş ve kısa yorumlar yapılmış; lakin infakın temelini oluşturan mülk sistemini yeniden şekillendiren -özellikle Mekkî- âyetlere vurgu yapılmamıştır. Bunun yanında, vahyin müşrik ve kapitalist Mekke toplumunun zihniyetinin bertaraf edilmesini daha iyi görebilmemiz için buradaki âyetlerin nüzûl sırasının da dikkate alınması isabetli olurdu.
Sonuç’ta ise, Müslümanların infak konusunda hassas olması gerektiği, “sosyal adalet” ve “sosyal güvenlik” alanında severek ve isteyerek çaba göstermelerinin önemi vurgulanmış, insanın emanetçi olduğu hatırlatılmıştır. Müellif, infak’ın vakıfları vücuda getiren sosyal güvenlik kurumu olduğunun bir kez daha altını çizerek eserini tamamlamıştır.
Anlıyoruz ki infak da mescid, medrese, hisbe, vakıf, imaret gibi önemli bir sosyal kurumdur. Müminlere de hayır medeniyetinin unsurları olan bu kurumları diri tutmak düşer. Mar’ufu elden bırakmayan hiçbir mümin, “Onlar, ‘Bu dünyadaki hayatımızdan başka bir şey yoktur; yaşarız ve ölürüz; bizi zaman yok eder” (45/24) diyenler gibi düşünemez.
Modern bir anafora sıkışan Müslümanların ve globalizmin pençesinde inleyen insanlığın çığlığına deva olacak, kaynakların daha adil kullanılmasını temin edebilecek, dünyevileşme hastalıklarına çözümler getirebilecek, çığır açıcı çalışmaların ortaya konulması elzemdir.
Prof.Dr. Nihat Temel’in yapmış olduğu çalışmanın bu alanda bir girizgâh olmasını, bu eserin açtığı çığırda daha analitik ve kapsamlı çalışmaların ortaya konulmasını temenni ediyoruz.
İNFAK DA MESCİD, MEDRESE, HİSBE, VAKIF, İMARET GİBİ ÖNEMLİ BİR SOSYAL KURUMDUR. MÜMİNLERE DE HAYIR MEDENİYETİNİN UNSURLARI OLAN BU KURUMLARI DİRİ TUTMAK DÜŞER.
MODERN BİR ANAFORA SIKIŞAN MÜSLÜMANLARIN VE GLOBALİZMİN PENÇESİNDE İNLEYEN İNSANLIĞIN DERDİNE DEVA OLACAK ÇIĞIR AÇICI ÇALIŞMALARIN ORTAYA KONULMASI ELZEMDİR.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.