Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 kullanıcı ve 3 ziyaretçi çevrimiçi.

Ara.com.tr Türk Arama Motoru

İslâm Dininin Evrensel Kimliği ve Mülteciler - Recep KORKUT

Ocak 12, 2010 yazan admin

DEĞERLENDİRME

Dünyada mülteciliğin tarihi çok eskilere dayanmaktadır ve kuşkusuz hemen her dönemde mülteciler olmuştur. Ancak içinde bulunduğumuz dönemdeki gerek siyasal gerek sosyal hatta coğrafi durumun oldukça sorunlu bir yapıyı ihtiva etmesi, her an yeni ve kalabalık bir mülteci topluluğunun doğması ile sonuçlanabilmektedir. Ülke olarak biz de mülteciliğe yabancı değiliz, hatta mülteci mevzuunun tam ortasında yer alıyoruz.

BM Mülteci Örgütü tarafından dünyada 42 milyon insanın mülteci durumunda yaşadığı ifade ediliyor. 70 milyonu aşkın insanın yaşadığı ülkemizde ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre 18.000’e yakın kayıtlı mülteci bulunuyor. Irak, İran ve Afrikalıların başını çektiği, 50 ülkeden 143 farklı etnik gruba mensup mülteciler, Türkiye’nin 48 iline dağılmış durumda. Türkiye bu mültecilerin hemen hepsi için bir geçiş ülkesi, adeta bir köprü. Çünkü 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne taraf olurken Türkiye, koyduğu coğrafi çekince uyarınca sadece Avrupa’dan gelenleri mülteci olarak tanıyor. Avrupalı olmayanları ‘geçici sığınmacı’ kategorisinde değerlendiriyor.  

Türkiye’de mültecilere yönelik yardım ve destekler konusunda ise mevzuattaki eksiklikler nedeniyle parçalı bir yapı var. Bu nedenle kamu, mültecilere yardım noktasında yetersiz bir işlev göstermektedir. Türkiye'de mülteciler için en ciddi destekler sivil toplum kuruluşları, yardım dernekleri ve gönüllülerden gelmektedir. Özellikle yardım kuruluşları insani yardım alanında büyük bir açığı kapatmakta, çok etkili ve verimli olmaktadırlar. Gerek böyle bir durumun oluşmasında, gerekse bu kuruluşların varlığında İslam Dini’nin büyük etkileri görünmektedir.

İslâmiyet ve Mülteciler

İslâm tarihinin mülteciler ve sığınma konusuyla tanışıklığı ilk dönemlere kadar gitmektedir. İslâmiyet’in ilk yıllarında kendilerine sığınan Mekke’li muhacirlere Medineli Müslümanların her türlü desteği sağlayarak kendilerinden biri gibi davrandığı, canla başla koruyup kolladığı bilinen bir gerçektir. Burada özellikle koruma konusunda ifade edilmesi gereken noktalar var: Bugün mülteci mevzuatının en temel vurgusu korumadır. Dünyada pek çok ülke kendine sığınanları korumak konusunda sınıfta kalırken, İslâm’ın ilk yıllarından itibaren Müslüman olsun ya da olmasın kendine sığınanları korumak bir zorunluluk olarak görülmektedir. Prof. Dr. Ahmet Yaman’ın ifadeleriyle, “İslâm geleneğine göre mülteciler, sığındıkları toplumun asli üyesi sayılırlar. Mültecilerin can ve mal dokunulmazlığı başta olmak üzere tüm insani hakları İslâm devleti tarafından güvence altına alınır.”  

İslâmiyet’te, Müslümanların gördükleri zulüm nedeniyle güvenli bir bölgeye gidebilecekleri yönünde de açık işaretler vardır. Bu konuda da Prof. Dr. Ahmet Yaman şu tesbiti yapıyor: “Esasında Hz. Peygamber’in (s) tebliğinin Mekke döneminde bir grup sahabenin Habeşistan’a (Etiyopya) gidip bu ülkenin kralı Necaşi nezdinde sığınma talebinde bulunmaları, her iki âyetin de inmesinden daha önceki bir dönemde bu uygulamanın varlığına işaret etmektedir. Hakikaten gerek siyasi ve iktisadi imkânlar, gerek askeri ve medeni/sivil insan gücü bakımından azınlık durumunda kalan Müslümanlar, çekilen sıkıntılar ve maruz kalınan işkenceler sonucunda Hz. Peygamber’in (s), “Keşke Habeşistan’a gitseniz. Çünkü orada yanında hiç kimsenin haksızlığa uğramadığı bir kral var”  şeklindeki teşviklerine binaen, sığınmacı olarak oraya gitmişlerdi. Bundan sonra Akabe Biatları’nı takiben bizzat Hz. Peygamber’in (s) o zamanki Yesrib’e (Medine) hicret etmesi de sığınma fikrinin bir başka işaretidir.”

Öte yandan Müslüman tanımında da yardımseverliğe büyük önem verilmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de yardımseverlik sıkça vurgulanmaktadır. Önemli bir nokta olarak, yardım etmenin dinin hakikatince bir sınırı bulunmamaktadır. Yani İslam dini esaslarında yardım edilecek kişi ve kişiler konusunda dil, din, ırk ve renk gibi bir ayrım asla söz konusu değildir. Bunun yanında yardım edilmede öncelikli olacak topluluklardan biri olarak ‘yolda kalmış kişiler’ işaret edilmektedir. Allah, yolda kalmışa yardım etmeyi emrediyor. İşte mültecilik yolda kalmış olmanın, yolculuğun ta kendisidir.

Müslümanlar mültecilere sırtını dönemez

İslam dini sınırlayıcı ve parçacı bir yapıda olmayıp evrensel kimliği olan bir dindir. Ancak dışlayıcı milliyetçilikler ve kabilecilik tarzındaki bölünmeler İslâm’ın evrensel kimliğini aşındırmıştır. Bugünkü yabancı düşmanlığı ve mültecileri dışlayıcı anlayış Müslümanlar için asıldan sapmadır. Müslümanlığın, tekrar aslına dönerek mülteciliği yeniden gündeme getirmesi gerekir. Bu durumdan hareketle aslında önümüzde duran ve yeni bir fırsat olarak da görülebilecek bir alana ayak basmış olacağız. Müslümanlar mültecilere sırtını dönemez, dönerse bunun adı kabileciliktir, dışlayıcı milliyetçiliktir. İslâmi gelenek içinde çok vurgulu bir şekilde var olan, ama sonradan ortadan kalkan bu yardım türünü mültecilik vesilesiyle canlanlandırmanın tam zamanıdır. Çok önemli bir husus olarak da mültecilik meselesi, Müslümanlık bilincinin ve İslam’ın evrensel kimliğinin yeniden kazanılması için bir fırsat olabilir.

Bunu sağlamak için yapılabileceklerin başında ise, açık bir toplumun gereği olarak yabancılara önyargıyla bakmamak gelmektedir. Ayrıca, buna örnek olacak başarılı adımlar da yok değildir. Ülkemizde yabancı düşmanlığı yerine diyaloga açık olmayı tercih eden çalışmalar da yapılmaktadır. Dünyanın dört bir yanında gerçekleştirilen yardım faaliyetleri buna örnek verilebilir. Bunlar sadece kısa vadede değil orta ve uzun vadede de başarılar sağlayacak girişimlerdir.

Son olarak, yaşama hakkına saygı duyulmasına dikkat çekmek istiyorum. Çünkü, mültecilik sorununun kökeninde ve mültecilerin vatanlarından ayrılmalarında en temel insan hakkı olan yaşama hakkına yönelik umutların kılavuzluğu söz konusudur. Çoğu mülteci için göçmek, hayatta kalmak için atılan son adımdır. Bu kısa yazıyı bitirirken altı yıl önce vefat eden Edward Said’e kulak verelim: “Göçerlik, kesintili bir var olma durumudur.”

“İSLÂM GELENEĞİNE GÖRE MÜLTECİLER, SIĞINDIKLARI TOPLUMUN ASLİ ÜYESİ SAYILIRLAR. MÜLTECİLERİN CAN VE MAL DOKUNULMAZLIĞI BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM İNSANİ HAKLARI İSLÂM DEVLETİ TARAFINDAN GÜVENCE ALTINA ALINIR.” (PROF. DR. AHMET YAMAN)

Recep KORKUT
Sosyal Çalışmacı, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği
recepk85@gmail.com

Share/Save

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya