![]() |
| ![]() |
İNCELEME
Mehmet AZİMLİ
Doç. Dr., Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
İfk Olayı, yaklaşık bir ay kadar Medine’deki insanların gündeminde olduğu gibi, kıyamete kadar okunacak olan âyetler sebebiyle de çağlar boyu bütün müminlerin gündeminde kalacaktır. Şimdi Medine İslam toplumunu bir ay süresince sarsan bu önemli olayı anlamaya çalışalım.
BENİ MUSTALİK GAZVESİ
Hz.Peygamber, Hendek Savaşı’na, dolayısıyla Medine kuşatmasına katılan ve Medine’ye saldırmayı düşünen kabilelere seferler düzenlemeye başladı. İşte bu seferlerden biri de 5/627 tarihinde Medine’ye saldıracakları ihbarı alınan Mustalikoğulları’na karşı yapıldı. Hızla hareket edilerek düşman hazırlık halinde iken bastırıldı. Fazla bir zayiat verilmeden düşman esir alındı, ganimetler elde edildi. Bu savaşta iki olay ön plana çıktı. İkisinde de münafıklar bu olayları kullanıp Müslüman toplumunu karıştırmak istediler.
ENSAR-MUHACİR ARASI PROBLEM
Beni Mustalik Savaşı sonunda, Müreysi Kuyusu başında Muhacirler’den biri ile Ensar’dan biri arasında, sıcağın da tesiriyle bir kavga çıktı. Bu olay üzerine bu iki kişinin yardımına koşan Ensar ve Muhacirler kılıçlarını çekip neredeyse birbirleriyle savaşacaklardı. Meselenin bu şekilde büyümesi üzerine Hz.Peygamber olaya müdahale edip, “Bırakın şu cahiliyet dönemi âdetlerini” diyerek Ensar ve Muhacirleri ayırıp meseleyi yatıştırdı.
Ancak olayı gözlemleyen münafıkların lideri Abdullah b. Übey, Hz.Peygamber ve Mekke’den hicret eden Muhacirler’i kastederek şu sözleri sarfetti: Besle köpeğini, yesin seni! (Besle kargayı, oysun gözünü!) Demek onlar böyle yaptılar ha? Kendi yurdumuzda bize hâkim oldular, çoğaldılar, bize karşı soy sopları ile, çokluklarıyla iftihar ettiler! Vallahi, Medine'ye dönersek, muhakkak, en şerefli ve güçlü olan (Medineliler), şerefsiz ve güçsüz olanı (Hz.Peygamber ve Muhacirler) oradan sürüp çıkaracaktır. ….. Onun [Rasulullah’ın] yanındakilere nafaka [zekât ve sadaka] vermeyin ki, onlar onun etrafından dağılıp gitsinler!" dedi.”
Olay Hz.Peygamber’e anlatılınca çok üzüldü ve İbn Übey’i hesaba çekti. İbn Übey ise bu sözleri söylemediğini belirterek inkâr etti. Ancak bu konuda şu âyetler nazil olarak onun bu inkârını ortaya çıkarıp herkese rezil etti:
“Onlara, ‘Gelin, Allah'ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin’ denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların, büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün. Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez. Onlar, ‘Allah'ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler’ diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar. Onlar: Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberi’nin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.”
İbn Übey, bu şekilde âyetlerin onu yalancı çıkarıp rezil etmesi üzerine, intikam alabilmek amacıyla yeni bir olay kollamaya başladı. Kolay değildi. Medine’deki lider bir kimse olan İbn Übey’in bütün toplumun huzurunda yalancılığı ortaya çıkmıştı. Bu onun için çok küçültücü bir durumdu. Bunun intikamını almak için çalışacaktı.
Bu arada olayın sıcaklığı ve insanların meseleyi tekraren konuşup yine kavgaya tutuşabilecekleri endişesiyle Hz.Peygamber orduya cebri yürüyüş emri verdi. Hatta hiç âdeti olmadığı şekilde insanların konuşmalarına engel olmak için hiçbir yerde mola da vermeyerek yorgunluktan bitap düşünceye kadar orduyu yürüttü. Nihayet yorgunluktan uykuya dalacakları bir an gelince mola verdi ve böylece meselenin büyümemesine çalıştı. Ancak onun bu tedbirleri olsa da İbn Übey başka bir olayı bularak yapacağı münafıklığını gerçekleştirdi. Bu olay İfk Olayı’dır.
İFTİRA OLAYI
Beni Mustalik gazvesindeki ilk olay âyetlerin olaya müdahale etmesiyle hallolmuş, açığa kavuşmuştu. Bu olayda yalancılığı ortaya çıkan İbn Übey ise gerçekleştirdiği yalandan daha kötü bir işe girişti ki, bu olay Hz.Peygamber’in ailesine iftira olayıdır. Olay şu şekilde gerçekleşti:
Hz.Aişe anlatıyor: “Ben Rasulullah ile beraber sefere çıktım. …Rasulullah bu gazasından ayrılıp da döndüğü ve Medine'ye yaklaştığımızda ben hacetim için ordudan uzaklaştım. Hacetimi yerine getirdiğim zaman dönüp yerime geldim. Bir de göğsümü yokladım. Baktım ki Yemen'in gözboncuğundan dizilmiş gerdanlığım kopup düşmüş. Hemen geri dönüp gerdanlığımı aradım. Fakat onu aramak beni yoldan alıkoymuştu. Benim devemi hazırlayan kimseler gelip havdecimi yüklemişler. Onlar beni havdecin içinde sanıyorlarmış… Ordu gittikten sonra ben gerdanlığımı buldum. Akabinde konakladıkları yerlere geldim fakat oralarda ne bir çağıran ne de bir cevap veren kalmıştı. Bunun üzerine ben orada evvelce bulunduğum konak yerime geldim. Ve onlar beni havdecde bulamazlar da beni aramak üzere dönüp yanıma gelirler diye düşündüm…”
Hz.Aişe bu noktada akıllı bir kadın olarak yerinden ayrılmamıştı. Eğer ayrılsaydı kum çöllerinde yok olup gidebilirdi. Onu bulmak üzere birilerinin geleceğini düşünerek beklemişti.
Hz.Aişe devam eder: “Yerimde otururken uykum geldi ve uyumuşum… ... Ben onun beni tanıdığı sırada onun istirca sözlerini söylemesi ile uyandım. Uyanınca hemen çarşafıma bürünüp yüzümü örttüm. Allah'a yemin ediyorum ki o bana bir tek kelime söylemiyordu. Ben ondan, istirca sözünden başka hiçbir kelime işitmedim. Devesini ıhtırıp çöktürdü, ön ayağına bastı. Ben de deveye bindim. Hz.Safvan bindiğim deveyi önünden çekerek yürüdü. Nihayet kafile konak yerine indikten sonra öğlen sıcağında orduya yetiştik. Bu sırada benim yüzümden helak olan helak olmuştu. İftiranın çoğunu Abdullah b. Ubey b. Selül yapmıştı.”
Hz.Aişe, Hz.Safvan b. Muattal’ın devesinde Hz.Safvan ise onu çekerek orduya yetişmeye çalışıyorlardı. Ancak bu arada ordu da Hz.Peygamber’in cebri hızlı yürüyüş emrinden dolayı hızlı bir şekilde yol kat ediyordu. İşte böyle bir kovalamaca sonucu, mola verildiği sırada ordu yerleşirken Hz.Safvan b. Muattal ve çektiği devenin üzerindeki Hz.Aişe, ordugâha girdiler. Bu olayı gören münafıkların başı İbn Übey fırsatı kaçırmadı ve bir müddet önceki rezilliğinin intikamını almak üzere iftira olayını ordu içinde yaydı.
Münafıkların başı İslam’ı tam kalbinden vuruyordu. İftira attığı kadın, dinin Peygamber’inin eşi ve İslam’da Hz.Peygamber’den sonra ilk adam konumundaki Hz.Ebubekir’in kızıydı. Medine, Hz.Safvan b. Muattal ve Hz.Aişe arasındaki mesele ile çalkalanıyordu. Herkes bir şeyler söylüyor, türlü türlü yorumlar yapılıyordu. Olayı çok sonra öğrenen Hz.Aişe sabahlara kadar ağlıyor, gözünün yaşı dinmiyor, uyumuyordu.
Konu ile ilgili vahiy de gecikince Hz.Peygamber istişarelere başladı. O, günümüzde olduğu gibi konuya tam vâkıf olmadan meseleyi namus meselesi haline getirip vurmak, kırmak, öldürmek, günümüz tabiriyle “namusunu temizlemek” gibi işlemlere girmiyor, gerçeği öğrenmeye çalışıyordu. Bu sebeple sahabeden bazıları ile istişare etmişti.
Sahabeye danışması ile bir sonuç elde edemeyen ve Medine’deki Müslümanların sırtındaki bu problemi çözmeye çalışan Hz.Peygamber, nihayet olayı bütün Müslümanların önünde dile getirerek halletmeyi kararlaştırır ve bunun akabinde mescitte minber üzerinde ayağa kalkıp şöyle hitap eder: “Ey Müslüman topluluğu! Ev halkıma verdiği ezası son dereceye varan bir şahıs için (İbn Übey) bana kim yardım eder? Vallahi ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiş değilim. Bir adamın da ismini ortaya koydular ki bu zat (Hz.Safvan b. Muattal) hakkında da ben hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Bu kimse ailemin yanına da ancak benimle beraber girerdi.”
Burada şu cümleye dikkat etmek gerekir: “Bu kimse ailemin yanına da ancak benimle beraber girerdi.” Bu cümleden şunu da çıkarabiliriz ki, artık münafıklar Hz.Safvan b. Muattal’ın Hz.Aişe ile görüşmek için eve gelip gittiği ve kendi başına eve girdiği gibi sözleri bile söylemiş olmalılardır ki Hz.Peygamber, bu sözü söylemek zorunda kalmıştır. Maalesef iftiranın boyutları buralara kadar varmış durumda olmalıdır.
Hz.Peygamber’in bu şekilde yardım isteği üzerine kendi kabilelerinden olan Abdullah b. Übey’i korumak isteyen Hazreçliler ile onu cezalandırmak isteyen Evsliler kavgaya tutuşurlar. Bunun üzerine Hz.Peygamber, minberden inip onların arasını bulur ve sorunu çözememiş bir halde üzgün olarak evine döner.
Hz.Aişe devamla şöyle anlatır: “Biz ağlarken Allah Rasulü yanımıza girdi, selam verdikten sonra oturdu. Halbuki Allah Rasulü bundan evvel hakkımda dedikodu başladığı günden beri yanımda oturmamıştı. Ve Allah Rasulü bir ay beklediği halde kendisine hakkımda bir şey vahyolunmamıştı. Allah Rasulü oturduğu zaman, şahadet kelimelerini söyledikten sonra, “Ey Aişe! Hakkında bana şöyle şöyle sözler geldi. Eğer suçsuz isen yakında Allah seni muhakkak beraat ettirecektir. Yok eğer bir günah işledinse Allah'tan mağfiret dile ve Allah'a tevbe et! Çünkü kul, günahını itiraf ve sonra tövbe edince Allah da onun tövbesini kabul edip mağfiret buyurur” dedi. Allah Rasulü sözlerini bitirince gözümün yaşı kesildi. Hatta gözyaşından bir damla bulamıyordum. Annem ve babamdan cevap vermelerini bekledimse de onlar cevap vermeyince ben, henüz Kuran’dan çok şey bilmeyen küçük yaşta bir genç olduğum halde şöyle dedim: “Vallahi ben kesinlikle anladım ki siz bu dedikoduyu işitmişsiniz. Hatta bu söz sizin gönüllerinizde yer etmiş ve ona inanmışsınız. Şimdi ben size suçsuzum desem -ki Allah suçsuzluğumu biliyor- bu konuda bana inanmazsınız. Ve eğer ben size bir itirafta bulunsam, ki Allah suçsuz olduğumu bilir, sizler beni hemen tasdik edeceksiniz. Vallahi ben kendimde size verecek bir misal bulamıyorum. Ancak Yusuf'un babasının dediği gibi, artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Sizin şu söylediklerinize karşı yardımına sığınılacak ancak Allah'tır” dedim.”
Hz.Aişe şöyle devam etmiştir: “Sonra dönüp yatağıma yattım. Halbuki vallahi o zaman ben suçsuz olduğumu ve Allah'ın da muhakkak beni temize çıkaracağını biliyordum. Lâkin vallahi hakkımda okunan bir vahiy indirileceğini hiç zannetmiyordum. Benim hâlim de kendimce aziz ve celil Allah'ın hakkımda okunan bir şeyle konuşmasından daha aşağı idi. Lâkin Allah Rasulü'nün uykuda bir rüya göreceğini ve Allah'ın da o rüya ile beni beraat ettireceğini umuyordum. Vallahi Allah Rasulü oturduğu yerden kalkmamıştı. Ev halkından bir kimse de dışarı çıkmamıştı. Aziz ve celil Allah, Peygamber'ine vahiy indiriverdi. Kendisini vahiy inerken basan şiddet yine bastı. Kendisine indirilen kelamın ağırlığından, kış gününde bile inci tanesi gibi ter dökülürdü. Allah Rasulü’nden vahiy hâli kalkınca kendisi sevincinden gülüyordu. Söylediği ilk söz şu oldu: Müjde ya Aişe! Allah seni beraat ettirdi."
Hz.Safvan b. Muattal, iftira olayını ilk duyduğunda kahroldu ve gayri ihtiyari şu sözler ağzından döküldü: “Vallahi haram yere hiçbir dişinin eteğini kaldırmadım.”
Bu iftira olayı ona çok dokundu. Çok ağırına gidiyordu. Çünkü o, cahiliye döneminde bile harama bulaşmamıştı. O, kendisini Hz.Peygamber’in en yakınlarından görüyordu. Uzak diyarlardan gelip Hz.Peygamber’e sığınmıştı. Onun uğrunda memleketini terk etmiş, gurbetlerde yaşıyordu. Böyle bir olayı düşünmek nasıl olabilirdi? Hayatını kendisine feda ettiği Hz.Peygamber’in pak zevcesi için bu düşünceleri taşımak, aklına hiçbir zaman gelmezdi. O, kendisini onların askeri, hizmetlisi olarak addediyordu. Hz.Safvan b. Muattal, meselenin bununla kalmadığını göstermek istedi. Bu iftirayı temizlemeliydi. Öncelikle bu iftirayı şiirlerle yayan ve şahsına hakaret eden Hassan b. Sabit’e ceza vermesi gerektiğini düşündü ve kılıç ile saldırıp Hassan’ı yaraladı. Bir gözünü kör etti.
Olay Hakkında İnen Âyetler
Buraya kadar anlattıklarımızdan da anlaşılmıştır ki, olayın hedefindeki gerek Hz.Safvan b. Muattal gerek Hz.Aişe, gerçekten çok mağdur durumda idiler. Üzerlerine atılan iftirayı hangi delille silebilirlerdi? Ne söylerlerse, “İnkâr ediyorlar” denilecekti. Hz.Peygamber de çok sıkıntılı idi. Olayın gerçekliğini kabullenemezdi. Reddetse ona da, “İnkâr ediyor, olayı kapatıyor” diyeceklerdi. Medineli Müslümanlar ne yapacaklarını şaşırmışlar, kimisi bu olayı kabulleniyor, kimisi olaydan şüpheleniyor, kimisi de bunu reddediyordu. İşte Medine bu şekilde bir ay kadar çalkalandıktan sonra Nur Sûresi’ndeki âyetler nazil olarak toplumsal sıkıntı giderildi. Hem Hz.Aişe hem de Hz.Safvan b. Muattal üzerlerine atılan iftiradan Allah’ın müdahalesi ile kurtuldular. Şimdi İfk Olayı üzerine nazil olan Nur Sûresi 11-23’teki Hz.Aişe ile Hz.Safvan b. Muattal’ın beraatını ilan eden bu âyetlerin bir kısmına bakalım:
11. (Peygamber'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşılık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
Gelen ilk âyetler Hz.Safvan b. Muattal ve Hz.Aişe olayı ile Medine toplumunun imtihandan geçtiğini, şer gibi gözüken bu olayda esasen hayır bulunduğunu, iftiraya karışan ve imtihanı kaybedenlerle kaybetmeyenlerin böylece ayırt edildiğini belirtiyor. Ayrıca iftira atanların cezalandırılacaklarını belirtiyor. Bu âyet üzerine başta İbn Übey olmak üzere, Hassan, Mıstah b. Üsase ve Hamne b. Cahş’a iftira cezası uygulandı.
12. Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsn-i zanda bulunup da, "Bu, apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?
Bu tavrı gösteren Müslümanlar olmuştur. Bunlardan ilginç bir örnek vermek istiyoruz: Hz.Peygamber’e hicret sonrası ev sahipliği yapan Hz.Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî'nin zevcesi Ümmü Eyyub, kocasına, “Ey Ebu Eyyub! Halkın Âişe aleyhinde söyledikleri şeyleri işittin mi?' diye sorunca, Ebu Eyyub, “Evet! İşittim. Onların hepsi yalan ve uydurmadır! Ey Ümmü Eyyub! Sen Aişe yerinde olsan böyle bir kötülük işler miydin?' diye sordu. Ümmü Eyyub, “'Hayır! Vallahi, ben katiyyen öyle bir kötülük işlemezdim!' dedi. Ebu Eyyub, “Safvan’ın yerinde ben olsaydım, böylesine kötülük işler miydim?” Ümmü Eyyub, “'Hayır! Vallahi, sen de katiyyen öyle bir kötülük işlemezdin!' dedi. Bunun üzerine Hz.Ebu Eyyub el-Ensari şu tarihi cümleyi sarfetti: “Şunu bil ki, Aişe senden, Safvan benden hayırlıdır. Onlar hiç işlemezler.”
Bu sözler, gerçekten bu sahabedeki yüceliği gösteren çok önemli bir tavırdır. Hz.Peygamber’in, “Kendi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek Müslüman olamazsınız” hadisi gereğince yaşamanın güzel bir örneğidir. Bu, tarihte ender rastlanan bir empati örneği olsa gerektir.
İfk Olayı sırasında Hz.Safvan b. Muattal’a bu kadar destek veren Hz.Ebu Eyyub el-Ensari ile Hz.Safvan b. Muattal’ın aynı coğrafyada (Türkiye’de) mezarlarının olması da ilginç bir tesadüftür.
13. Onların (iftiracıların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki şahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.
Bu âyetle iftiracıların yalanı ortaya çıktı ve yalancı konumuna düştüler.
14. Eğer dünyada ve âhirette Allah'ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.
15. Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Hâlbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç)tur.
Hz.Aişe’nin ve Hz.Safvan b. Muattal’ın başından geçen İfk (iftira) Olayı’yla ilgili olarak Cenab-ı Hakk’ın sahabeye yönelttiği bu ikaz dolu ifadeler önemlidir. Bu ikazında Cenab-ı Hak, iftirayı işiten erkek ve kadın müminlerin hüsn-i zanda bulunup, “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerektiğini, oysa onlardan bir kısmının iftirayı dilden dile aktardıklarını, hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeyi ağızlarında geveleyip durduklarını ifade etmektedir. Ayrıca bu olay, önemsiz olmayıp Allah katında büyük bir suçtur.
16. Onu duyduğunuzda, "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır" demeli değil miydiniz?
İftira konusunda en ilginç tepkiyi o zamana kadar kendisinden korktukları için kimsenin söyleyemedikleri Hz.Ömer vermişti. Hz.Peygamber’in bu mesele konusunda danışıp görüşünü alması üzerine Hz.Ömer, başını göğe dikip şu şekilde tepki vermişti: “Allah! Allah! Bu büyük bir iftiradır” (Nur Sûresi, 24/16). Daha sonra inen âyetler de aynen Hz.Ömer’in dediği kelimelerle nazil olmuştu.
17. Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır.
İşte Kur’an’daki kıyamete kadar bütün Müslümanların okuyacakları, tilaveti ile ibadet edecekleri, âyetlerle (Nur Sûresi, 24/11-23) Hz.Safvan b. Muattal ve Hz.Aişe temizlendi. Bu beraet, çift taraflı oldu ve bu âyetler hem Hz.Safvan b. Muattal hem de Hz.Aişe hakkında nazil oldu. Tarihçiler bu konuda son sözü şöyle ifade ederler: “Allah o ikisini (Hz.Aişe ve Hz.Safvan b. Muattal’ı) dedikleri iftiradan temizledi.” “Allah onları yedi kat göklerin üzerinden inzal ettiği âyetlerle temizledi.”
Sonuç olarak Medine toplumunu bir ay boyu meşgul eden bu olay, Kıyamet’e kadar okunan âyetlerle temizlendi. Bu iftira belki ilk başta çok sıkıntıya yol açsa da Müslümanlar açısından hayırlı sonuçlar doğurdu. Münafıkların Medine’deki eylemlerinin zirvesi bu olaydı denilebilir. Bu olaydan sonra Medine’deki münafıkların hareketleri gerilemeye başlayacaktır. Müslüman toplumu da bu olayla birlikte daha bir kaynaşmışlar, birlikteliklerine sahip çıkmışlardır. Bu da onlar için çok hayırlı neticelerin doğmasına sebep olmuştur.
İBN ÜBEY, ÂYETLERİN ONU YALANCI ÇIKARIP REZİL ETMESİ ÜZERİNE, İNTİKAM ALABİLMEK AMACIYLA YENİ BİR OLAY KOLLAMAYA BAŞLADI. MEDİNE’DE BİR LİDER OLAN İBN ÜBEY BÜTÜN TOPLUMUN HUZURUNDA REZİL OLMANIN İNTİKAMINI ALMAK İÇİN ÇALIŞACAKTI.
MÜNAFIKLARIN BAŞI İSLAM’I TAM KALBİNDEN VURUYORDU. İFTİRA ATTIĞI KADIN, DİNİN PEYGAMBER’İNİN EŞİ VE İSLAM’DA HZ.PEYGAMBER’DEN SONRA İLK ADAM KONUMUNDAKİ HZ.EBUBEKİR’İN KIZIYDI.
İFTİRA OLAYI HZ.SAFVAN’A DA ÇOK DOKUNMUŞTU. ÇÜNKÜ O, CAHİLİYE DÖNEMİNDE BİLE HARAMA BULAŞMAMIŞTI. O, KENDİSİNİ HZ.PEYGAMBER’İN EN YAKINLARINDAN BİRİ OLARAK GÖRÜYORDU.
MEDİNE TOPLUMUNU BİR AY BOYUNCA MEŞGUL EDEN İFK OLAYI, İLK BAŞTA ÇOK BÜYÜK SIKINTIYA YOL AÇSA DA MÜSLÜMANLAR AÇISINDAN HAYIRLI SONUÇLAR DOĞURMUŞTUR.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.