AİLE EKİ FİLM OKUMASI 

 

 

“WALL-E” FİLMİ VE ÇEVRE KİRLİLİĞİ AÇISINDAN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 

Gülsüm TURHAN

 

Pixar stüdyolarında yapılmış olan Wall-e filmi 2009 yılında en iyi animasyon filmi Oscar ödülünü̈ almıştır, ayrıca bilim kurgu filmi olarak da değerlendirilmektedir. Wall-e filmini seçmemizin nedeni filmin çevreci ve anti-tüketimci bir film olmasıdır. Filmde tüketim çılgınlığına ve insanların yaşadığı doğal çevreye verdiği zararlara dair sert eleştiriler aktarılmıştır. Filmde geçen olaylar günümüzden yaklaşık yedi yüz yıl sonrasına işaret eder. Kurgu dikkate alındığında Dünya yaşanmaz bir haldedir. İnsanlar BnL adlı bir mega şirkete ait uzay gemisi ile Dünya’yı terk etmek zorunda kalmışlardır. Filmde bir çöp presleme robotu olan Wall-e’nin insanlardan geriye kalan atıkları istifleyerek yaptığı kocaman çöp kuleleri göze çarpmaktadır. Wall-e dünyada yalnız kalmış bir böcekle yaşayan bir robottur. Wall-e her zamanki gibi çöpleri preslemeye giderken üzerinden geçtiği “Aşırı çöp dünyayı kapladı, dünya çapında acil durum ilan edildi.” yazan bir gazete parçası bize durumun ne derece kötü̈ olduğunu kısaca özetlemektedir. Wall-e ilgisini çeken çöpleri barınağına götürüp saklamaktadır. Yine bir gün çöplerin arasında bir ayakkabı içinde bulduğu bitkiyi barınağına götürür. Bu Wall-e’nin gördüğü̈ ilk bitkidir ve onu barınağında saklamaya başlar. Asıl hikâye de bu bitkinin bulunmasıyla başlamaktadır. Dünyayı hunharca tüketmiş yaşanmaz hale getiren insanoğlu yaptıkları sonucunda uzaya çekilmiş tüketim çılgınlığına devam etmektedir. Yaşadıkları uzay gemisinin reklamı şu şekildedir: “Etrafınızda fazla çöp mü var? Uzayda hâlâ çok boşluk var. BNL uzay gemileri her gün seferde. Siz yokken dünyayı temizleriz biz de. BnL filosunun baş tacı aksiyon 5 yıllık yolculuğunuzu yirmi dört saat servisle tam otomasyonlu mürettebatla geçirin. Durmak bilmeyen eğlenceler, nezih yemekler ve uçan sandalyelerle büyük anneler bile eğlenceye katılabilir. Yürümeye hiç gerek yok. Aksiyon on yıldızlı, uzay gemilerinin yıldızı. Sizler için BNL ile uzay sonsuz bir eğlence olacak.” Bu reklam filmi bize dünyanın artık yaşanmaz bir alan olduğunu göstermektedir. Uzaya çekilen ve uzay gemisinde yaşayan insanlar dünyada Wall-e’nin bulmuş olduğu bitkinin peşine düşmüşlerdir ve dünyaya bir uzay aracı göndermişlerdir. Bu uzay aracı, dünyaya modern bir robot bırakarak geri dönmüştür. Uzay aracını gören Wall-e şaşkındır ve robot onun ilgisini epey çekmiştir. Başlangıçta robotun dikkatini çekmek için çok çabalasa da sonunda Eva adındaki bu robotla tanışıp arkadaş olmayı başarmıştır. Wall-e, Eva’yı evine götürür ve ona insanlardan kalan çöplerden oluşturduğu koleksiyonunu gösterir. Eva hepsini tek tek inceler. Wall-e son olarak ayakkabı içindeki bitkiyi gösterince bitki Eva’nın içine depolanır. Eva çalışmaz hale gelir ve Wall-e, Eva’yı tekrar aktif hale getirmek için çabalar ama çabaları sonuçsuz kalmıştır. Eva’yı bırakan uzay gemisi geri gelip Eva’yı almıştır. Eva’dan ayrılmak istemeyen Wall-e ve arkadaşı böcek uzay aracına tutunarak dünyadan uzaya olan maceralarına başlamaktadırlar.

 

Uzay aracındaki manzara her ne kadar günümüzde insanların hayallerini süslese de durum sanılandan daha da vahimdir. İnsanlar uçan lüks koltukların üstünde yaşamaktadırlar. Önlerinde tabletler, bilgisayarlar vardır. Yanlarında duran insanlarla bile, o kişinin yanında olduğunun farkına varmadan, tablet aracılığıyla iletişim kurmaktadırlar. Robotlar insanların her türlü̈ hizmetlerini yapmaktadır. Artık insanlar şişmanlıktan hareket edemez haldedir. Bardaklardan hazır beslenmekte ve düğmelerle kıyafet değiştirmektedirler.

Uzay gemisinin kaptanı dünyadan gelen bitkiyi incelemek istemektedir. Eva ile birlikte uzay gemisine giden Wall-e, Eva’nın peşinden ayrılmamaktadır ve o da kaptanın odasına girmiştir. Kaptan Eva’nın içindeki bitkiyi olumlu rapor olarak almıştır. O sırada Wall-e ile karşı karşıya gelmiştir. Wall-e’nin elinden kaptanın eline toprak parçacıkları bulaşmıştır. Kaptan eline bulaşan toprak parçacığının ne olduğunu merak eder ve robotlardan birinden toprağı analiz etmesini ister. Robot analiz sonucu toprağı, “yabancı madde” olarak tanımlamıştır, bu yabancı madde üç doğal elementin çeşitli miktarlardaki karışımından meydana gelmektedir ve genel olarak toz, çamur ve toprak olarak bilinmektedir. Bu durum karşısında kaptan şaşkınlığını gizleyemez ve bilgisayardan toprağı tanımlamasını ister. Kaptan, “Toprak, gökyüzü̈ ve denizden ayrı olarak dünya yüzeyini kaplayan madde.” cevabını alır. Bu kez de denizi tanımlamasını ister ve dünya hakkında bilgi edinmeye devam eder. Bitkilerin toprağa ekilip biçildiğini yiyecek yetiştiğini keşfeder. Kaptan asıl yerinin Dünya olduğunu düşünmeye başlar. Kaptan merakla dünyanın şimdiki halini incelemeye başlar; ama gördükleri karşısında çok şaşırır. Daha önce video kayıtlarından izlediği yeşillikli, mavi denizi ve mavi gökyüzü olan Dünyayı değil; çöp yığınlarından oluşan kara Dünya’yı görür. Kaptan “Mavi gökyüzü nerede? Çimenler nerede?” diye hayretler içinde sorgular. Filmin devamında otomatik pilot kaptana büyük sırrı açıklar. Kaptan, “Dünyayı temizleme işlemi başarısız oldu. Giderek artan zehirli maddeler Dünya’yı yaşanamaz hale getirdi. Yeniden kolonileştirme işlemini iptal etmek zorundayız. O yüzden şimdilik rotanızda kalın. Bu sorunu halletmeye çalışmaktansa herkesin uzayda kalması daha kolay olacak.” açıklamasını büyük bir üzüntü içinde dinler.

Kaptan yine de dünyaya dönmeleri gerektiğini düşünmektedir. Bir tane bitki hayatını sürdürebildiyse yine yaşamın orada olabileceği umudunu taşımaktadır. “Asıl evimiz orada bir yerlerde, şimdi başı dertte, burada öylece durup hiçbir şey yapmadan oturamam. Hayatta kalmayı değil yaşamayı istiyorum.” diye düşünmektedir ama buna otomatik pilot izin vermemektedir. Kaptan ve otomatik pilot arasında çıkan arbede sonucu gemide birçok teknik aksaklık çıkar. Bu çıkan aksaklık sonucu insanların yaşadıkları koltuklar bozulur, tabletleri kapanır, yürümesini bile unutan insanlar birbirlerinin farkına varırlar. En önemlisi de insanlar, insan olduklarının farkına varmışlardır. Film mutlu sonla bitmektedir. Makinelerle çıkan çatışmayı insanlar kazanmıştır ve dünyaya geri dönüş yapılmıştır. Şişmanlıktan yürümesini bile unutan insanlar dünyada yürümeye başlamıştır, bitkiyi dikip çoğaltarak, su kuyuları açarak, dünyayı yeşerterek tekrar yaşanabilecek bir alan haline getirmişlerdir.

Wall-e filmi eleştirmenler tarafından ütopya olarak değerlendirilse de günümüzdeki bilimsel ve teknolojik gelişmelerden hareketle, filmdeki gibi bir yaşam tarzının ütopya olmaktan çıkıp gerçek olmasının çok yakın olacağını söyleyebiliriz. Ütopya, ideal bir toplum düzeni ya da yönetim biçimi ortaya koyan tasarım; hayali bir toplumsal düzen sunan yazın türü olarak tanımlanmıştır (Cevizci, 2005, s. 1682). Artık uzayda ya da başka bir gezegende yaşama fikri hayal olmaktan çıkmıştır. Yeni şeyler keşfetmeye meraklı olan insanlar kendi dünyalarının sınırlarını aşarak uzayı ve diğer gezegenleri keşfetmenin peşine düşmüşlerdir. Bu yaşam arayışı, önceleri sadece merak olarak başlamıştır; ama günümüzde ihtiyaç duyulduğu takdirde yeni yaşam alanları için alternatif olarak düşünülmektedir. Günümüzde yapılan çalışmalarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte şimdiye kadar sadece astronotların ve uzay mekiklerinin yapabildiği uzay yolculuğunu bütün insanlığa açabilmek için büyük çalışmalar vardır. Rusya’da yapılan çalışmalar uzay yolculuğundan ziyade uzay tatiline yöneliktir. Bir Rus firması olan Orbital Technologies 2016 yılında beş günlük tatil için uzay oteli hizmeti başlatmanın planlarını yapmıştır. Buna göre, araştırmacılar, profesyonel astronotlar yörüngede bulunan Ticari Uzay İstasyonu’nda konaklayacaklardır. Anılan proje kapsamında şimdilik dört odalı, yedi kişilik kapasiteye sahip bir uzay oteli yapılması planlanmaktadır (İlk Uzay Oteli 2016 Yılında Müşterilerini Ağırlayacak, 2011). Günümüz açısından bakıldığında uzayda tatil fikri kulağa çok hoş gelmektedir. Şimdilik tatil planları kurulsa da, tüketip, yaşanmaz hale getirdiğimiz Dünya’yı tıpkı Wall-e filmindeki gibi terk edip gitme düşüncesi de yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.

Gezegenimizin nüfusunun artmasıyla ve kaynakların yetersiz kalması sonucunda insanlar dünyanın ötesine bakmaya başlamışlardır. Space X adlı uzay turizmi girişimcisi olan ElonMusk “Herhangi bir felaket halinde insanlığın varlığını korumak için birçok gezegende yaşam olanağının araştırılması gerektiği düşüncesini söylemiştir. Bunu başarmak artık günümüzde hayal olmaktan çıkmıştır. Eski astronot Jeffrey Hoffman’a göre Güneş Sistemi’ne yakın birkaç yere gidebilecek teknolojiye sahibiz. Hoffman: “Ay az ötemizde, Mars ise hiç de uzak değil. Bu yolculukların yapılmasını sağlayacak bazı adımların atıldığını görmek mümkün.” ifadelerini kullanmıştır (Robson, 2014). Wall- e filmi açısından bu ifadeleri değerlendirecek olursak; çevre kirliliği, nüfus artışı, tüketim çılgınlığı henüz filmdeki boyuta ulaşmamıştır; ama ulaşması kaçınılmazdır. Dünya çapındaki yeterli önlemleri almadığımız takdirde tıpkı filmdeki gibi bizler de bir gün uzay gemimize binip dünyayı arkamıza bile bakmadan terk edip gidebiliriz. Bunun olasılığı özellikle Mars’ta su bulunmasıyla daha da artmıştır, bir ütopya olmaktan çıkmıştır. İnsanlık tarihi 2015 yılında Mars’ta su bulunmasıyla yeni bir yaşam alanı isteğini körüklemiştir. ABD’nin başkenti Washington’daki NASA Mars’ta dönemsel olarak akan su olduğuna dair kanıtlar olduğunu açıklamıştır. Mars keşif projesi kapsamında sıvı, akışkan ve tuzlu bir yapıya sahip su bulunduğunu gösteriyor. Bu büyük keşif Marsta hayatın en önemli parçalarından birinin bulunduğunu göstermektedir. Uzayda yaşama fikri insanların uzun zamandan beri hayallerini süslemektedir. Yine yapılan açıklamada Mars’a gönderilmesi planlanan insanların bulunan bu su sayesinde işlerinin çok kolaylaşacağı, suyun içindeki hidrojen ve oksijenin ayrıştırılarak, roket yakıtından, Mars yüzeyindeki insanlar için kritik olan suya kadar çok sayıda ihtiyacın karşılanabileceğinin altı çizilmiştir (Mars’ta Sıvı Halde Su Bulundu! Google Marsı Doodle Yaptı, 2015). NASA’nın bilim misyonu yöneticisi John Grunsfeld Washinton’da düzenlediği basın toplantısında bu son buluşun Marsta yaşamın mümkün olduğunu gösterdiğini belirtmiştir. Yine aynı şekilde NASA’nın Mars projesinde görevli bilim adamlarından, Arizona Üniversitesinden Alfred McEwen’a göre ise yaşam olasılığı çok yüksektir. Öncelikle 2020 yılında gezegene bir uzay aracı göndermek, 2030 yılında da insanlı uzay aracı göndermek planlanmaktadır. Ama bunun için öncelikle uzay araçlarının güzelce sterilize edilmesi gerekmektedir (Mars’ta Akan Su Keşfi Neyi Değiştirebilir?, 2015). İnsanların Mars’a gitme düşüncesiyle ilgili iki tür proje vardır.: Bunlardan biri Mars’ı ziyaret etmek, diğeri ise Mars’a yerleşmektir. Bir Hollanda projesi olan Mars One’da göçmenler dönmemek üzere Mars’a yerleşeceklerdir. NASA’nın Orion Projesinde Astronotlar Marsa gidecekler ve 6 ila 18 ay kaldıktan sonra döneceklerdir. Emekli astronot James F. Reilly Mars’a yolculuğun yaklaşık on sekiz ay süreceğini söylemiştir. Ayrıca Reilly; Marsta ağaçları, çiçekleri, arazileri süsleyen yeşil bitkileri, öyle futbol stadyumlarında alıştığınız yeşil çimenleri de bulamazsınız ifadelerini kullanmıştır (Demircan, 2015). Uzaya ya da Mars’a gitme düşüncesi yapılan bilimsel çalışmalar ve araştırmalara göre çok yakın bir tarihte gerçekleşecektir. İlk başlarda Orion projesindeki gibi astronotların araştırma amaçlı ziyaret edip dönebileceği ya da tatil, seyahat amaçlı gidileceği planlanmıştır. Bu plan zamanla Dünya’nın zarar görmesi, nükleer, kimyasal her türlü önlemez kirlilikten durumunda Mars One projesindeki gibi tamamen göçmen olarak uzaya yerleşme fikrine dönüşmüştür. Dünyayı terk edip uzayda başka bir gezegene yerleşme fikri film konusu ya da hayal ürünü olmaktan çıkmıştır.

Bunun yanı sıra bazı uzmanlar ise uzay araçlarıyla uzayda koloniler kurmak yerine bir gezegende ya da Ay’da yapay bir biyosfer yaratarak yaşam alanı oluşturma fikrini öne sürmektedirler. Bu konuda Mars ilgi odağı olmuştur ve 2025 yılına kadar orada yeni bir medeniyet yaratılmasını hedeflemektedirler. Hollandalıların 2012’de Mars One projesini başlatmışlardır ve 200 bin başvuru yapılmıştır. Mars koloni taşıtı ile Kızıl Gezegene insan taşımanın yöneticisi olan Musk’ın da Kızıl Gezegen’e yolcu taşıma hedefleri arasındadır (Robson, 2014).

Yine Mars’la ilgili olarak uzayda yaşam için bitki yetiştirme konusunda dünyada yüksek irtifalarda sadece yosun yetiştiğini Mars’ın da Everest’in yaklaşık üç katı olduğunu bundan dolayı genetik mühendislerinin bitkilerin dayanıklılığını artırarak Mars’ta da bitki yetiştirilebileceğine değinilmiştir (Mars’ta Sıvı Halde Su Bulundu! Google Marsı Doodle Yaptı, 2015). Özellikle Mars’taki bitki yetişme sorusunun yanıtını astronotlar da merak etmektedirler. Bu sorunun cevabını almak için Uluslararası Uzay istasyonunda VEG-01 projesiyle sebze yetiştirmeyi denediler. Astronotlar uzay istasyonunda kırmızı marul yetiştirirlerse yüksek radyasyon içeren Mars toprağında bile bitki yetiştirmeyi öğrenmiş olacaklardır (Demircan, 2015).

 

Sonuç

Bilimsel ve teknolojik gelişmeler hayatımıza avantajlar getirse de beraberinde dezavantajlar da getirmiştir. Wall- e filmindeki insanlar tabletlere, bilgisayarlara bağımlıdırlar. Günümüzde de insanlar vakitlerinin çoğunu akıllı telefon, tablet, bilgisayar gibi elektronik cihazların başında geçirmektedirler. Bu tür cihazların daha da gelişmesi bizleri filmdeki gibi tamamen elektronik ekranlara bağlayabilir. Bu tür cihazlar hayatımızı kolaylaştırsa da hayatımızdan da birçok güzelliği beraberinde götürmektedir. Filmde insanlara hizmet eden, temizlik işlerini yapan, kıyafet giydiren, uyku saatlerinde insanları uyutan birçok robot vardır. İnsanlar hayattan kopmuş, yanındakileri bile göremeyecek bir yaşam sürdürmektedirler. Günümüz insanı da günlük işlerini kolaylaştırmak için robotlar yapmaktadırlar. Henüz hayatımızda bu robotlar yaygın olmasa da hayatımıza girmeleri teknolojinin hızıyla an meselesidir. Günlük işlerimizde robotların işlerimize yardım etmesi kulağa hoş gelse de bunun üzerine düşününce bunun o kadar da hoş olmadığını kolayca anlayabiliriz. Robotların gündelik hayatımıza hizmet edici olarak girmesi herhalde tüketim çılgınlığında ulaşacağımız son nokta olacaktır. İnsanlar önce doğayı tüketecek, sonra makineleri tüketecek ve en son olarak da insan olmanın gereğinin dışına çıkarak kendilerini tüketeceklerdir.