AİLE EKİ

Zeynep ÇAKIL

 

AHLAKSIZ AHLAK

 

İnançtan, dinden bağımsız bir ahlak geliştirmek mümkün müdür? Ahlak, referansını nereden alır?

Dine dayanmayan ahlak, diğer insanların gözlerinden uzak olduğu yerlerde kişiyi kontrol etme imkânına sahip değildir.

Ahlak, referansını vahiyden aldığı sürece kalıcı olur. Yoksa görece ve hesabi bir ahlak oluşur. Bir davranışın ahlaki olup olmadığını, onun çıkış noktası olan niyeti okuyan bilir. Niyetleri okuyan, kalplerimizde olanı bilen yegâne otorite olan Allah’tır. Ahlaki davranışın referansı Allah’tır. Bu ahlakı göreli bir davranış olmaktan çıkarır ve ahlakilik garantisi kazandırır. Şu ayet bize bu hakikati çok güzel özetler.

“De ki: Size tek bir öğüdüm var: İster tek başınıza olun isterse başkalarıyla birlikte olun; asla Allah’ın huzurunda bulunduğunuz gerçeğini unutmayın!” (Sebe’ 34:46)

İnsan her an gözetim altında olduğunu bildiği zaman beşeri bir denetime ihtiyaç duymadan ahlaklı ve sorumlu davranabilir. İnanan ve vahiyden beslenen bir mümin bu ayeti içselleştirdiğinde bir başkasının onu gözetlemesine gerek kalmaz.

“Doğrusu insanı biz yarattık; ona nefsinin ne vesveseler verdiğini en iyi Biz biliriz; zira Biz kulumuza şahdamarından daha yakınız.” (Kaf 50:16)

Şah damarından daha yakın niyeti dahi okuyan bir kamera sistemi henüz icat edilemedi.

 

İlahi bir denetimden yoksun olarak ahlaklı gözükmenin ahlaksız tarafı nedir?

Ahlak, kişide içselleştirildiğinde meleke haline gelir ve biz ona ahlaklı deriz. Davranışı ilkelidir; duruma, vaziyete ya da kişiye göre değişmez. Oysa ahlaklı gözükmek görecedir. Ve çıkar üzerine kuruludur. Ahlaklı gözükmenin ahlaksız tarafı, çıkar ve menfaattir.

İnsan, ahlaki değerlerin dikkate alındığı sosyal bir ortamda yaşamını sürdürür. Modern zamanlarda bu sosyal ortamı gösteriş dünyası olarak tanımlayabiliriz. Güzellik, sevgi, sadakat ve hakikat gibi kavramlar modern bireyin propaganda ettiğini söylediği değerler, aslında sadece sosyal ilişkileri esnek bir biçimde yürütmekten başka bir işe yaramazlar.

Goffman ‘’modern insan, sadece büyük bir iletişimci değil aynı zamanda büyük bir sahtekârdır.’’ der. Bu anlamda modern insan; inandıklarına göre değil, daha çok menfaat elde edeceği davranışları sergileme eğilimindedir. Kendi yaşadığı mekânlarda son derece ahlaklı ilkeli saygılı davranan modern insan, aynı özeni başka coğrafyalarda göstermez.

Günümüzde bireysel ve duygusal tatmin giderek daha fazla ön plana çıkmaktadır. Eğer bir nesne bir düşünce ya da bir ilişki bizi tatmin etmiyorsa bunları terk ediyor ve yeni bir şey bulmak için arayışa çıkıyoruz. Bu arayışta her yol mübah oluyor. Gerçekliği yargılamak için artık geleneksel değer ve normları değil, son derece değişken sübjektif duygu ve coşkularımızı kriter olarak kullanıyoruz. Bu aynı zamanda “tüketimci ahlak”ın modern toplumda neden bu kadar ilgi gördüğünü açıklamaktadır. Her şeyi tüketen müthiş bir çöp üretme makinası gibi davranıyor insan. Hayvanların yaşadığı alanlarda çöp göremezsiniz, her şey ait olduğu yere döner ve müthiş bir geri dönüşüm mekanizmasını izlersiniz.

Modern insan, ilişkileri de çok hızlı tüketiyor. O an ihtiyacını karşılayana karşı gösterilen aşırı ilgi, yapay bir sahteliği de içinde barındırıyor ve ihtiyaç bittiğinde ilişki de bitiyor. Artık bütün ilişki türlerinde bunu görmek mümkündür.

Tabi ki bu davranış biçimin batıda düşünce anlamında öncüleri var. Bir toplumun düşünme biçimi, aynı zamanda yaşam biçimini de yansıyor.

Batıdan birkaç örnek vermek isterim.

Mandeville Ahlakı… Bernard de Mandeville (1670-1733)’in ahlak öğretisi… Ahlak denen şey, içi boş bir kavramdır. İnsanlar kendi çıkarları olmazsa, toplum yararına ve ahlaka uygun davranmazlar.

Mandeville’nin dile getirdiği düşünce bugün modern batı, insanın hayat felsefesi, yaşam biçimi olmuştur. Çıkarı olmayan her duruma kapalıdır. Ülkelerine gelen mültecileri bile seçip içlerinden mesleki vasıfları olanları kabul etmesi en bariz göstergelerden biridir. Kendisine zararı dokunmadığı sürece başka ülkelerdeki açlığa, yokluğa, salgın hastalıklara ilgisiz kalmakta hatta onların mağdur durumlarını kendisi için bir fırsata çevirmektedir. İç karışıklık yaşayan ülkelerdeki krizleri derinleştirip savaşan gruplara ayrı ayrı silah satması sonra arabulucu rolüne soyunup ahlaksız bir ahlak gösterisi yapmaktadır.

Bentham Ahlakı… Jeremy Bentham (1748-1832)’ın ahlak öğretisi… “En üstün iyi” faydadır. İyiyi, kötüden ayırmak için faydalı olup olmadığına bakmalıdır. Bentham’ın “faydacı ahlak” anlayışı Hedonizmin bir uzantısıdır. Bentham şöyle der: “zevkin kendisi iyidir, tek iyidir. Acı kötüdür. İyi ve kötünün başka bir anlamı yoktur.”

Bentham’a göre amaç, “en fazla sayıda insanın en fazla mutluluğudur.”

Burada tarif edilen mutluluk kavramı insanın anlık ilkel ihtiyaçlarını karşılayan haz kelimesi ile ifade etmek daha doğru olacaktır kanaatimce.

Kirene Ahlakı… Aristippos’un (İ.Ö. 435-355) öğretisi…

Haz veren şey iyi, acı veren şey ise kötüdür. İnsanın amacı en yüksek hazza ulaşmaktır. İnsan kendisine haz vermeyen şeylerden uzak durmalıdır. Kirene ahlakının bu öğretisine, haz ahlakı (Hedonizm) adı da verilmektedir.

Nietzsche Ahlakı… Friedrich Nietszche (1844-1900)’nin ahlak öğretisi… İnsan, doğal bir varlıktır. Erdem kadar erdemsizlik de normal karşılanmalıdır. Ahlaki ölçüler ve normlar koymak saçma ve gereksizdir.

Nietzsche ahlak öğretisi, sınırsız yaşam anlayışını temsil ediyor. Ahlaki normlar, kişiyi sınırladığında saçma olarak değerlendirilebilir.

Modern toplumlarda bireylerin eski dönemlere göre oldukça geniş alanlarda yaşam koşullarının iyileştiği bir gerçektir. Sanayileşmeyle birlikte temel ihtiyaçları karşılamanın oldukça kolaylaştığı ve insanların hayatlarının her anında alternatifler arasından tercih yapmak zorunda kaldığı görülmektedir. Dünya üzerinde yer altı ve yer üstü kaynakların yoğun bir biçimde işlendiği, soğuk zincirler yoluyla birçok gıda ürününün uzak coğrafyalardan getirilerek bireylere sunulduğu ve günlük hayatın her alanında hayal bile edilemeyecek bir kolaylığın yaşandığından bahsedilebilir.

Ne var ki modernizmin sunduğu bu hayal dahi edilemeyecek imkanlar, insanları çok seçenek içerisinde seçeneksiz bırakmaktadır. Aşırı konfor ve haz eksenli yaşam biçimi insanda tatminsizlik olgusunu da beraberinde getirmiştir.

Fransız Yazar Frederic Paulhan, Ahlakın Ahlaksızlığı (La Morale de L’Ironie) adlı kitabında şu ifadeyi kullanır: “Hürriyeti en çok isteyenler susturulmuş olanlardır. Fakat bunlar başkalarını yenince onlara hiçbir hürriyet vermezler.” Bu bağlamda insan haklarından, bağımsızlıktan ve özgürlükten söz edenlerin; genellikle gücü ellerine geçirdiklerinde sözünü ettikleri değerleri unutmaları, herhâlde Zijderveld’in sözüne ettiği “ahlaksız ahlakı” en iyi ifade eden durum olarak görülebilir.

Geçmişte ağır bedeller ödemiş, soykırıma tabi tutulmuş, Gaz odalarında işkenceye maruz kalmış Yahudi toplumunun, bugün güç ve iktidarı eline geçirdiğinde nasıl zulmettiğini bariz bir şekilde müşahede etmekteyiz.

Ahlaksız ahlak, birey ya da grupların söylemleri ile eylemlerinin ters düşmesini, hatta çoğu zaman kasıtlı bir şekilde, değişen şartlara uygun olarak farklılaşmasını ifade etmektedir. Kaos, kriz, bunalım, yabancılaşma veya çatışma olarak karşılık bulacaktır. Batılı insan hakları savunucusu örgütlerin; büyük oranda kendi devletleri tarafından desteklenen çatışmaları durdurmak yerine, sözde insanlara gıda yardımında bulunmaları ahlaksızlığın en belirgin örneklerindendir.

Özellikle son yıllarda Orta Doğu ülkelerinde çatışmaların ortaya çıkardığı trajik görüntünün baş sorumlusu olan ülkelerin çatışmalara son vermek için çeşitli toplantılar düzenlemeleri, diğer yandan çatışmaları bir çeşit taşeron örgütlere silah vererek destekleyip, sonra Hollywood yıldızlarından bazılarını Birleşmiş Milletler barış elçisi olarak göndermeleri tam bir ahlaksız ahlak gösterisidir.

Papa’nın Yunan adalarındaki mültecileri ziyaret edip sadece 12 mülteciyi Vatikan’a götürmesi ve bu yolla Batılı devletlerin mültecilere karşı acımasız niyetlerini gizlemesi önemli birer örnektir.

Batı, neden olduğu sorunları çözmek yerine çözüyormuş gibi yaparak krizden fırsat çıkarmaya, kendi reklamını yapmaya ve bütün dünyayı uyutmaya devam etmektedir.

Yunanistan kapısında bekleyen binlerce mülteciyi hem de birleşmiş milletlerin mülteci yasasına aykırı olarak, üzerlerine gaz ve tazyikli su sıkarak işkence etmekteyken, ortaya çıkan virüs salgınında maske üretecek eleman ihtiyacını yine dövdüğü insanlar arasından temin ederek tam bir ahlaksız ahlak gösterisi yapmaktadır.

Tam olarak hangi iradeyi ifade etmek için kullanıldığı hakkında bile görüş birliği olmayan uluslararası toplum, dünya üzerinde çözümsüz bırakılmak istenilen her sorun için göreve çağrılmaktadır. Hâkim güçlerin bir sorunun çözümünü ötelemek istemesi ya da hiçbir zaman çözmek istememesi durumunda uluslararası toplum adres gösterilmektedir. Oscar Wilde bu durumu yıllar önce “Kimsenin işe yarar bir fikri olmadığında kamuoyunun fikri ortaya çıkar.” diyerek oldukça etkili bir biçimde ifade etmiştir.

Müslüman doğu toplumu, Batı’yı eleştirmek için kullandığı ahlaki kavram ve referansları kendini sorgularken kullanmaması bariz bir çıkmaz olarak karşımızda durmaktadır.

İç savaşlarda yerlerinden edilen binlerce Müslüman mülteci, İslam ülkeleri yerine neden batı ülkelerinin kapısı önünde perişan vaziyette beklemektedir. Bugünün İslam dünyasının içler acısı durumunu genel olarak ve ahlaki açıdan sorgulamak gerekmektedir. Kendisini Müslüman olarak kabul eden bireyler ve grupların, acımasızca diğer gruplara saldırırken dinî sloganları kullanması önemli bir çıkmaz olarak karşımızdadır.

Her yıl milyonlarca Müslümanın hac yapmak için gittiği Suudi hükümeti, Yemen’de başka bir İslam ülkesi olan İran ile savaşa girip binlerce çocuğun açlıktan ölmesine sebep olurken, Müslümanlar ibadet için Suud hükümetine binlerce dolar verip hac yapmayı içine sindirebilmeleri de ahlaksız ahlaktır.

Öte yandan Müslüman ülkelerin bilimsel, ekonomik ve sosyal yönlerden dünya sıralamasında oldukça alt sıralarda yer alması düşündürücüdür. Korona virüsü dünyayı tehdit ederken tüm İslam dünyasının gözü kulağı batıdan gelecek aşı veya ilaca çevrilmesi üzücüdür.

Çözülemeyen birtakım sorunların kaynağında sadece Batı’yı aramak ve Batı’yı suçlamak da sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınanların geliştirdiği bir ahlaki anlayış olarak “ahlaksız ahlak” kapsamında değerlendirilmelidir.

Batı, sömürgeci geçmişi yüzünden ahlak trenini kaçırmıştır. Bunun bedelini de ağır ödemektedir. İçine girdiği insani krizin sonuçlarını trajik bir şekilde yaşamaktadır. Ahlak yoksa adalet de, özgürlük de, güvenlik de yoktur.

 

Modern çağda yükselen değer ahlaktır. Zira bir şey ne kadar azalırsa, değeri o kadar yükselir.

Modern zamanlarda yaşayan birçok birey için yaşam koşulları önemli ölçüde kolaylaşmıştır. Buna karşılık dünyanın belirli coğrafyalarına sıkışmış, hayatının tamamını oldukça kıt imkânlarla devam ettirmeye çalışan veya modern silah endüstrisinin ağır yıkımlarıyla karşı karşıya kalan kitlelerin oranı şaşırtıcı bir biçimde artmıştır.

Böyle bir ikilemden belki de en fazla etkilenen kavram, ahlaktır. Söz gelimi Afrika’da açlıktan ölen insanlar için üzülen, hatta bazı kuruluşlar yoluyla oradaki insanlara yardım etmeye çalışan insanlar; emeklerini çok az bir miktar parayla küresel sermayenin hizmetine sunan işçiler eliyle üretilen ürünleri israf boyutunda satın almakta bir sakınca görmemektedir.

Dünyanın birçok ülkesine tropik meyveler, kahve ve kakao gibi modern tüketimin vazgeçilmez ürünleri kolaylıkla transfer edilirken oldukça ucuza mal edilebilen aşılar, bebek mamaları ve temizlik ürünleri gibi temel ihtiyaç malzemelerinin az gelişmiş ülkelere ulaştırılması mümkün olmamaktadır.

Afrika’da çocukların günlük iki dolara topladığı kakao, Avrupa’daki beyaz çocuğun çikolatası olmuş ve fazla kaloriden obezitesine sebep olduğu bir dünya daha fazla hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edemezdi.

2020’de tüm dünyayı etkisi altına alan virüs salgını, dünya sakinlerinin birbirine yaptığı zulme misafirhanenin sahibi tarafından bir virüsle kendilerine gelmeleri için yaşamı durdurmak olarak görüyorum. Bir kırılma noktasına ihtiyaç vardı. Farkındalık kolay oluşmuyor bazen sarhoş olan veya bayılana tokat atarak kendisine gelmesini sağlarız. Aşırı konfor, haz ve hızla insani sınırların geçildiği bir çeşit hayvani ilkel sınırlarda sarhoşluk yaşayan, Yaşama dair anlamını kaybetmiş modern insana yeniden anlam kazanmasını sağlamak için yaratıcı tarafından bir tokat olarak da okuyabiliriz.

Yaratıcı, yine bizim çabamıza bağlı olarak yaşamı yeniden başlattığında, bence Korona virüsünün dünyaya giderken bıraktığı en anlamlı mesaj şu olacaktır;

Dünya denen bu gezegeni paylaşan siz insanlar birbirinizin düşmanı değilsiniz enerjinizi birikiminizi   birbirinizi yok edecek konvansiyonel silahlara harcamayın. İnsansız silahlar, füzeler akıllı bombalar anlamını yitirmiştir beni bunlarla yenemezsiniz. Kıtalararası ulaşım araçları ile size topyekün saldırıyorum, siz de ancak topyekün savaşarak benimle başa çıkabilirsiniz.

Hepiniz eşitsiniz. Birinizin güvende ve iyi olması, ancak diğerinin iyi ve güvende olması ile mümkündür. Tüm enerjinizi birbirinizin yaşam alanını iyileştirmek için kullanın. Çünkü yaşam alanı kötü olan birinin uğradığı felaket sana da uğrayacaktır.

İnsanlık, sahip olduğu nimetlerin ne kadar anlamlı olduğunu sanırım mahrum olmadan anlayamayacaktı. Umut ediyorum, İnsan aklı, çektiği acı ve ödediği bu ağır bedel sonrası dünyayı daha iyi, daha adaletli, daha güvenli bir yer yapmak için çaba sarf edecektir. Biz olmadan ben olunmayacağını öğrenmiş olacak, elindekileri paylaşmanın hazzını tadacaktır.

Bu kriz bize, bir öğretmen gibi unuttuğumuz tüm değerleri yeniden öğretmeye geldi. İnsan, toplumsal bir varlık olduğunu, sadece bireysel tatminleri dikkate alarak mutlu bir şekilde varlığını sürdüremeyeceğini anlamıştır. Bu nedenle toplumsal yapının bozulması, bireylerin de yaşamını derinden etkilediğini dünya yaşayarak görmüştür.

 

Kriz zamanlarında bozulmuş bir ahlakın, ya da “ahlaksız ahlakın” hâkim olduğu bir toplumda krizin boyutlarının insan temelli ne kadar da yıkıcı olduğunu hep beraber öğrendik.

 

Bir süpermarkette birinin 50 paket çocuk bezi stoklaması neticesinde bir başka annenin çocuğuna bez bulamayıp nasıl gözyaşı döktüğüne şahit olduk.

 

Yine bir sağlık çalışanı iki günlük nöbet sonrası markette yiyecek bir şey bulamayıp evine aç dönerken ‘’biz olmazsak size kim hizmet verecek’’ diyerek insanları sorumlu davranmaya çağırması kulaklarımıza kazındı.

 

Ahlaki değerler, insanlığın oturup da yeniden icat edeceği değerler değildir. Bu değerler, insanın fıtratına Allah tarafından yerleştirilmiştir. Bunlar görece hesabi değil, fıtri ve hasbidir. İnsanın fıtratına nakşedilmiş olan bu değerlerin yeniden keşfi ve yaşadığımız hayatta görünür hale gelmesi için kılavuzluğa ihtiyacımız var.

 

Vahiy, işte o ilahi kılavuzluğun ta kendisidir.

 

Bu kılavuzluğu hayatın içine indirecek şahsında örnekleyerek sunacak bir Kur’an nesline ihtiyacımız var.

 

Umut ediyorum bu krizin insanlığa sunduğu fırsat, dünyada düşüş trendine girmiş olan inancı, yeniden vahiy temelli tekrar yükselişe geçirecektir.

 

Bugün düşünsel sürecini tamamlayan, ilahi vahyin ilkeleri ile bir yaşam biçimini benimseyen tüm ilişkilerini bu ilkeler doğrultusunda yürütmeye çalışan bireyler, dünyanın içine girdiği insani krizi çözecek ve yeniden insanlığın umudu olacak kadrolar olacaklardır. Bu salgınla buna ne çok ihtiyacımızın olduğunu öğrendik.

 

Ve Kur’an’ın bazı ayetleri bugün tekrar nazil olur;

 

Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Ve Allah bir toplumu cezalandırmayı murat ettiği zaman, Onu engellemek mümkün olmaz;

Ondan başka sığınacak merci de bulamazlar. (Rad 11)