Gece boyunca kıvranıp durdu yatağında. Saatin kaç olduğunu, gecenin hangi diliminde bulunduğunu ayrımsayamıyordu. Bir çırpıda attı üstünden annesinin köyden gönderdiği kenarları kanaviçelerle işlenmiş ince yün yorganı. Sanki bütün yükü dünyanın, omuzlarına çökmüştü. Yatağında öylece durakalmıştı, gözlerini karanlığa dikmiş ruhuna bakıyordu. Kendisine azap veren meseleyi bulmaya çabaladı bir süre. Nefesini tutup kulak verdi gelmiş geçmiş bütün yaşanmışlıklara. Zihinsel bir musahabeye başlamıştı ki müezzinin davudî sesi Yeditepe’nin bütün semalarında yankılanmaya başladı.
Allahu ekber Allahu ekber… es-salatu hayrun mine’n-nevm…
Birlikte kaldığı öğrenciler hâlâ uyanmamıştı. Abdest alıp ferahladı önce, soğuk suyun ruhu diriltici inceliğine bir kez daha şahit oldu. Namazın teskin edici limanlarına sığındı. Dua okyanusuna daldı bir zaman. (…)