Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat Yeni Sayı Kurani Hayat telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 kullanıcı ve 4 ziyaretçi çevrimiçi.

Kuran surelerin kimliği

BİLGİ EDEPLE ERDEME YÜRÜR - Enes DURMAZ

Ocak 11, 2010 yazan admin

    Adamın biri, kasabanın kahvehanesine girer, kendince önemli olduğuna inandığı bir mevzuu anlatmaya koyulur. Bakar ki kimse kendisini dikkate almıyor, hattâ kimisi söyledikleri ile dalga geçiyor. Bir sonraki gün, minbere çıkar. Çünkü minber, onun nezdinde en yüksek yerdir. Bu sefer gerçekten cemaatin ses soluk çıkarmadan, pür dikkat kendisini dinlediğini görür.

    Minberden inen adam, “Ne kadar yükseğe çıkarsam sözüm o kadar dinlemiyormuş” der. Bunu duyan hoca, kulağına şunu fısıldar: “Yükseklikten değil, üstüne bastığın makamdan dolayı sözün dinleniyor.”

    Eğitim de hikâyedeki adam gibidir, ayaklarının nereye bastığı çok önemli. Çürük bir zemine kurulan bilginin, sahibine faydası olmaz. Ama sağlam bir zemine atılacak olan her temel, ilerisinde eğitim yoluyla üstüne kurulacak olan erdemli şahsiyeti taşıyacaktır.

    Batının eğitimde en büyük eksikliği de, ahlâken çürümüş bir zemine yerleşmiş olmasıdır. Batı, indirgeme mantığını eğitimde de kullandı. Ahlak, eğitim ve erdem özünde bir bütünü temsil ederken; ahlakı vicdana, erdemi felsefeye ve eğitimi de bilgiye indirgedi. Bununla da yetinmeyip bilgiyi kendi içinde ikiye ayırdı: Kanıtlanabilen ve kanıtlanamayan bilgi. Bu ikisinin arasına büyük setler çekerek birbirleriyle ilişkisini kesti. Öyle ki, kesilen parmaklar artık bir yeri işaret edemiyordu.

    Elçilere baktığımızda ise, vahyin eğitiminden önce de ahlaklı bir hayat sürdükleri, bu zemini kirletecek davranışlara tevessül etmedikleri görülmektedir. Allah “Sen muhteşem bir ahlaka sahipsin. ” derken son Rasulüne; sen evrensel bir vicdana sahipsin,  imandan önce iyi ve kötüyü ayırabilecek hikmet sana verilmişti, demektedir aslında.

    İnsan, yaratılışında kendisine bahşedilen ahlak sayesinde var oluşundan “iyi olma” potansiyelini içerisinde taşır. Yanlışlara sesini yükseltirken, iyi davranışlara ve doğrulara meyleder. Tahrif edilmemiş insan fıtratı, üzerine doğru bilgi bina edilebilmesi için uygun bir zemin sağlamaktadır.

    Ahlaki davranışların arka planında, insanın vicdanen sorumluluk hissetmesi gizlidir. Doğruyu sadece doğru olduğu için söyleyen, adaleti hak olduğu için savunan vicdan, imani bir bilgiden yoksun olsa bile fıtri bir ahlaka sahip insandır. İnsanın altyapısının imana hazır bir zemin oluşturduğu açıkça ortadadır. İmandan bağımsız bu erdemli davranışlar, insanda “vicdani tecrübe” oluşturmaktadır.

    Vicdani bir tecrübe edinen şahsiyet, doğru ve imani bilgi ile donatılmaya başladığı takdirde, eylemlerini vicdani sorumluluktan imani sorumluluğa yükseltir. Bu da vicdana hapsedilen iyi olma gereksinimini, imanın temel gereksinimlerinden biri olarak önümüze koyar. İman; Allah’a, kendine ve topluma karşı sorumluluk oluşturur. Böylece insanda sorumluluk bilinci ortaya çıkartır. Bu da vahyin söz etmiş olduğu takvadır.

    Batı, eğitimin sorumluluk yükleyen insani değerlerini yok sayarak, bunu sadece iyi bir dünyevi hayat kurmanın aracı olarak görmektedir. Bu da indirgeme mantığının ulaştığı en dip nokta olmuştur. Doktor olarak yetiştirdiği kişiye ahlaki bir eğitim veremediğinden, Hipokrat yeminine sadık kalmasını istedi. Hiç bir ahlaki değer ve ölçüsü olmayan bir insanın ettiği yemin ne kadar geçerli olabilir ki!

    Takva sahibinin eylemlerinin otokontrol mekanizmasını iman oluşturmaktadır. İyiyi yapan ve iyiyi emreden insanın üzerinde bu hal bulunur. İyilik onun ahlakı ve fıtratı olur; yüzüne, gözüne, diline yansır. İyilik, kişi ile bütünleşir. Artık bu davranış kişide meleke haline gelir. O artık “emin” bir şahsiyet olur. Bu kişinin yanlış yapması öncelikle kendisiyle çatışması anlamına geleceğinden, artık daha tutarlı davranacak ve ‘emin’ vasfını kazanacaktır.

Üzerinde ahlakla eğitimi birleştirmiş kişiye, Rabbinden bir lütufla, işlerin eğrisini doğrusundan ayırabilme, bir işin başına, ortasına ve sonuna vakıf olabilme yetisi ve bunun daha geniş açılımı olan hikmet bahşedilir. Bu eğitim süreci, kişinin insan-ı kâmil vasfı kazanmasına kadar devam eder.

Elçilere baktığımızda, vahyin eğitiminden önce de ahlaklı bir hayat sürdükleri, bu zemini kirletecek davranışlara tevessül etmedikleri görülmektedir.

Batı, eğitimin sorumluluk yükleyen insani değerlerini yok sayarak, bunu sadece iyi bir dünyevi hayat kurmanın aracı olarak görmektedir.

 

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya